Kamer suresi 49 ile Saffat suresi 143-144. ayetlerini nasıl tevil edebiliriz?

Tarih: 02.05.2015 - 08:14 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bir ayette her şeyin bir ölçüye göre yaratıldığı bildiriliyor.
- Diğer ayette ise, Hz Yunus'un duası olmasaydı denizde kalacağı bildiriliyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

a) “Şüphesiz biz, (yarattığımız) her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer, 54/49) mealindeki ayette, her şeyin daha önce takdir edildiğini ve yaratılan her şeyin Allah’ın ezeli ilmiyle sınırları çizilen program çerçevesinde yaratıldığını göstermektedir.

Örneğin, insanların -söz gelişi- genel prensip olarak bir ila iki metre arasında boy göstermesi, bu ilim pergeliyle çizilen kaderin takdir ettiği biçkinin bir tezahürüdür. Bir kavak ağacının 6-7 m. kadar uzanması, bir farenin ufacık bir boya sahip olması ve sair canlı ve yarı canlı varlıkların hepsinin kendi türü içinde belli sınırlar arasında yer bulması, o ezeli takdir çerçevesinde belirlenen sınırlara riayet edildiğinin göstergesidir.

Bir amipten bir kertenkeleye kadar, bir atomdan güneş sistemine kadar, fert veya topluluk/ünite halinde bulunan her şeyin belli bir hacimde olması, belli bir boyda olması, belli bir ağırlıkta olması, belli bir hareket çizgisini takip etmesi, belli bir gayeyi bir hedefi takip etmesi, belli bir üretim gerçekleştirmesi gibi varlığın her türlü cilvesinin düzenli bir kalıpta olması, her şeyin sonsuz ve ezeli bir ilimle düzenlediğini, program ve projesinin hazırlandığını ve harici vücudu bu minval üzere tahakkuk ettirildiğini göstermektedir.

Evet, kader, ilmin bir nevidir. İlimle her şey önceden takdir edilmiş ve yaratma işi ise, bu ilmi takdir doğrultusunda tahakkuk ettirilmiştir.

- Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadeleri de konumuza ışık tutmaktadır:   

“...Elhasıl: Madem 'İmam-ı Mübin', mazi ve müstakbelin ve âlem-i gaybın etrafında dal-budak salan şecere-i hilkatin bir programı, bir fihristesi hükmündedir. Şu manadaki 'İmam-ı Mübin', kader-i İlahînin bir defteri, bir mecmua-i desatiridir. O desatirin imlâsı ile ve hükmü ile zerrat, vücud-u eşyadaki hidematına ve harekâtına sevkedilir."

"Amma 'Kitab-ı Mübin' ise, âlem-i gaybdan ziyade, âlem-i şehadete bakar. Yani, mazi ve müstakbelden ziyade, zaman-ı hazıra nazar eder ve ilim ve emirden ziyade, kudret ve irade-i İlahiyenin bir ünvanı, bir defteri, bir kitabıdır. 'İmam-ı Mübin', kader defteri ise; 'Kitab-ı Mübin', kudret defteridir.” (bk. Mektubat, s. 36-37)

b) “Eğer tesbih edenlerden olmasaydı, insanların tekrar dirilecekleri kıyamet gününe kadar, balığın karnında kalırdı.”(Saffat, 37/143-144) mealindeki ayetlerde, Hz. Yunus’un balık karnında iken yaptığı “Karanlıklar içinde (Allah’a şöyle) yalvarmaya başladı: ‘Senden başka ilah yoktur. Sen her türlü noksandan münezzehsin. Şüphesiz ki ben zalimlerden oldum.’ ” (Enbiya, 21/87) mealindeki ayette yer alan duasına işaret edilmiştir.

Bu duanın ve bu tesbihin ne kadar önemli olduğunu bildirmek için, Saffat suresinin ilgili ayetlerinde “Eğer Yunus’un yaptığı bu dua ve tesbihi olmasaydı, asla balığın karnından kurtulamayacak, bilakis deniz ve balık onun için bir kabir olacak ve o da ancak ikinci sura üflendiği yeniden diriliş gününe kadar orada kalmaya devam edecekti.” manasına gelen bir gerçeğin altı çizilmiştir.

Bunun böyle ifade edilmesi, insanlara bu duanın ne kadar önemli olduğunu ders vermeye yöneliktir. Çünkü bu duada sebeplerin bittiği yerde Allah’a olan imanın kuvvet ve şuurunu gösteren bir tevekkül ve bir de bu cezayı veren Allah’a -haşa- bir haksızlık isnat etmeyen, bilakis bütün sorumluluğu kendine alan bir kulluk şuurunun kıvılcımları vardır.

İşte bu iki ayet, bu iman şuurunu, bu tevekkülü, bu tenzih ve tesbihi ve bu samimi suç itirafını ve manevi tevbeyi ders vermeyi hedeflemiştir.

İşin asıl erbabı olan Bediüzzaman Hazretlerinin konuyla ilgili şu ifadeleri hepimizi tatmin edecek güçte ve güzelliktedir.

“Şu münacatın sırr-ı azîmi şudur ki: O vaziyette esbab bilkülliye sukut etti. Çünki o halde ona necat verecek öyle bir zât lâzım ki; hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semaya geçebilsin. Çünki onun aleyhinde 'gece, deniz ve hut' ittifak etmişler. Bu üçünü birden emrine müsahhar eden bir zât onu sahil-i selâmete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsa idiler, yine beş para faideleri olmazdı."

"Demek esbabın tesiri yok. Müsebbib-ül Esbab'dan başka bir melce' olamadığını aynelyakîn gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için şu münacat birdenbire geceyi, denizi ve hutu müsahhar etmiştir."

"O nur-u tevhid ile hutun karnını bir taht-el bahr gemisi hükmüne getirip ve zelzeleli dağ-vari emvac dehşeti içinde; denizi, o nur-u tevhid ile emniyetli bir sahra, bir meydan-ı cevelan ve tenezzühgâhı olarak o nur ile sema yüzünü bulutlardan süpürüp, Kamer'i bir lâmba gibi başı üstünde bulundurdu. Her taraftan onu tehdid ve tazyik eden o mahlukat, her cihette ona dostluk yüzünü gösterdiler. Tâ sahil-i selâmete çıktı, şecere-i yaktîn altında o lütf-u Rabbanîyi müşahede etti.”(bk. Lem'alar, s. 6)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun