6. Zâruret hâli:

Yukarıda zikrettiğimiz bütün bu haramlar, normal durumlar içindir. Zaruret hâlinin ise, kendisine mahsus hükümleri vardır. Zaruret hâlinden maksad, açlık ve susuzluğu giderecek, hastalığı tedavi edebilecek helâl bir nesnenin bulunmaması hâlidir.


a. Açlık ve susuzluk: Ölmeyecek kadar yeyip içmek her insan için farzdır. İnsan bu sayede oruç tutmaya, namaz kılmaya muvaffak olur. İnsan yiyecek ve içecek helâl bir şey bulamazsa, harâm olan şeyden de yeyip içebilir. Bu yeyişin ve içişin ölçüsü ise, ölmeyecek, hayatını devam ettirecek miktardır. Daha fazlasını yeyip içmek helâl olmaz. Çünkü zaruretler kendi miktarlarıyla takdir olunurlar. (Helâl yiyecek ve içeceklerden ise, kuvvetini artırmak için doyuncaya kadar yeyip içmek mübahtır.)


b. Tedavi zarureti: Tedavi için temiz olan ilâçları yeyip içmek, kullanmak câizdir. Peygamber Efendimiz: "Ey Allah`ın kulları, tedavide bulununuz. Çünkü Allah Teâlâ, hiçbir illet yaratmamıştır ki, onun için bir deva ve ilâç da yaratmamış olsun. Yalnız bir illet müstesnadır. O da ihtiyarlıktır" buyurmuştur. Helâl, temiz olmayan şeyler ile tedavide bulunmak, esasen câiz değildir. Ancak bâzı fakihler, ilâcın da gıda gibi zarurî bir ihtiyaç olduğunu ileri sürerek, darda kalındığında haram ile tedaviye cevaz vermişlerdir. Nitekim, Peygamberimiz erkeklere ipek giymeyi haram kıldığı halde, cild hastalığı sebebiyle Abdurrahman bin Avf ve Zübeyr bin Avvâm gibi bâzı sahabîlerin giymesine müsaade etmiştir. Harâm olan bir şey`i ilâç olarak kullanmanın bâzı şartları vardır:


1. Bu ilâç kullanılmadığı takdirde, insan hayatının ve sıhhatının hakikî bir tehlike içinde olması...


2. Onun yerini tutacak helâl bir ilacın bulunmaması...


3. Bu ilâcı, dindarlığına ve ihtisasına güvenilir bir müslüman doktorun tavsiye etmesi... Bu üç şartın bulunması hâlinde, haram maddelerle de tedavi câiz olur. Görülen lüzum üzerine bir uzvuna ameliyat yapılacak bir kimseye aklını giderip bayıltacak bir ilâç içirilmesinde de (narkoz) bir beis yoktur.


c. Zaruretler, başkasının malını da helâl kılar. Helâl yiyecek ve içeceği olmayan bir müslüman, bunu çevresinde mensubu bulunduğu toplum içinde bulabiliyorsa, onunla ihtiyacını gidermek kendisine mübah olur. İslâmiyet özel mülkiyeti tanımış ve korumuştur. Ancak, bu hak, sınırsız değildir. Nitekim bu sınırlamalardan biri de zaruret hâlidir. Yanında kendi ihtiyacından fazla yiyecek ve içeceği olan kimse, bunu darda kalmış kimseye vermek zorundadır. Vermezse, karşı taraf zorla alabilir. Bundan dolayı da, hiçbir mes`uliyet altına girmez. Tabiî ki başkasının malından bu ihtiyacını karşılama hâli, ölmeyecek kadar, hayatını devam ettirecek miktardır. Daha fazlası helâl olmaz.

Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun