İslami düşünce açısından insanın yolculuğu nedir ve nasıldır?

Soru Detayı

- İnsanın ahiret öncesi dünyadaki gidişatını tanımlayabilmek ve bu gidişatın mahiyeti hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İslamî düşünce açısından insanın yolculuğu: Ruhlar aleminden başlar, anne rahminden, dünyadan, berzahtan, mahşerden, sırattan ta cennet veya cehenneme kadar devam eder. Bu güzergah, her insanın yapacağı yolculuğun ana rotasıdır. Ancak, yolculuğun nasıllığı kısmı ise, daha çok manevi boyutuyla kendini gösterir.

Bu yolculuğun şeklini ise, Allah’ın emir ve yasakları belirler. Bu emir ve yasaklara göre hayatını tanzim eden kimsenin bu yolculuğu doğru istikamette cereyan eder ve netice itibariyle insanların asıl vatanı olan cennetle sonuçlanır. Aksi istikametteki yolculuğun son durağı ise cehennemdir.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının. Herkes yarın âhireti için ne gönderdiğine dikkat etsin. Allah’ın azabına dûçar olmaktan korunun. Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Haşir, 59/18)

mealindeki ayet ve benzerlerinde insanların yolculuk esnasında en çok muhtaç oldukları (Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmekten ibaret olan) “TAKVA” azığını hazırlamanın önemine vurgu yapılmaktadır.

İnsanı manen olgunlaştıran, ruhunu ulvileştiren, aklını eğiten, kalbini safileştiren, nefsini emmare derekesinden çıkartıp  levvame, mutmainne, raziye, marziye derecelerine yükselten yegâne âmil TAKVADIR.

Dünyada iken insanın hayat felsefesiyle çizdiği rotanın doğru veya yanlış olduğunu şu hadis-i şeriften öğrenebiliriz:

“Akıllı insan, nefsini hesaba çeken/her zaman hesap-kitabını iyi yapan ve ölümden sonraki hayat için hazırlık yapan kimsedir. Âciz/tembel/ahmak kimse ise, nefsinin heva ve hevesinin peşine takılan ve -buna rağmen- Allah’tan güzel  mükafat bekleyen kuruntu sahibi kimsedir.” (Tirmizi, İbn Mace, İbn Hanbel, Hakim’in rivayet ettiği bu hadis için bk. Acluni, 2/144)

Cenab-ı Hak yoktan var ettiği ve dünyaya ticaret için gönderdiği insana her iki hayatı kazanmak için kısa fakat çok kıymetli bir ömür vermiştir. İnsan çok kere o sermayenin kıymetini bilmediği ve gaflet ettiği için tamamını bu fânî ve geçici hayata sarfediyor.

Halbuki ömrün, zamanın en az onda birini dünya hayatına, dokuzunu sonsuz hayata sarfetmek gerektir.

Madem dünya fanidir ve madem insan da onun içinde az duracak bir yolcudur. Bu kısa dünya hayatında ebedî hayatı kazanmak veya kaybetmek davası her insanın başına açılmıştır. Onun, bu ebedî hayatı kazanmanın gayreti içerisinde olması en akıllıca bir iştir.

Abdullah b. Ömer (ra) şöyle diyor:

Allah Rasülü aleyhissalatü vesselam, kolumdan tuttu ve

“Dünyada bir garip veya bir yolcu gibi ol.” buyurdular. İbn Ömer Hazretleri devamla:

“Akşama erdin mi sabahı bekleme, sabaha erdin mi akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun dönemde hastalık halin için hazırlık yap. Hayatta iken ölüm için hazırlık yap.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Rikâk, 3)

İnsan, iman ile Rabbine intisap eder. Böylece, sahipsiz ve hamisiz olmamanın zevkini tadar. "Beni yapan, yaratan, her organımı yerli yerine koyan ve ruh dünyamı en güzel şekilde tanzim eden, hissiyatımın her birini ayrı bir vazifede çalıştıran bir Hâlıkım var. Kan deveranım O’nun rahmetiyle olduğu gibi, dünyamın dönmesi de O’nun kudretiyle. Öyleyse, ben başıboş değilim, kimsesiz değilim, sahipsiz değilim." der ve sahibinin izni dairesinde bir yolculuk yapar.

Ne mutlu, sahibini bilip, misafirhane sahibinin izniyle yolculuğuna devam edenlere ve ebedi saadete erişenlere...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR