İdarecinin istişare kararına uyması gerekli midir?

Tarih: 16.06.2013 - 10:17 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Hüküm olarak farz mı vacip mi yoksa sünnet midir?

- Hangi meşveret kararlarına uyulur veya uyulmaz; ölçü ne olmalıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İstişâre, kişinin kendisini ilgilendiren konularda bir başkasının görüşüne başvurması veya idârecilerin ümmetin durumunu ilgilendiren konularda müşâverede bulunması şeklinde iki cepheden ele alınabilir. Birinci durumda istişâre sünnettir. (Nevevî, Şerhu'l-Müslim, 4/76)

- Hz. Peygamber (asm) istişâreye teşvik etmiş; kendisi de Bedir'de Ebû Süfyân'ın geldiğini haber alınca ne gibi tedbir alınacağı konusunda Ensar'la müşâvere etmiş; ayrıca Bedir esirleri konusunda, Uhud ve Hendek Gazvelerinde, Hudeybiye'de, Taif Seferinde, İfk hadisesinde, ezan konusunda olduğu gibi birçok mevzuda ashabıyla istişâre etmiştir. Hatta Ebû Hureyre, Rasûlullah'tan daha çok ashabıyla istişâre eden kimse görmediğini belirtmektedir.

- İdârecilerin, ümmetin durumunu ilgilendiren konularda istişârede bulunmasının hükmü konusunda ise farklı görüşler vardır.

"İş hususunda onlarla istişâre et." (Âl-i İmrân, 3/159)

ayetinin vücûb mu nedb (sünnet) mi ifade ettiği konusunda ulema ihtilâf etmişlerdir.

- İmam Nevevi’nin bildirdiğinde göre, alimlerin cumhurunun/fakihlerin ve usulcülerin kabul ettiği görüşe göre, ilgili ayetin emri, vücubu ifade etmektedir. Buna göre, idareci yanındaki yetkili kişilerle istişare eder, ancak daha sonra hangi görüşün daha yararlı olduğuna karar verir ve ona göre hareket eder. (Nevevi, a.y)

- İmam Şafiî ayetteki istişâre emrini nedb'e hamletmiş, ancak daha sonraki Şâfiî fukahası ayetin vücub ifade ettiği görüşünü benimsemişlerdir.(Râzî, Kurtubî, Ali İmran, 159. ayetin tefsiri)

- Mâlikîler dini konularda İslâm devletinin yönetimi ile ilgili mevzularda idarecilerin istişârede bulunmalarının vacip olduğu görüşündedirler. Hatta İbn Atiyye böyle bir durumda âlimlere danışmayan idarecinin azledilmesinin vacib olduğunu savunmuştur. (Kurtubî, İbn Aşur, Ali İmran:159. ayetin tefsiri)

- Bu konuda Hanefilere nisbet edilen bir görüş bulunmamakla birlikte, Hanefi alimlerinden Cessâs "İstişârenin iman ve namaz kılmakla birlikte ele alınması, konunun önemine ve bizim bununla emrolunduğumuza delâlet etmektedir." (Cessas, Ahkamu’l-Kur’an, Şûrâ:38. ayetinin tefsiri) şeklindeki sözünden, istişârenin vacip olduğu görüşünü benimsediğini anlıyoruz.

- Hanbeli alimlerinden İbn Teymiye’ye göre, Allah’ın istişareyi peygamberine emretmiş olması gösteriyor ki, hiçbir idareci istişareden muaf olamaz.(İbn Teymiyye, es-Siyâsetü'ş Şer'iyye-Mecmû'l-Fetâva içinde-Riyad 1381-86, 28/386-387)

- Alimlerin bildirdiğine göre, istişarede bulunan idareci, istişare heyetinde ortaya çıkan Kitap ve sünnete en yakın olan görüşü tercih eder. Şayet böyle bir kıyaslama imkânı bulmazsa, aklına göre en sağlam görüşü esas alır. “Bir kere azmettin mi artık Allah’a tevekkül et.” (Âl-i İmran, 3/159) mealindeki ayetin ifadesi bu gerçeğe işarettir.(bk. Kurtubî, İbn Aşur, a.y)

- Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, bir idareci işin ehli olan kimselerle belli konularda istişare etmek durumundadır. Şayet istişareden çıkan sonuç kitap ve sünnete uygun olduğuna dair bir kanaat oluşursa, idareci ona uymak zorundadır. Böyle bir münasebet görülmediği takdirde, çoğunluğun görüşüne bakmaksızın, kendisini tatmin eden herhangi bir grubun görüşlerini esas alabilir veya istişare heyetinin vardığı sonuçtan başka bir görüşü daha uygun görebilir. Yeter ki, karar alırken, nefsani arzularına, gayri meşru heva ve heveslerini değil de, gerçekten Allah’ın rızasını esas alsın ve ümmetin menfaatini ön planda tutmuş olsun.

Özetle, idareci meşru sebep göstererek, meşru bir ictihada dayanarak kendi görüşünü ve tercihini uygulama yetkisine sahip olmalıdır. Uygulama sonunda topluma zarar getirirse ve bu da tekerrür ederse yönetici usulüne göre görevden alınır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun