Mu'minun Suresi 68. ayette geçen, "... Yoksa kendilerine, ilk atalarına gelmeyen bir şey geldi diye mi inanmıyorlar." ifadesini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

"Peki onlar Allah’ın sözünü anlamaya çalışmadılar mı? Yoksa önce geçip gitmiş babalarına hiç gelmemiş olan, ömürlerinde ilk defa duydukları bir şeyle mi karşılaştılar. Yoksa şu aralarında yaşamış olan resulü, tanıdıkları biri olmadığı için mi reddediyorlar?" (Mu'minun, 23/68-69)

Ayet-i Kerime dikkatli okunduğunda mesele daha iyi anlaşılacaktır.

Bu müşrikler, hiç Allah'ın indirdiği kelamını düşünüp ondan ibret alma­dılar mı? Allah'ın, o Kur'an'da zikrettiği delillerini görmediler mi? Yoksa onlara gelen Peygamber, kendilerinden önce geçmiş atalarına gelmemiş midir ki pey­gambere karşı çıkıyor, onu reddediyorlar? Yoksa bu inkarcılar, Muhammed'in kendilerine gönderilmiş bir peygamber olduğunu idrak edemediler mi? Onun, güvenilen ve doğru söyleyen bir kimse olduğunu bilmiyorlar mı ki onu redde­diyorlar? Yoksa onlar "Muhammed'de delilik var"mı diyorlar? Onun, mânâsız şeyler konuştuğunu mu iddia ediyorlar?

Hayır, o böyle değildir. Muhammed onlara gerçeği getirmiştir. Gerçeği söyleyen deli olur mu? Fakat ne var ki bu kâfirlerin çoğu, hakkı çirkin görürler. Yoksa bunlar, Muhammed'i de çok iyi tanıyorlar. Deli olmadığını da çok iyi bi­liyorlar.

Burada Kur'ân-ı Kerîm'e ve Hz. Peygamber (asv)'e inanmayı gerekli kılan üç nokta üzerinde durulmaktadır:

a) Kur'an, iyi niyetli insanların kabul edebileceği bir mâkullük taşır; insanların aklına, sağduyusuna, vicdanına hitap eder; dolayısıyla art niyetli ve ön yargılı olmayan her normal insan, Kur'an üzerinde sağlıklı ve yeterli ölçüde düşündüğünde, incelediğinde onun ortaya koyduğu iman esaslarını ve hayat programım rahatlıkla kabul edebilir. Bu sebeple âyette putperestler Kur'an üzerinde düşünmemekle suçlanmışlardır.

b) Kur'an, insanlığın o güne kadar hiç bilmediği, duymadığı şeyler söylemiyor; aksine o, önceki peygamberlere bildirilen evrensel gerçeklerden söz edip geçmiş peygamberlere dair bilgiler veriyordu; Araplar'm atası olan Hz. İsmail (as) da bu peygamberlerdendi; ayrıca Kur'an'ın geldiği dönemde bile Araplar arasında hâlâ Hanîfler diye anılan İnançlı ve erdemli bir topluluk bulunuyordu; dolayısıyla Hz. Muhammed (asv)'in bildirdiği dinin, başta tevhid akîdesi olmak üzere temel ilkeleri Araplar için büsbütün bilinmeyen konular değildi.

c) Mekke toplumu, kırk yıldır aralarında yaşayan Hz. Muhammed (asv)'i yakından tanıyor, hem zihinsel hem de ahlâkî yönden kendisini takdir ediyor, güvenilir bir kişi (el-emîn) olarak niteliyorlardı. Bu durumda peygamberlik geldikten sonra ona "yalancı, cin çarpmış" gibi isnatlarda bulunmaları, altında çıkarcı duygu ve maksatlar yatan birer iftiradan başka bir şey olamazdı.

Sonuç olarak Resûlullah (asv) onlara gerçek olanı, yani her akıl sahibi ve fıtratı bozulmamış insanın doğruluğunu kolayca kavrayacağı bilgiler, hikmetler getirmiştir; iyilikleri emretmiş, kötülükleri yasaklamıştır. Şu halde putperestlerin onun peygamberliğini tanımamalarının asıl sebebi, "gerçeği sevmemeleri" yani doğrulan kabul edip getirdiği hükümlere uymaya yanaşmamalarıdır. Ayrıca onlar, Hz. Peygamber (asv)'a inananları kendilerinden aşağı görüyor; gerçeğin onların yanında olduğunu kabul etmeyi kendilerine yediremiyor; bu sebeple onlara haset ediyor, kin besliyorlardı.  (Taberî, XVIII, 42) Ne yazık ki bu zaaf, sadece o dönem Mekke'sinin cahil ve kaba putperestlerine özgü olmayıp insanlığın, tarihin çeşitli dönemlerinde, hatta günümüzde de örneklerine rastlanan ciddi bir sorunudur.

(bk. Kur'an Yolu, Diyanet Tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR