Kelime-i tevhid ve Kelime-i şehadet ayetlerde geçer mi?

Soru Detayı

Kelime-i tevhid ve Kelime-i şehadet in geçtiği ayetler var mı?
Açılar mısınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kelime-i tevhid ve Kelime-i şehadet terimleri, İman esaslarının özünü ifade eden cümle için kullanılan birer tabirdirler.

Kelime-i tevhid’in aslı “lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah” cümlelerinden ibaret olup “Allah’tan başka tanrı yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir” şeklinde Türkçe’ye çevrilir.

Kelime-i tevhid, inanç esaslarının ve dolayısıyla dinin özünü oluşturan iki temel üzerine kurulmuştur. Bunların ilki Allah’ın yüceliğini ve birliğini, ikincisi de O’nun insanlarla münasebetini sağlayan nübüvveti vurgulamaktadır.

Kelime-i tevhid gramer açısından incelendiğinde önce “lâ” olumsuzluk edatı ile hiçbir tanrının bulunmadığı, sonra da sadece bir ve gerçek tanrı olan Allah’ın varlığının ispat edildiği görülür. Bu ise tevhid ilkesinde öncelikle şirke sebebiyet verecek inançların geçersiz hale getirilmesi, ardından ispatın gerçekleştirilmesinin gerektiğini gösterir.

İmam Gazzâlî, Allah’tan başka ilâhın bulunmadığına inanmanın imanın kemali için yeterli olamayacağını kaydettikten sonra Hz. Peygamber’in risâletinin önemine değinir ve nübüvveti tasdik etmekle imanın tamamlanacağını belirtir. (İhya, I, 120)

Bu da Allah’ın varlığına ve birliğine Resûl-i Ekrem’in açıkladığı şekilde inanılması gerektiğini gösterir. “De ki, Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” (Âl-i İmrân 3/31) mealindeki ayet bu gerçeği kanıtlamaktadır.

Kelime-i şehadet ise, İslâm'a girişin temel şartı olan cümledir. Bu Arapça cümle, "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve rasûluh"tur. Şehadet cümlesi tevhidi ve Hz. Muhammed (asm)'in peygamberliğini ifade eden iki bölümden oluşur.

Birinci bolümde Allah'tan başka ilah olmadığına, ikinci bölümde de Hz. Muhammed (asm)'in Allah'ın kulu ve rasulü olduğuna tanıklık edilir. Bu tanıklık kesinlik kazanan bir bilgi ve inancın dille açıklanması anlamındadır.

Kelime-i Şehadet-i söyleyen kişi Müslüman ve İslam toplumunun bir üyesi olur. Artık İslâm hukukunun Müslümanlara tanıdığı tüm haklara sahiptir.

Kelime-i tevhidle aynı niteliği taşıyan kelime-i şehadet, İslâmiyet’in Allah’ın birliği ve Hz. Muhammed’in nübüvvetinden ibaret bulunan iki temel ilkesini içerdiğinden bazı kaynaklarda “kelimeteyi’t-tevhîd” ve “kelimeteyi’ş-şehâde” biçiminde tesniye sıgasıyla anılmıştır. (meselâ bk. İhya, I, 117)

Bu iki ilke bir arada Kuran’da bulunmamakla birlikte birinci ilke otuz yedi ayette yer almaktadır. Bunların üçü “lâ ilâhe illallah”, otuzu “lâ ilâhe illâ hû”, üçü “lâ ilâhe illâ ene”, biri de “lâ ilâhe illâ ente” şeklindedir. (M. F. Abdülbâkī, el-Mucem, “İlâh” md.)

İkinci tabir olan Muhammedün resûlullah ise bir ayette kelime-i tevhiddeki biçimiyle (Feth 48/29), iki ayette de unsurlarını Muhammed ile resul kelimelerinin oluşturduğu farklı cümlelerle tekrarlanmıştır. (Âl-i İmrân 3/144; el-Ahzâb 33/40)

Bir ayette de kendisinden sonra bir peygamberin geleceğini müjdeleyen Hz. Îsâ’nın ifadesinde Resûl-i Ekrem’in Ahmed ismine resul vasfı nisbet edilmiştir. (Saf 61/6)

Kuran’da ilim sahiplerinin Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik yaptığı belirtilir. (Âl-i İmrân 3/18)

Hz. Peygamber bir hadisinde imanı, daha sonra “âmentü” şeklinde ifade edilen altı esas çerçevesinde tanımladıktan başka İslâm’ın ilk ilkesini de kelime-i şehadete esas teşkil edecek bir cümle ile anlatmıştır. (Müslim, Îmân”, 2; Ebû Dâvûd, Sünnet, 16)

Resûlullah’ın iman için “inanmak”, İslâm için “şehadet etmek” kavramlarını kullanmasından imanın, dolayısıyla kelime-i tevhidin zihnî ve kalbî bir amel, kelime-i şehadetin ise dil ve ikrar yoluyla icra edilen bir fiil olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür.

Kelime-i tevhid ve kelime-i şehadete ilişkin hadisler, ilgili kaynakların başta iman ve tevhid babları olmak üzere değişik bölümlerinde yer almıştır (Wensinck, el-Mucem, “İlâh” md.)
Bazı şarkiyatçılar, kelime-i tevhid ile kelime-i şehâdetin yahudi veya hıristiyan menşeli olduğunu ileri sürmüşlerdir. (bk. Rosenthal, s. 18)

Aslında bu tür iddialar müsteşriklerin Kuran ve vahiy hakkında taşıdıkları şüphelerden ileri gelmektedir.

Esasen ilâhî menşeli olmaları sebebiyle her üç dinde de bu kavram ve ifadelerin bulunması tabiidir. Ancak bu konuda ilâhî dinler arasında görülen farklılıklar, son din olan İslâmiyet’in kelime-i şehadeti ve kelime-i tevhidi Hıristiyanlık veya Yahudilik’ten aldığını değil önceki dinlerin aslî hallerini tam anlamıyla koruyamadıklarını gösterir.

Müsteşriklerce ileri sürülen diğer bir iddia da kelime-i tevhid ile kelime-i şehadette yer alan son peygamberin nübüvvetini kabul etmeyi bir zaaf olarak değerlendirmeleridir. (TA, XXI, 468)

Nübüvvet inancının tevhid ilkesini zedelediğini söylemek uluhiyyet ve beşeriyet statüsünü çok açık bir şekilde belirleyen İslâmiyet için mümkün değildir. Peygamber sadece dinin teorik yapısını pratikte uygulayan canlı bir rehber konumundadır. Peygamber’in tebliğde bulunduğu hemcinsleri gibi beşer olması (Kehf 18/110; Fussılet 41/6) onun hakkında ileri sürülebilecek yanlış zanları ortadan kaldırır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
161 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun