İslam'da ve fıkıhta şartlı talak / boşama var mıdır?

Soru Detayı

- Varsa delilleri-kaynakları nelerdir, neye göre vardır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Koca, boşamaya ilişkin irade beyanını kayıtsız ve şartsız (müneccez) olarak yapabileceği gibi, bunu ta‘likî şarta bağlayabilir veya bir zamana izâfe edebilir.

Büyük çoğunluğa göre talâkın ta‘likî şarta bağlanması halinde, şart gerçekleşince talâk da gerçekleşir. Gerçekleşmesi mümkün olmayan bir şarta yapılan ta‘lik hükümsüzdür (lağv).

Ne var ki İkrime, Şüreyh, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim gibi bazı hukukçulara göre ise, bir şeyi yaptırmak veya engellemek ya da bir haberin doğruluğunu tekit etmek için yapılan şartlı talâkta, kocanın gerçek niyeti talâk olmadığından talâk gerçekleşmeyip sadece yemin kefâreti gerekir; ancak yemin kastıyla yapılmayan şartlı talâk geçerlidir.

Talâk, Allah’ın dilemesine bağlanarak (“inşallah” sözüyle birlikte) söylenirse Hanefî ve Şâfiîlere göre geçersiz, Mâlikî ve Hanbelîlere göre geçerli sayılır.

Talâkın ileriki bir zamana izâfe edilmesi halinde çoğunluğa göre talâk o zaman gelince, Mâlikîler’e göre ise hemen gerçekleşir.

Bu kısa açıklamadan sonra konunun detayına gelince:

Boşamanın belirli şartlara bağlanması ya da belirli zaman dilimine izafe edilmesi fukahanın çoğu tarafından kabul edilmektedir. Bu bağlamda, kullanılan siga (kip) itibarıyla boşama üçe ayrılmaktadır:

Müneccez talâk: Boşama sigasının herhangi bir şarta bağlanmadığı ya da belirli bir zaman dilimine izafe edilmediği boşamalardır. Bu tür boşama “seni boşadım” ya da “sen boşsun” gibi ifadelerle yapılabilir. Boşama iradesi ortaya konulmakla derhal hüküm ifade eder. 

Muzâf talâk: Boşamanın belirli bir zaman dilimine izafe edilmesidir. Bu durumda ilgili zaman dilimi geldiğinde boşama gerçekleşmektedir. “Sen, yarın boşsun.” ifadesiyle ortaya konulan bir boşama iradesi, muzâf talâka örnektir.

Muallak talâk: Boşamanın ileride gerçekleşebilecek bir şarta bağlanmasıdır. “Bugün yolculuğa çıkarsam, sen boşsun.”, “Falanca ziyaretimize gelirse sen boşsun.” ya da “Ne zaman iznim olmadan evden ayrılırsan sen boşsun.” gibi ifadeler şarta bağlı (muallak) boşama iradesini ortaya koymaktadır. Şarta bağlı boşama bir şart edatı kullanılarak yapılabilir. Buna “lafzî ta‘lîk” adı verilmektedir.

Şartlı boşamanın diğer bir türü de şart edatı kullanmaksızın ortaya konan boşama iradelerinin, bağlam itibarıyla şart anlamı taşımasıyla gerçekleşir. Bu tür şartlı boşamalara “manevi ta‘lîk” adı verilir. “Talâk üzerime olsun ki…” ya da “Bana talâk gereksin ki, şu işi yapmayacağım.” ifadeleri manen şart anlamı taşımaktadır. Zira bu ifadeler “Eğer bu işi yaparsam, eşim boş olsun.” anlamındadır. Şartlı boşamanın bu çeşidine “talâk ile yapılan yemin” ya da “talâka yemin” adı verilmektedir.

Şartlı boşamanın her iki çeşidinde de fukahanın çoğuna göre, şart gerçekleştiği zaman, boşama da gerçekleşmektedir. (1)

Müneccez talâkın hukuken geçerli olduğu konusunda fukahanın ittifakı vardır. Şarta ve zamana bağlı olan talâklar da çoğunluğa göre geçerli olmakla beraber, bu konuda görüş ayrılığı mevcuttur. (2)

İslam hukukçularının çoğunluğu şarta ve zamana bağlı olan talâkların geçerli olduğunu kabul etmektedir. Bu konuda “Ey inananlar! Akitlere riayet ediniz.”(Maide, 5/1) ayetine ve “Müslümanlar şartlarına riayet ederler.” hadisine(3) atıfta bulunulduğu görülmektedir.

Bunun yanı sıra, talâkın şarta bağlanması köle azadına kıyas edilmektedirler. Zira “tedbîr” muamelesi, meşrudur. Bu muamele azad edilmenin, efendinin ölümüne bağlanması demektir. Nitekim talâk ve ‘ıtk birçok konuda benzerlik arz etmektedir.

Bunların yanında boşamanın şarta bağlanabileceği konusunda ilk dönemden beri görüş birliği olduğu ileri sürülmektedir.(4)                                         

Cumhurun yaklaşımına mukabil Davud ez-Zahiri, şarta bağlı boşamayı geçerli saymamaktadır.(5) Temel gerekçesi ise, boşamanın şarta bağlanmasının nasslarda öngörülen boşama prosedürüne aykırı olmasıdır. Kur’ân ve sünnette öngörülen usuller dışında boşama yapmak, Allah’ın koyduğu sınırları (hudûd) aşmak anlamına gelir. (6)

“Talâk üzerine yapılan yemin.” ya da “boşama yemini” olarak adlandırabileceğimiz uygulama, şarta bağlı boşama kapsamında gerçekleşmektedir. Özellikle Hanefi müelliflerin şarta bağlı boşama ile boşama yemini arasındaki ilişkiyi vurguladıkları görülmektedir.(7)

Dört mezhebin şarta bağlı boşamayı, bu arada boşama yeminlerini geçerli kabul etmesi neticesinde konuyla ilgili birçok tikel mesele ele alınmış ve tartışılmıştır. Bu konu, her mezhebin furû literatüründe oldukça geniş bir yer tutmuştur.

İbn Hazm, "Merâtibü’l‐icmâ" adlı eserinde boşama yemini konusunda fukaha arasında farklı iki görüş olduğunu, bazılarının boşamanın gerçekleşeceğini savunduğunu bazılarının ise boşama yemini ile boşamanın gerçekleşmeyeceğini benimsediklerini nakletmektedir. Kendi tercihi de boşama yeminiyle boşamanın gerçekleşmeyeceği ve bundan dolayı keffâret gerekmeyeceği şeklindedir.(8)

Bu bağlamda Hz. Ali (ö.40/661), Kâdî  Şureyh (ö.78/679), Tavus (ö.106/724), İkrime (ö.105/723) gibi müctehidlere de atıf yapıldığı görülmektedir.(9)

Boşama yeminlerini ayrıntılı bir biçimde ele alan, boşama yemini ile şartlı boşama arasındaki ilişkiyi irdeleyip “yemin kastıyla ileri sürülen şart” ve “boşama iradesiyle ileri sürülen şart” arasında ayrım yaparak bunların ayrı hükümler taşıdığını ifade eden ise İbn Teymiyye olmuştur.

İbn Teymiyye, “Talâk bana gereksin ki şöyle yapacağım!” ya da “yapmayacağım!” veya “Eğer böyle yapmazsam talâk bana gereksin!” ya da “gerekir!” tarzında yapılan boşama yeminleri neticesinde talâk vaki olmayacağını düşünmektedir. Bu fetvasında da yalnız olmadığını, ilgili ifade formlarıyla talâkın gerçekleşmeyeceği görüşünün Ebu Hanîfe’den (ö.150/767), (10) Kaffâl (ö.340/951) ve Ebu Said el‐Mütevellî (ö.478/1086) gibi Şâfiî alimlerden nakledildiğini ifade etmektedir. Ayrıca kendi döneminde Hanefî, Şâfiî, Sünnî ya da Şiî birçok alimin bu görüşe göre fetva verdiğini, şark bölgesi, Cezire, Horasan, Irak, Yemen vb. bölgelerde birçok müftî ve kâdînin ilgili görüşü benimsediğini, Mağrib bölgesindeki Malikî ve diğer mezheplere mensup alimlerin de aynı görüşle fetva verdiklerini ileri sürmektedir.

Bu yaklaşım, Davud ez‐Zahirî (ö.270/883) ve İbn Hazm gibi fıkıhçılar tarafından kabul edilmekle birlikte, Tâvus gibi alimlerce de savunulmuştur.(11) Böylece İbn Teymiyye, ilgili sîgalarla boşama gerçekleşmeyeceği görüşünü savunan başka alimler olduğunu, bu görüşün çok yaygın olmamakla birlikte dört mezhepte de taraftarları bulunduğunu ileri sürmüş olmaktadır.(12)

Zamanımızda boşama yemini ile ilgili düzenlemeler hususunda öncülüğü 1929 yılında çıkarılan 25 nolu kanunla Mısır yapmıştır. İlgili kanunun ikinci maddesine göre müneccez olmayan talâk, kendisi ile bir eylemin yapılmasını teşvik etmek ya da engellemek hedefleniyorsa, gerçekleşmemektedir. Gerekçede ise korkutma, teşvik ya da engelleme amacıyla boşamayı şarta bağlayan, evlilik hayatını bitirme amacı taşımayan bir kişinin ilgili sözlü tasarrufu talâk olarak değil yemin olarak değerlendirilmiştir. Ancak boşamayı şarta bağlayan kişi, bu tasarrufu ile aile hayatını sona erdirmeyi amaçlıyorsa ilgili tasarruf yemin değil talâktır.

Görüldüğü üzere burada kocanın kasıt ve niyeti ön plana çıkmaktadır.(13)

Mısır’da yapılan hukuki düzenleme Suriye ve Ürdün’de de hayata geçirilmiştir.(14)

Irak ve Fas’daki düzenlemelerde ise, boşamanın şarta bağlanması geçersiz sayılmıştır.(15)

İlgili hukuki düzenlemelerin öncüsü olan Mısır, Medrese kökenli fıkıhçılar içerisinde İslam ülkelerindeki uygulamaya işaret edenler olduğu gibi, söz konusu uygulamayı yansıtan fetvaları “belgeye dayanmayan şahsi görüşler” şeklinde niteleyen müellifler de bulunmaktadır. (16)

Diyanet Vakfı yayınları arasında neşredilen, “İlmihal” adlı kolektif eserde de konuyla ilgili ihtilafa temas edilmiş, aynı bilgilere Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İslam Ansiklopedisi "Talak" maddesinde de yer almıştır. (17) 

Ancak iftâ hususunda, verilen cevapla amel etmek durumunda olan müsteftîlere yalnızca farklı görüşleri nakletmek bir cevap teşkil etmemektedir. Bu yüzden somut sorulara verilen cevaplarda, tercih edilen görüş açıkça bildirilmelidir.(18)

Sonuç olarak, boşama yemini konusunda bu davranışın İslam’ın aile hayatıyla ilgili yaklaşımıyla uyuşmayan bir davranış olduğu konusunda kitlelerin aydınlatılması üzerinde ehemmiyetle durulmalıdır.

Aile hayatının artık sürdürülemeyecek derecede kötüye gitmesi durumunda başvurulacak son çare olarak kabul edilen boşamanın, nasslarda öngörülen çerçeveye aykırı olarak yapılmasının günah olduğu zaten açıktır.

Buna rağmen vuku bulacak bu gibi durumlarda, boşama yemininin evliliği sona erdirmeyeceği, ancak bu durumda kişinin yemin kefareti vermesi gerektiği ictihadı ile iftâ edilebilmelidir.

Bunun yanında da yaptığı işin günah olduğu, bundan dolayı tövbe etmesi gerektiği konusunda kişi yönlendirilmelidir.(20) Zira insanlar üzerinde hukuki çerçevenin ötesinde dini ve ahlaki sâiklerin, bunların şekillendirdiği zihniyet ve dünya görüşünün önemli bir etkisi vardır. Fıkhın boşama konusunda kocaya tanıdığı yetkilere rağmen aile yapımızın önemli ölçüde muhafaza edilebilmesinde toplumun, meşru bir nedene dayanmayan boşamayı günah telakki eden, böyle bir tavır içerisinde olan erkeği kınayan dini/ahlaki duyarlılığının etkisi gözden uzak tutulmamalıdır. (21)

Kaynaklar:

1. Konuyla ilgili olarak bk. Muhammed Mustafa Şelebi, Ahkâmü’l‐üsrefi’l‐İslâm, Beyrut 1977, ss. 494‐496; Ebu Zehra, el‐Ahvâlü’ş‐şahsiyye, s. 297; Muhammed Hüseyin ez‐Zehebî, el‐Ahvâlü’ş‐şahsiyyefi’ş‐şerîati’l‐İslâmiyye, Kahire, ts., ss. 266‐274; Muhammed Muhyiddin Abdülhamid,el‐Ahvâlü’ş‐şahsiyye, Kahire  1942, ss. 344‐351; Abdülvehhâb Hallâf, Ahkâmü’l‐ahvâli’ş‐şahsiyye, Küveyt 1990, ss. 137‐138; Ebü’l‐ayneyn Bedran,el‐Fıkhu’l‐mukâren li’l‐ahvali’ş‐şahsiyye, Beyrut, ts., ss. 329‐341; Zekiyyüddin Şaban, el‐Ahkamü’ş‐şeriyye li’l‐ahvâli’ş‐şahsiyye, Bingazi 1993, ss. 439‐449.
2. Abdurrahman es‐Sâbûnî, Şerhu’l‐kanuni’l‐ ahvâli’ş‐şahsiyye es‐Sûrîyy, Dımaşk 1989, c. II, ss. 30‐31.
3. Münâvî, et‐Teysîr, c. II, ss. 456‐457.     
4. İbn Rüşd el‐Cedd, el‐Mukaddimât, Mısır 1325, c. II, s. 444; Ebu’l‐Kâsım Abdülkerim İbn Muhammed İbn Abdülkerim er‐Râfiî, el‐Azîz şerhu’l‐vecîz, Beyrut 1997, c. IX, ss. 59‐60; Şirâzî, el‐Mühezzeb, Beyrut, ts., c. II, s. 88; H. İbrahim Acar, İslam Hukukunda Evliliğin Sona Ermesi, Erzurum 2000, ss. 255‐256.                                                          
5. İbn Hazm el‐Endelusi, el‐Muhallâ, Beyrut 1988, c. IX, ss. 476‐483; Ebu’l‐kasım Necmüddin Cafer İbn el‐Hasen el‐Hıllî,el‐Muhtasaru’n‐nâfî, Tahran 1387, s. 222; Cemâlüddin el‐Hasen İbn Yusuf el‐Mutahher el‐Hıllî, Tabsiratü’l‐müteallimîn, Beyrut 1984, s. 190; Zeynüddin el‐Amilî, er‐Ravdatü’l‐behiyye fi şerhi’l‐lümati’d‐dımaşkiyye, Beyrut, ts., c. VI, s. 15.
6. İbn Hazm,el‐Muhallâ, c. IX, s. 476, 478, 479;  Zeydan,el‐Mufassal fi ahkâmi’l‐mer’e, c. VII, s. 472.
7. Kimi Hanefi müellifler şarta bağlı boşama ile ilgili konuları “Boşama ile ilgili yeminler” (el‐eymân fi’t‐talâk) başlığı altında ele alırken, kimi müellifler de ilgili konuları “Boşamanın şarta bağlanması” (ta‘lîku’t‐talâk) başlığı altında ele almakla beraber, şartlı boşama ile yemin arasındaki ilişkiyi vurgulamışlardır. Bk. el‐Merğînânî, el‐Hidâye, İstanbul 1986, c. I, s. 250; el‐Haskefî, ed‐Dürrü’l‐muhtâr, s. 220.
8. İbn el‐Kayyim, Îlâmü’l‐muvakkıîn, c. IV, s. 114.   
9. İbn Hazm, el‐Muhallâ, c. IX, ss. 477‐478; İbn el‐Kayyim, Îlâmü’l‐muvakkıîn, c. IV, ss. 98‐100.
10. Hanefî kaynaklarında “talâk üzerime olsun ki…” ya da “talâk bana gereksin ki…” gibi ifadelerle boşamanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği tartışılmıştır. Kimi müellifler,  İbn Teymiyye’nin de belirttiği gibi, Ebu Hanife’nin görüşüne göre bu ifadelerle boşamanın gerçekleşmeyeceğini ileri sürmektedirler. Bazı alimler bu ifadelerin sarih ya da kinaye olarak boşama lafızları arasında yer almadığını savunurken, bazıları da örfen bu ifadelerin boşama amacıyla kullanıldığını, hatta kimi bölgelerde boşama iradesi için başka lafızlar kullanılmadığını ileri sürerek ilgili ifadelerle boşamanın gerçekleşeceğini söylemişlerdir. Bk. Mahmud İbn Ahmed İbn Abdilaziz İbn Ömer İbn Mâze el‐Buhârî, el‐Muhîtü’l‐burhânî fi’l‐fıkhi’n‐Numânî, neşr. Ahmed Azzû İnâye, Beyrut 2003, c. III, s. 352; Âlim İbn Alâ,el‐Fetâve’t‐tatarhâniyye, c. II, ss. 446‐447; İbnü’l‐hümâm, Fethu’l‐kadîr, c. III, s. 354; İbn Nüceym, el‐Bahrü’r‐râik, c. III, ss. 271‐272; Hayrüddin er‐Remlî, el‐Fetâve’l‐hayriyye  li nefi’l‐beriyye, Beyrut 1974, c. II, s. 48; Haskefî, ed‐Dürrü’l‐muhtâr, s. 207; İbn Abidin, Reddü’l‐muhtâr, c. II, ss. 432‐434; Kevserî, el‐İşfâk, ss. 97‐98. Türkçede kullanılan “şart olsun” ya da “talâk üzerime olsun” gibi lafızlarla boşamanın gerçekleşebilmesi için, bu lafızlarla boşama iradesinin ortaya konmasının örf haline gelmiş olması şartı aranmaktadır. Bk. Yenişehirli Abdullah Efendi, Behcetü’l‐Fetâvâ, İstanbul 1289, s. 85, 87.
11. İbn Teymiyye, el‐Fetâve’l‐kübrâ, Beyrut 1987, c. III, s. 305.   
12. Muhammed Ebu Zehra, İbn Teymiyye, Kahire 1991, s. 358.
13. bk. Ebu Zehra, el-Ahvâlü’ş-şahsiyye, ss.302-303; Ebü’l-ayneyn Bedran, el-Fıkhu’l-mukâren, ss. 340-341.
14. Sâbûnî, Şerhu’l-kanuni’l-ahvâli’ş‐şahsiyye es-Sûrîyy, c. II, ss. 31-34; Karaman,Mukayeseli İslam Hukuku, c. I, ss. 364-365; Cin, Eski Hukukumuzda Boşanma, s. 61.
15. Sâbûnî, Şerhu’l‐kanuni’l‐ ahvâli’ş‐şahsiyyees‐Sûrîyy, c. II, s. 34.
16. Sadreddin Yüksel, İslami Araştırmalar, İstanbul, ts., s. 303.                         
17. Halil Günenç, Günümüz Meselelerine Fetvâlar, İstanbul 1983, c. I, s. 189.  
18. M. Akif Aydın, “Aile Hayatı”, İlmihal II (İslam ve Toplum), İstanbul 1999, s. 232; DİA Talak md.
19. Bu husus için bk. Nevevî, Âdâbü’l-fetvâ ve’l-müftî ve’l-müsteftî, Dımaşk 1988, ss. 43-44.
20. Bu çerçevede bir tercih için bk. Karadâvî, Fetâvâ Muâsıra, c. I, s. 587.
21. Detaylı bilgi ve değerlendirmeler için bk. Doç. Dr. Kâşif Hamdi OKUR, İslam Hukuku’nda Boşama Yemini (Talâka Yemin) Meselesi, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2009/1, c. 8, sayı: 15, s. 5-30.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun