Kalbin ölümü ne demektir?

Tarih: 18.03.2018 - 10:12 | Güncelleme:

Soru Detayı

​Kalbin ölmesi ne demektir? Belirtileri nelerdir? Bir kalbin öldüğü nasıl anlaşılır? Ölen kalp yeniden dirilebilir mi? Dirilmesi için neler yapmak gerekir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ruhu çıkmış bir cesedin görüp işitmesi, düşünüp taşınması mümkün olmadığı gibi, manen ölen bir kalbin de gerçekleri görmemesi, kâr ve zararı fark etmemesi, akıbetini düşünmemesi, dinin emir ve yasaklarına kulak vermemesi, bilakis yiyip içip gelip yan yatması halidir.

- Bir insan eğer Allah’ın azabını düşünüp korkmuyor, mükâfatını düşünüp şevke gelmiyorsa, bu insanın kalbi ölmüştür.

- Kalbin ölümü, tam ölüm, yarım ölüm, çeyrek ölüm vs. şeklinde değişik mertebelere ayrılır.

Mesela: Küfür kalbin tam ölümüdür, büyük günah işlemek kalbin yarı ölümüdür, küçük günahlar işlemek ise çeyrek ölümüdür, denilebilir.

“Zira Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinde de perde vardır ve büyük azap onlar içindir.” (Bakara, 2/7) mealindeki ayette kafir olan kimselerden bazılarının kalbinin öldüğüne işaret edilmiştir.

Ancak, -Allah bildirmedikçe- kimin kalbinin tam öldüğünü biz bilemeyeceğimiz için, her insanın -kafir de olsa- kalbinin iman nurunu kabul etmeyecek kadar öldüğünü söyleyemeyiz. Her insanın, ne kadar çok günahkar olursa olsun veya ne kadar çok dinsiz olursa olsun, vefat etmeden önce iman etme imkanı ve ihtimali her zaman vardır.

- Kalbi diri olan bir müminin nefsine ve şeytana uyup işlediği bir günahtan dolayı büyük bir vicdan azabı duyacağını belirten Hz. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Mümin, günahını, altında oturduğu ve sanki üzerine her an düşme tehlikesi olan bir dağ gibi (büyük ve ağır) görür. Bu koca dağ üzerime düşer mi, diye korkar durur. Facir (günahkar) ise günahını, burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi (ehemmiyetsiz) görür.” (Buhârî, Deavât, 4; Müslim, Tevbe, 3)

- Her günah, boyutuna göre kalbin ölmesine veya hastalanmasına sebep olur. Nitekim Hz. Peygamber (asm) bu durumu şöyle ifade etmiştir:

“Mümin bir günah işlediğinde o günahı kalbi üzerinde siyah bir nokta teşkil eder. Şayet tövbe, istiğfar eder ve o günahtan arınırsa kalp aynası parlar. Günah arttıkça kararma da artar. Bu durum Allah’ın Kuran’da “Hayır, gerçek şu ki, onların kazandıkları günahlar kalplerini paslandırıp bürümüştür.” (Mütaffifin, 83/14) mealindeki ayette zikrettiği paslanma halidir.” (İbn Mâce, Hadis no: 4244)

- Kuran’da: “O gün/kıymet günü ne malın ne de evlatların bir faydası vardır. Yegâne faydalı olan şey kalb-i selim ile gelmektir.” (Şuara, 26/88-89) mealindeki ayette geçtiği üzere kalb-i selim kavramı vardır. Bu kavram, kalbin ölümüne, ölümcül hastalığına sebep olan şeylerden uzak olma halini tasvir eder.

Kalb-i selim; manevî hastalıklardan özellikle de küfür, nifak, şirk, riya ve gaflet gibi marazlardan salim olan kalptir. Tedavi edilmeyen ve edilemeyen bedeni hastalıklar insanı ölüme götürdüğü gibi tedavi edilmeyen manevi hastalıklar da kalbi öldürür.

- Maddi -bedene kan pompalayan- kalbin bazı damarlarının daralması, tıkanması ile kişiyi ölümcül bir hastalığa; bütün damarlarının tıkanması ise, kalp sektesine ve ölüme götüreceği gibi, insanın manevi hayatına, ruhuna, hissiyatına -iman, ihlas, takva kanını pompalayan- manevi kalp damarları tıkanmış kimsenin kalbi de her an sekteye uğraması söz konusudur.

Kalbi diri tutan en faydalı gıda ve ilaç zikrullahtır. “İyi bilin ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur. (Ra’d, 28)

Geniş manasıyla zikir, Allah’ı hatırlamak, onun emir ve yasaklarının çizdiği rotayı takip etmekten ibarettir.

Bu zikir, lisan ile yapıldığı gibi, kalp ile, akıl ile, tefekkür ile, kulluk ile, güzel ahlakla da yapılabilir. Rotasını şaşıran ölü bir gönül ise, istikamet ayarı olmayan, okyanus ortasında dümeni kırılmış bir gemi gibidir. Hangi girdapta helak olacağı meçhuldür. Bu yüzden, yanlış yönlere ve yollara düşmekten kurtulamaz.

- Demirin pas tutması gibi kalpler de günah kirleriyle paslanır. Hz. Peygamber (asm) bu durumu şöyle açıklamıştır: “Şüphesiz ki demirin pas tutması gibi kalplerde pas tutar.” Ey Allah’ın Rasulü kalplerin cilası nedir, denildiğinde: “Allah’ı zikretmek ve Kur’an okumaktır. diye cevap verdi. (Suyûti, Câmiu’l-ehâdis hadis no: 8007)

Bediüzzaman hazretleri de bu hadis-i şerifin manasını şöyle seslendirmiştir:

“Evet günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırıyor” (Lem'alar, 9 ).

- Evet, tövbe ve istiğfar da bir zikirdir, kalbi yumuşatır. Allah’ı hatırlamak, yaptıklarından pişman olup nedamet etmek en güzel bir zikirdir.

“Tövbe etmiş kimselerle oturun, çünkü onlar yufka yüreklidir” (Zeynu’l- Irâkî-İhya ile birlikte-4/34) manasındaki hadis-i şerifte, tövbe ile kalbin arasındaki derin ilişkiye dikkat çekilmiştir.

Konuyla ilgili birkaç büyüğün büyük sözlerini dinlemekte fayda vardır:

a) Hz. Vehb bin Münebbih şöyle der: İnsanlar ne kadar da tuhaf! Bedeni ölenlere ağlıyorlar da kalbi ölenlere ağlamıyorlar. Oysa asıl felâket, kalbi ölmesidir!

b) Ömer bin Abdülazîz hazretlerinin şu sözleri de büyük önem arz etmektedir: Haramlar bir ateştir. Ona ancak (kalbi) ölüler uzanır. Eğer el uzatanlar diri olsalardı, o ateşin acısını muhakkak duyarlardı.

c) Mevlana Hazretleri de şöyle der: İnsanların çoğu, bedenlerinin ölümünden korkarlar. Asıl korkulması gereken husus, kalplerin ölümüdür.

- Gerçekten gafil kalpler, dünyevi plandaki kayıpları için üzülüp bir daha böyle bir zarara uğramamak için bin bir çare düşünürler. Fakat ebedî hayatlarını tehlikeye atan manevi kayıplara aldırış etmezler.

Sahabeden bir zat Rasûlullah’a kalbinin katı olduğundan şikayette bulundu. Efendimiz de ona: “Kalbinin yumuşamasını istiyorsan yoksulu doyur, yetimin başını okşa.” buyurdu. (M. b. Yusuf es-Sâlihî, Sübülü’l-hüda, 9/228)

Son olarak şu ayet-i kerimeye kulak verelim:

“Allah kimin gönlünü İslâm'a açmışsa o, Rabbinden bir nûr üzerinde değil midir? Allah'ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Zümer, 39/22)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
3.405 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun