Kitlesel bir araç ile gıybet eden nasıl helallik alır?

Tarih: 21.07.2021 - 12:43 | Güncelleme:

Soru Detayı

Gıybetle ilgili sorularım var, her birine ayrı ayrı cevap verirseniz memnun olurum:
1. Akraba ziyaretlerinde gıybetler çok olabiliyor bu tarz olaylarda akraba içinde çok tepki görmemek için kişi kalben buğzetse bu onu mesuliyetten kurtarır mı?
2. Bir kişi gıybet edilse mesela fiziksel özelliğiyle alakalı bir gıybet olmuş olsa Gıybet konusunda helallik istenirken gıybetini ettiğimiz durumu ona söylememiz gerekir mi yoksa sadece gıybetini ettim hakkını helal eder misin mi demek gerekiyor?
3. Gıybetin caiz olduğu durumlarda kişi hissiyatını katarak konuşursa bu yine gıybete girer mi? Mesela fasık-ı mütecahirin gıybetine cevaz var fakat insanlar bunu anlatırken ister istemez his karıştırıyorlar adama karşı içlerinde bir buğz bir adavet oluşuyor. Bu hissin karışması durumu gıybete çevirir mi?
4. Bu tarz bir şey duydum ama doğru mu bilmiyorum: Mesela bir kişi televizyondayken veya farklı kitlesel bir araçta gıybet etti bu kişinin helallik alması tam yeterli olmuyor mu? Özrünü yine aynı araçla topluluk içinde mi dilemesi gerekiyor?
5. İnsanlar hakkında zanla hüküm vermeye yetkimiz yok şahitler olması gerekiyor. Bu şahit getirme konusunda her konu, her zan için gerekli şahit sayısı dört müdür? Gerekli şahitler getirilemezse söylenen şey doğru da olsa iftiraya mı girer?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Soru 1:
Akraba ziyaretlerinde gıybetler çok olabiliyor bu tarz olaylarda akraba içinde çok tepki görmemek için kişi kalben buğzetse bu onu mesuliyetten kurtarır mı?

Cevap:

Esas olan konuyu değiştirmek ve günah ortamını yok etmektir, buna imkan yoksa orayı terk etmektir.

Yapabileceği başka hiçbir şey yoksa kalben buğzetmek ve bunu tavrı ile göstermek inşallah kurtarır.

Soru 2:
Bir kişi gıybet edilirse mesela fiziksel özelliğiyle alakalı bir gıybet olmuş olsa gıybet konusunda helallik istenirken gıybetini ettiğimiz durumu ona söylememiz gerekir mi yoksa sadece gıybetini ettim hakkını helal eder misin mi demek gerekiyor?

Cevap:

Helallik isterken eğer söyleyeceğimiz sözler o kişi ile aramızdaki beşeri münasebetlere zarar verecekse, işin detayını anlatmadan helallik dileyebiliriz.

Buna göre, “Gıybetini ettik hakkını helal et” demek yeterlidir.

Kişinin maddi zararı varsa bunu söylemek gerekir. Maddi zararını tazmin edip helallik dilenmelidir.

Ancak bu kişiyi sorumluluktan kurtarmaz, haram işledikleri için Allah’ın da bağışlaması gerekir; bunun da yolu tövbedir, pişmanlıktır, bu işten vazgeçmek, bir daha yapmamaya söz vermektir.

Soru 3:
Gıybetin caiz olduğu durumlarda kişi hissiyatını katarak konuşursa bu yine gıybete girer mi? Mesela fasık-ı mütecahirin gıybetine cevaz var fakat insanlar bunu anlatırken ister istemez his karıştırıyorlar adama karşı içlerinde bir buğz bir adavet oluşuyor. Bu hissin karışması durumu gıybete çevirir mi?

Cevap:

Günahını gizlemeyen kimsenin bu durumunu konuşmanın da bir sebebi, hikmeti, faydası olmalıdır. Sırf yarenlik olsun diye konuşmak caiz olmaz. Konuşmanın sebebi mesela ibret ve tedbir almak, kötülüğü önlemek, zarar görmesi muhtemel olan kimseyi uyarmak… olmalıdır.

Fıskını gizlemeyen kimsenin bu durumunu konuşurken duygularını katarak küfür, hakaret, abartma, tahrik edici davranışlarda bulunmak caiz değildir.

Ameller niyetlere göredir. Bu nedenle, dinimizin yasakladığı bir hissiyatını karıştırdığı için hem gıybet günahını hem de düşmanlık duygusunun günahını beraber işlemiş olur.

Soru 4:
Bu tarz bir şey duydum ama doğru mu bilmiyorum: Mesela bir kişi televizyondayken veya farklı kitlesel bir araçta gıybet etti bu kişinin helallik alması tam yeterli olmuyor mu? Özrünü yine aynı araçla topluluk içinde mi dilemesi gerekiyor?

Cevap:

Evet en doğrusu özrünü yine aynı araçla topluluk içinde dilemesidir. Ancak esas olan kişinin kendisiyle bizzat helalleşmektir. Hem helalleşir hem de özrünü yine aynı araçla topluluk içinde söylerse mükemmel olur.

Gıybet edilen kişiyi kitlesel bir araç ve ortama davet edip orada helallik istemek gerekli değildir; bu davranışın başka olumsuz yan etkileri olabilir. İnsanlar, acaba ne dediler diye tecessüse sevkedilmiş olabilirler.

Soru 5:
İnsanlar hakkında zanla hüküm vermeye yetkimiz yok şahitler olması gerekiyor. Bu şahit getirme konusunda her konu, her zan için gerekli şahit sayısı iki veya dört müdür? Gerekli şahitler getirilemezse söylenen şey doğru da olsa iftiraya mı girer?

Cevap:

Hüküm vermek sıradan insanların işi değildir, hükmü hakim verir ve olayların şahid nisabı ve nitelikleri farklıdır.

Hüküm vermek değil de bilgi ve kanaat sahibi olmak söz konusu ise bu takdirde insanı galip zanna götüren deliller olmalıdır.

Bunlar olmadan zan ve kanaat sahibi olan kişi su-i zanda bulunmuş olur ki bu da caiz değildir.

Demek ki, zan veya tahmine göre, kişinin aleyhine olan bir konuda konuşmak caiz olmaz, suizan olur, her halükarda günahtır.

Doğruluğu teyit edilmeyen bu tür bilgilerin paylaşılması da caiz değildir, günahtır. Zira birkaç doğrunun yanında binlerce yalan, iftira, iddia.. sosyal medyada dolaşıma girmektedir. Böylece farkında olarak veya olmayarak nice Allah haklarına, kul haklarına, amme haklarına girilmekte, bir günah binlere hatta milyonlara katlanmaktadır.

Nitekim Hz. Peygamber (asm) Efendimiz: “Her duyduğunu söylemesi kişiye yalan (bir başka rivayette günah) olarak yeter!” buyurmuştur. (Müslim, Mukaddime, 5; Ebu Davud, Edeb, 80)

Eğer bilgi doğru ise, konunun anlatılması için gıybetin caiz olduğu yerlerden birine girmelidir. Yoksa bilgi doğru bile olsa gıybet olur.

Eğer bilgi veya kanaat doğru değilse, o zaman anlatmak hem iftira hem de gıybet olur. İki katlı bir günaha girer.

İlave bilgi için tıklayınız:

Gıybet Felaketiyle Savaş

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun