İndirgenemez komplekslik, bir çöp bilim midir?

Soru Detayı

- Bazı inançsızlar, İndirgenemez komplekslik bilim adamlarının çoğu tarafından çöp bilim olarak açıklanıyor, diyorlar. Yani indirgenemez komplekslik diye bir şey yokmuş bu doğru mudur, bu konuda bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Uzmanların bildirdiğine göre;

“İndirgenemez komplekslik” kavramının mucidi olan Michael J. Behe, 1996 yılında yazdığı "Darwin'in Kara Kutusu" (Darwin's Black Box: The Biochemical Challenge to Evolution) kitabında, indirgenemez kompleksliği şöyle tanımlıyor:

“İndirgenemez kompleks sistem ile temel fonksiyona katkıda bulunan, birbiriyle etkileşim halinde olan, iyi eşleşmiş çeşitli parçalardan oluşan ve bu parçalardan herhangi birinin çıkarılmasıyla çalışması sonlanacak olan tek bir sistemi ifade ediyorum. İndirgenemez kompleks bir sistem, öncü bir sistemin ufak, birbirini takip eden değişimleriyle direkt olarak (yani aynı mekanizma ile çalışıp ilk fonksiyonu devamlı olarak geliştirerek) üretilemez. Çünkü indirgenemez kompleks bir sisteme giden herhangi bir öncü sistem tanım gereği işlevsizdir.”

- Bu sistemin varlığını bir teori olarak işleyenler, kâinatta tesadüfün ve tesadüflere havale edilen bir evrimin olamayacağını, bilakis her yerde  bir “Akıllı tasarım”ın var olduğunu savunurlar.

- Bu teoriye göre, kâinat öyle kompleks, öyle girift, öyle iç içedir ki, birinin yok olması durumunda bütün sistem birden çöker. Bunun bilimsel teori olarak ne kadar haklı tarafı var olup olmadığını işin uzmanlarına bırakıyoruz.

Ancak biz burada şunu söyleyebiliriz ki, kâinatın kompleks varlığı gerçekten akıllı bir tasarımı / sonsuz bir ilmin yansıması olduğunu göstermektedir. Örneğin; güneşin bulunduğu konumu, güneş sisteminde yer alan  dünya dahil bütün gezegenler için hayati önemi haizdir. Güneşin yok olması, bütün sistemin çökmesi anlamına gelir. Güneşin yıkılması gibi, en küçük bir gezenin de yıkılması sistemin çökmesini netice verecektir. Çünkü, “İndirgenemez kompleks” gereğince her şey her şeyle bağlıdır. Güneş sistemin çökmesi, saman yolu sistemin çökmesidir; onun çökmesi ise kıyametin kopması anlamına gelir.

- Biyolojik bir bünyedeki hücrelerin yapısı, DNA moleküllerinin harika bir sanat örgüsüne sahip olması, kör tesadüfü mantık sisteminin dışına ittiği gibi, her şeyin akıllı bir tasarımın sonucu olduğunu güneş gibi ortaya koymaktadır.

Mesela, görme olayının olabilmesi için, gözün bütün tabakalarının olması, göz merceğinin tam bu şekilde gözde yer alması, beyinde görme merkezinin teşekkül etmesi gerekmektedir. Bunlardan bir tanesinin olmaması halinde görme fiili meydana gelmez. Aynı şekilde kanın vücutta deveran etmesi ve besinleri hücrelere taşıması için, kalbin tam bu şekliyle en mükemmel olarak yapılmış olması, büyük ve küçük kan dolaşımı sisteminin kurulması, atar ve toplar damarların vücuda yayılması, kılcal damarların vücudun her tarafına dağılmış olması lazımdır.

Bu sistemden birisini çıkardığınız ya da bir parçayı yok saydığınız zaman, sistem işlememektedir. Solunum için de durum aynıdır. Solunum olayının meydana gelebilmesi için, havanın yüzde yirmi bir oksijen karışımıyla mevcut olması, akciğerlerin ve akciğerdeki alveollerin mükemmel şekilde yapılmış olması ve kanın vücutta devretmesi zarureti vardır.

Büyük canlı sistemlerde böyle indirgenemez mükemmellik olduğu gibi, hücre seviyesinde de böyledir. Mesela, hücrede faaliyetlerin aksamadan yürüyebilmesi için, DNA ve RNA’nın mevcut olması, hücreye enerji temin edecek olan mitokondrilerin ya da bu vazifeyi görecek yapıların bulunması, protein sentezi için ribozomların yaratılmış olması gerekmektedir. Bunlardan birisini yok saydığınız zaman, hücrede hayat sona ermektedir. 

İşte bu şekilde canlılardaki her bir yapı, tek başına iş görememekte, sistemin bütün kısımlarının bir anda mevcut olmasıyla sistem işlemektedir. Canlılardaki bu kompleks yapı, bir araba motorunun sistemine benzetilebilir. Motorun çalışması için, gerekli parçaların hepsinin bir anda olmasıyla ancak motor çalışabilir. Söz gelimi, bir motorun çalışması için yirmi parça gerekli ise, “Bu parçalardan ikisinin bir araya gelmesiyle motor biraz çalışır, daha sonra parçalar eklendikçe çalışma mükemmelleşir.” diyemezsiniz.

Bu indirgenemezlik prensibi, ateist evrimcilerin felsefesine uymamaktadır. Onlara göre, canlılar ve bunların organları, yavaş yavaş zamanla basitten mükemmele doğru kendiliğinden evrimleşmiş ve organ ve sistemler şimdi en son şeklini almıştır. Yaratılışçıların savunduğu indirgenemezlik prensibine göre ise, Allah her bir canlıyı ve o canlının organlarını, iş görebilecek en mükemmel şekliyle ve sistemi bir bütün olarak bütün gerekleriyle birden yaratmıştır. 

Dolayısıyla ateist evrimcilerin, kendi felsefelerine ters düşen Behe’nin bu indirgenmezlik kompleksliği prensibini kabul etmeleri mümkün değildir.

Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadeleri de kâinatın bu kompleks yapısına dikkat çekmektedir:

“Unsurları zîhayatın imdadına, hususan bulutları nebatatın mededine ve nebatatı dahi hayvanatın yardımına ve hayvanat ise insanların muavenetine ve memelerin kevser gibi sütleri, yavruların beslenmelerine ve zîhayatların iktidarları haricindeki pek çok hacetleri ve erzakları, umulmadık yerlerden onların ellerine verilmesi, hattâ zerrat-ı taamiye dahi hüceyrat-ı bedeniyenin tamirine koşmaları gibi teshir-i Rabbanî ile ve istihdam-ı Rahmanî ile  hakikat-ı teavünün pek çok misalleri doğrudan doğruya, bütün kâinatı bir saray gibi idare eden bir Rabb-ül Âlemîn'in umumî ve rahîmane rububiyetini gösteriyorlar.” (Asa-yı Musa, s. 136)

Kainat birbirinden kopuk ve ilgisiz yaratılmamıştır. Tam aksine, kainat bir bütünlük arzetmektedir. Nasıl ki insan, görünüşte el ayak, dil dudak, çene parmak, göz, yanak, burun, dalak gibi farklı şeylerden oluştuğu halde, muhatabımıza tek isim ile hitap ediyor ve onu tek olarak görüyoruz. Aynen öyle de kainat da görünüşte taş, toprak, ot, hayvan, element ve su gibi farklı unsurlardan oluşuyorsa da gerçekten, kainat bir bütündür ve tektir. Bu teklik ve bütünlük, ustasının, yaratıcısının da tek ve bir olduğunu gösteriyor.

Mesela, bir bal arısını ele alalım. Bu arının gözleri vardır. Ancak Güneş olmadan bu gözlerin bir anlamı olmaz. Güneşi bilmeyen, zaten gözü yapamaz. Demek ki, Güneşi yaratan kimse, gözü de yaratan aynı ustadır. Kulağı yapamayan, sesleri yaratamaz. Tadları yaratamayan, dili yaratamaz. Şefkat ve merhameti yaratamayan, kalp ve vicdanı yaratamaz ve hakeza...

Hasılı, bir tel saçı yaratan, insanın kafasını yaratandır; insanı yaratan dünyayı ve içindekileri yaratandan başkası olamaz. Dünyayı yaratan, galaksileri ve galaksileri yaratan da bütün varlığı yaratandan başkası olamaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun