İçkinin yavaş yavaş yasaklanmasının hikmetleri nelerdir?

İçkinin yavaş yavaş yasaklanmasının hikmetleri nelerdir?
Soru Detayı

1. Neden bazı şeyler direkt yasaklanırken bazı şeyler yavaş yavaş yasaklanmıştır?
2. Allah(cc) içki içenleri çarparak cezalandırmak yerine neden onlara yavaş yavaş bıraktırmıştır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Neredeyse insanlık tarihi kadar uzun bir geçmişi bulunan ve hemen hemen bütün dönem ve toplumlarda görülen içki alışkanlığı, Kuran’ın nazil olduğu sırada Hicaz-Arap toplumunda da büyük ölçüde yaygın olduğundan İslam içkiyi haram kılarken diğer birçok hükümde olduğu gibi ikna edici ve tedrîcî bir metot takip etmiş, belli safhalardan sonra kesin yasaklama getirmiştir.

Mekke’de nazil olan bir ayette, Allah’ın insanoğluna çeşitli nimetler verdiği hatırlatılıp bunlardan ibret alınması istenirken, “Hurma ve üzüm gibi meyvelerden içki (seker) ve güzel rızık elde edersiniz. Şüphesiz bunda da aklını kullanan kimseler için bir ibret vardır.” denilir (Nahl 16/67)

Müfessirlerin çoğu, ayette geçen “seker” kelimesine “sarhoşluk meydana getiren içki veya şarap” anlamı vermiş ve bu ayetin şarabın haram kılınmasından çok önce Mekke’de nazil olduğunu, burada içkinin helal veya haram oluşundan ziyade çeşitli meyvelerden türlü yiyecek ve içeceğin elde edildiğine dikkat çekilmek istendiğini yahut bu ayetin daha sonraki ayetlerle neshedildiğini belirtmiştir.

Bazı müfessirler de burada üzüm ve hurmadan elde edilen mesela sirke, şıra, nebîz gibi içeceklerin kastedildiğini veya ayetin içkiyi güzel rızıktan ayrı zikretmekle onun kötülüğüne dolaylı bir işarette bulunduğunu ileri sürmüşlerdir.

Bu hususta ikinci ayet Medine’de nazil olan, “Sana şarap ve kumar hakkında soru soruyorlar. De ki; ikisinde de büyük günah ve insanlar için birtakım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür.” mealindeki ayettir. Bakara 2/219)

Ayetin, başta Hz. Ömer ve Muaz b. Cebel olmak üzere bir grup sahabînin, “Ya Resûlellah! Bize şarap hakkında bir hüküm ver, çünkü şarap aklı giderip malı telef ediyor.” şeklindeki müracaatları üzerine nazil olduğu ve ayetin bu ifadesinden sonra bir kısım sahabînin içkiyi bıraktığı rivayet edilir.

Ayette ayrıca, Şam’dan ucuza alınıp Hicaz’da yüksek kârla satılan şaraptan elde edilen gelir veya içki ve kumarın sağladığı geçici haz yahut zahirî-mutasavver faydaya işaret için içki ve kumarda bazı yararların bulunabileceği ifade edilmiş, fakat günah ve gerçek zarar yönünün daha baskın olduğu vurgulanmıştır.

Ayetin bu ifade tarzının şarabın haram kılınması için yeterli olduğunu söyleyen müfessirler bulunmakla birlikte çoğunluk, bu ayetin şarapla ilgili açık bir yasaklama getirmediği, muhatapları böyle bir yasaklamaya zihnen hazırladığı görüşündedir.

Bu ayetin nüzûlünden sonra da bir grup sahabînin içkiyi bıraktığı rivayet edilir. 
İçki konusunda nüzûl sırası itibariyle üçüncü olarak gelen, “Ey iman edenler! Sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kadar- namaza yaklaşmayın ...” mealindeki ayet (Nisa 4/43) yasaklama yönünde yeni bir adımı ve kesin yasak öncesi son safhayı ifade eder.

Rivayete göre ayet, bazı sahabîlerin sarhoşken cemaatle namaza durmaları ve imamın bir kısım ayetleri ters anlama gelecek şekilde karıştırıp yanlış okuması üzerine inmiş ve bu ayetten sonra bazı sahabîler, sarhoşluğun Allah’ın huzuruna durmaya engel kötü bir hal oluşundan hareketle içkiyi tamamen terk etmişler, bazıları da sadece yatsı namazından sonra içme imkanı bulmuşlardır. (Cessâs, Ahkamü’l-Kuran, III, 165-166)

Ancak ayette sadece içki içilmesi belirli ve dar bir zamana hasredildiği, bu arada kesin bir yasaklama da getirilmediği için başta Hz. Ömer olmak üzere bazı sahabîlerin, içkinin hükmünün açık bir şekilde belirtilmesi yönünde soru ve dualarının bulunduğu, yine bir davette içki içip sarhoş olan bir kısım muhacir ve ensar arasında söz düellosunun kızışıp kavga çıktığı, kavgada Sa‘d b. Ebû Vakkas’ın yaralandığı veya sahabe arasında sarhoşluk sebebiyle benzeri nahoş hadiselerin meydana geldiği, bu olayların ardından da şarabı kesin bir üslûpla yasaklayan Mâide suresinin 90 ve 91. ayetlerinin nazil olduğu rivayet edilir. (bk. Ebû Davûd, Eşribe, 1; Tirmizî, Tefsîrü’l-Ḳuran, 6; Vâhidî, Esbabü’n-nüzûl, s. 118; Nüveyrî, Nihayetü’l-ereb, IV, 78-80)

Bu ayetlerde, “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir, bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?” (Mâide 5/90-91) denilerek hem içki yasağı hem de yasaklamanın dayandığı bazı gerekçeler zikredilir.
İçki yasağında izlenen yol, hükümlerin teşrîinde İslâmiyet’in takip ettiği tedrîcîlik ve hükümlerin dayanacağı sağlam zemin oluşturma metodu için iyi bir örnektir.

Toplum kademe kademe böyle bir yasağa hazırlandığı, nüzûl sebebi teşkil eden olaylar da içkinin yol açtığı ve açabileceği zarar ve kötülükler hakkında yeterince fikir verdiği için ayette getirilen bu yasak bütün sahabe tarafından sevinçle karşılanmış, Resûl-i Ekrem de, “Allah Teâlâ şarabı haram kılmıştır. Kim elinde ondan bir şey olduğu halde bu ayet kendisine ulaşırsa onu ne içsin ne de satsın” buyurmuş, bu talimattan sonra halk evlerinde bulunan şarapları Medine sokaklarına dökmüş ve şarap kaplarını imha etmiştir. (Müslim, Müsâḳāt, 67)

Böylece İslâmiyet, birçok zarar ve kötülüğün kaynağı olduğu bütün akıl sahiplerince kabul edilen içki kullanımını açıkça yasaklamıştır. 

Hz. Peygamber’in hadislerinde de içkinin haram kılınmasının çeşitli hikmetleri, içki içenin uğrayacağı dünyevî ve uhrevî zararlar anlatılır. İçki yasağıyla ilgili hadislerin toplamı, manevî tevatür derecesinde bir sıhhat ve kuvvete sahip olacak ölçüde fazladır. (Wensinck, el-Muʿcem, “ḫmr” md.; Abdülvehhâb Abdüsselâm Tavîle, s. 50-57)

Cevap 2:

Tedric, Şer‘î hükümlerin aşamalı konulması anlamında bir terimdir.

Sözlükte derece kelimesinden türeyen tedrîc “bir kimseyi bir şeye aşamalı biçimde yaklaştırmak ve alıştırmak” anlamına gelir. Teşrî‘ yöntemi olarak hükümlerin ilâhî irade tarafından bir defada ve bütün şeklinde değil tebliğ süreci boyunca beşerî ve sosyal olgular dikkate alınıp peyderpey konulmasını ifade eder.

Kitap ve Sünnet’teki bazı hükümlerin vazedilmesinde takip edilen bu yönteme hüküm koyucu irade esas alındığında tedrîc, teşrî‘ faaliyetinin niteliği esas alındığında tederrüc denir.

Kitap ve Sünnet’te hükümler konulurken dört çeşit tedrîc yönteminin uygulandığı görülür.

Birincisi önce hükümlerin genel ve soyut (küllî) ilkeler halinde bildirilmesi, ayrıntılı ve somut (cüz’î) düzenlemelerin sonradan yapılmasıdır. Hükümlerin bu şekilde konulmasına “icmal-tafsil yöntemi” adı verilebilir. Mekke döneminde gelen amelî hükümler umumiyetle genel ve soyut niteliklidir. Söz konusu hükümlerin somut davranışlara uygulanabilir düzeyde ayrıntılı hale getirilmesi Medine devrinde gerçekleşmiştir.

Meselâ haksız yere cana kıyma, zulüm, haksızlık, israf, ölçü ve tartıda hile yapma, yeryüzünde fitne ve fesat çıkarmanın yasaklanması; adaletli davranma, iyilik ve yardımlaşma, infakta bulunma, affedici olma ve yetimleri korumanın emredilmesi böyledir.

Bu yöntemle Müslüman topluma kazandırılan ahlakî duruş, Medine devrinde yapılacak ayrıntılı hukukî düzenlemeler için hem meşruiyet zemini oluşturmuş, hem de onların sorunsuz biçimde uygulamaya konulmasını sağlamıştır.

Şâtıbî’ye göre Medine devrinde yapılan her düzenleme Mekke döneminde konulan genel ve soyut bir hükmün kapsamına girebilecek niteliktedir. Mekke devrinin genel ve soyut hükümlerinin tamamı dinin, nefsin, aklın, malın ve neslin korunması şeklinde tasnif edilen beş temel ilkeye bağlıdır. (el-Muvafakat, III, 41-45, 95-96)

İkinci yöntem, hükümlerin toplumsal ihtiyaç ortaya çıkıncaya veya toplumsal yapı uygun hale gelinceye kadar geciktirilmesidir. Buna “zaman bakımından tedrîc yöntemi” denilebilir.

İslâm hukukçularının büyük çoğunluğu, düzenleme ihtiyacının belireceği zamana kadar hükümlerin açıklanmasının geciktirilebileceğini ve bunun fiilen gerçekleştiğini kabul etmiştir. Nitekim kitap yoluyla konulan bazı hükümlerin sebeb-i nüzûlünü ve sünnet yoluyla konulan bazı hükümlerin sebeb-i vürûdunu açıklayan çok sayıda rivayet bulunmaktadır. Bir hükmün belli bir sebebe bağlı olarak sevkedilmesinin onun anlaşılmasını kolaylaştırdığı ve toplumsal yaşamdaki etkisini arttırdığı bilinmektedir.

Diğer bazı hükümlerin konulmasında ise -müt‘a nikâhını nihaî şekilde yasaklayan düzenlemenin fetih yılına (8/630) kadar geciktirilmesi örneğinde görüldüğü gibi (Müslim, Nikaḥ, 11-32)- toplumsal yapının ilahî irade tarafından öngörülen formu taşıyabilecek olgunluğa erişmesi gözetilmiştir.

Tedrîcde üçüncü yöntem bazı hükümlerin geçici olarak konulması biçimindedir. Hüküm kendisiyle gözetilen amaç gerçekleştikten sonra yürürlükten kaldırılır.

“Geçici hüküm yöntemi” diye adlandırılabilecek bu yöntemin nesihle doğrudan ilgisi bulunmaktadır. Çünkü toplumsal geçiş dönemlerini düzenlemek amacıyla konulan geçici hükümlerin kaldırılması neshin bir türüdür. Meselâ anne baba ve akrabaya vasiyette bulunulması emri (Bakara 2/180) miras hisselerini düzenleyen ayet hükümleriyle neshedilmiş (Nisâ 4/11-12), Hz. Peygamber de artık varise vasiyet yoluyla mal bırakılamayacağını belirtmiştir. (Buhârî, Veṣâyâ, 6; Ebû Dâvûd, Veṣâyâ, 6; Şâfiî, s. 137-145)

Tedrîcde takip edilen dördüncü yöntem, aynı yükümlülüğü konu edinen hükümlerin içerdikleri yükümlülüğün derecesi bakımından aşama aşama sevk edilmesidir. Buna “hüküm içi tedrîc yöntemi” denilebilir.

Bu yöntemin iki şekilde uygulandığı görülmektedir.

İlki ve en çok kullanılanı yükümlülüğün kolaydan zora, azdan çoğa doğru arttırılması yöntemidir. Her aşama bir sonrası için sosyopsişik açıdan hazırlık niteliği taşımaktadır.

Meselâ beş vakit namazın farz kılınması belli bir süreç içinde ve iki aşamada gerçekleşmiştir. Önce sabah ve akşam olmak üzere iki vakit farz kılınan namazın, daha sonra günde beş vakit kılınması emredilmiştir.

İçki içme yasağı da böyledir.

Kuran-ı Kerîm’de ilk aşamada Müslümanların hurma ve üzümden içki ve güzel rızık elde ettikleri belirtilmiş, içki ayrıca zikredilerek güzel rızıktan sayılmamıştır. (Nahl 16/67)

İkinci aşamada içkide hem büyük günah hem de yararlar bulunduğu, fakat günahının yararından daha fazla olduğu ifade edilmiştir. (Bakara 2/219)

Üçüncü aşamada sarhoş iken namaza yaklaşılmaması emredilmek suretiyle içki içilmesi sınırlandırılmıştır. (Nisâ 4/43)

Son aşamada ise içki içilmesi kesin biçimde yasaklanmıştır. (Mâide 5/90-91)

Savaşa ilişkin düzenlemeler de hüküm içi tedrîc yönteminin bir örneğini teşkil etmektedir. (konuyla ilgili ayetlerin iniş sırası şöyledir: el-Hicr 15/94; el-En‘âm 6/106; en-Nahl 16/125; el-Ankebût 29/46; el-Hac 22/39; el-Bakara 2/190; et-Tevbe 9/5; el-Enfâl 8/39; el-Bakara 2/244)

Hüküm içi tedrîcde nadir olarak zordan kolaya doğru bir yöntemin izlendiği görülmektedir. Gece namazıyla ilgili hükmün hafifletilmesi bu tür tedrîce örnektir. (Müzzemmil 73/1-4, 20)

Hüküm içi tedrîc yönteminin nesihle irtibatı vardır. Her yeni hüküm kendisinden önceki aşamada konulan hükmü yürürlükten kaldırmakta, son aşamadaki hüküm son düzenlemeyi bildirmekte, artık önceki aşamalarda gelen hükümlerin uygulanma imkânı kalmamaktadır.

Klasik fıkıh doktrini tedrîc yönteminin geçerli olduğu dönemi Hz. Peygamber (asm) Efendimizin tebliğ süreciyle sınırlamaktadır.

Ancak toplumların geleneksel yapıdan modern yapıya geçmesi, Kitap ve Sünnet’te öngörülen bedenî cezalar, çok eşlilik, kadının şahitliği, miras taksimi ve kölelik gibi meselelerle ilgili bir kısım hükümler bakımından bir uygulanabilirlik, hatta onlar aracılığıyla gözetilen değerler açısından bir savunulabilirlik sorununu beraberinde getirmiştir.

Bu sebeple modern dönemde bir kısım araştırmacılar, özellikle Hz. Ömer’in Kitap ve Sünnet kaynaklı bazı hükümlerin formlarını terkedip onların yerine başka düzenlemeler yapmasını dayanak almak suretiyle tedrîci tebliğ süreciyle sınırlı değil her toplumun kendi şartlarını dikkate alan, devamlı ve tekâmül esasına bağlı ictihadî bir yöntem diye görmektedir. (bk. DİA, Tedric md)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
1.042 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun