Hacamat/Kan aldırmak sünnet midir? Sünnet ise belli bir zamanı var mıdır? Hacamat orucu ve abdesti bozar mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hacamat, sağlığı koruma  veya tedavi amacıyla kan alma demektir.

Hacamatın daha eski zamanlarda olduğu gibi, Hz. Peygamber (asv) zamanında da sağlığı koruma ve bir tedavi metodu olarak uygulandığı, bizzat kendisinin hacamat yaptırdığı, hatta hacamatı teşvik ettiği bilinmektedir. Hacamatı o dönemde uygulanan en iyi tedavi metotları arasında sayan(1) Resûl-i Ekrem (asv)'in ve ashabının genel olarak ağrıya ve baş ağrısına karşı(2) baş, omuz, boyun damarları, kalça ve ayağın üstünden hacamat yaptırdığı(3), hacamatın akla ve hafızaya kuvvet verdiğini söylediği(4) rivayet edilmektedir.

Bazı hadislerde pazartesi, salı veya perşembe günleri, Kameri ay içinde de on yedi, on dokuz ve yirmi birinci günler hacamat yapılması tavsiye edilmiş(5), ayrıca vücudun hangi bölge ve damarlarından kan alınmasının uygun olacağına ilişkin bazı bilgilere ve uygulama örneklerine yer verilmiştir.(6) İbn Kayyim el-Cevziyye, hadislerde mevcut tavsiye ve bilgilerin, dönemindeki tıp âlimlerinin tesbitleriyle uyum içinde bulunduğunu, meselâ bu âlimlerin kanaatine göre ayın hareketine bağlı olarak kan basıncının arttığını, ay ortası ile onu takip eden haftanın hacamat için en uygun zaman olduğunu, âcil durumlar hariç bu zaman dilimi içinde hacamat yapmanın daha faydalı olacağını söyler.(7) Buhârî'nin yukarıdaki hadisleri zayıf bulduğu için eserine almadığını kaydeden İbn Hacer ve Aynî gibi âlimler ise hacamat için belli bir zaman tayininin söz konusu olmadığını belirtirler.(8)

Ayın kendi yörüngesi üzerindeki çeşitli konumlarına göre denizlerde, hatta karalarda ve atmosferde med ve cezir olaylarının meydana geldiği, bunun da yeni ay ve dolunay dönemlerinde en yüksek seviyeye ulaştığı bilinmektedir. Günümüzde yapılan bazı araştırmalar ayın insan vücudu üzerinde de benzer etkiler meydana getirdiğini, dolunay günlerinde vücuttaki hormon ve sıvı dengesinde değişmeler görüldüğünü, kadınlardaki doğum ve âdet görme kanamalarının daha şiddetli olduğunu ortaya koymuştur. Bu sebeple hacamat için belli zaman dilimleri tavsiye eden hadislerin, hadis tekniği açısından incelenmesi yanında yeni ilmî araştırmalar ışığında değerlendirilmesinden de ilgi çekici sonuçların çıkacağı anlaşılmaktadır.

Hz. Peygamber (asv)'in, kendisine hacamat uygulayan ve aynı zamanda bir köle olan Ebû Taybe'ye bir ödemede bulunduğu bilinmektedir.(9) Enes b. Mâlik, hacamat ücretinin helâl olup olmadığına dair bir soruya bu olayı naklederek cevap vermiştir.(10) Onun rivayetinde yapılan ödemenin ücret olup olmadığı açıkça belirtilmezken, İbn Abbas bu olayda Resûl-i Ekrem (asv)'in ücret ödediğini kaydederek, "Eğer haram olsaydı Peygamber vermezdi" der.(11) Öte yandan Resûl-i Ekrem (asv)'in kan bedelini yasakladığı(12) ve hacamatçının kazancının pis olduğunu söylediği(13) rivayet edilmektedir. Bazı âlimler, ilk hadisteki kan bedelini doğrudan kan satışı karşılığında alınan ücret olarak, bazıları da hacamat ücreti olarak yorumlamışlardır. Hadisi rivayet eden Ebû Cühayfe'nin hacamat yapan bir köle satın aldığı ve onun hacamat aletlerini kırdığı, bu davranışının sebebi sorulunca da bu hadisi rivayet ettiği(14) dikkate alınırsa, en azından ravinin yorumunun bu istikamette olduğu düşünülebilir.

Bu farklı rivayetler karşısında ashaptan itibaren değişik ictihadlar ortaya çıkmıştır. Bazı âlimler Hz. Peygamber (asv)'in yasaklamasını, hacamatın daha ziyade köleler tarafından icra edilen ve sosyal statü açısından düşük sayılan bir meslek oluşuna bağlayarak, hür kişilerin hacamattan ücret almasının caiz olmadığını söylerken bazıları da yasağın sebebini, hacamatın Müslümanlar arasında ücretsiz yapılması gereken bir hizmet ve görev oluşuna bağlar. Bir görüşe göre ücret alınması önceleri yasakken sonradan serbest bırakılmıştır; bir başka görüşe göre ise hadisteki yasak onun haram olduğunu değil tenzîhen mekruh olduğunu göstermektedir.

Hadis kaynaklarında, Resûl-i Ekrem (asv)'in hacamat yapanın da yaptıranın da orucunun bozulacağını söylediği(15), kendisinin oruçlu iken hacamat yaptırdığı(16), hacamatın orucu bozmayacağını ifade ettiği(17) şeklinde farklı rivayetler yer almaktadır.

Enes b. Mâlik, oruçlu iken hacamat yaptırmadıklarını ifade ederken bunu hacamatın oruçluya sıkıntı vereceği hususuna bağlamaktadır.(18) Birinci hadisi esas alan Hanefiler'e göre hacamat orucu bozar. Fakat çoğunluk bu hadisin neshedildiğini ileri sürerek hacamatın orucu bozmayacağını belirtir. Buna rağmen bu âlimler de oruçluya sıkıntı verebileceğinden hareketle hacamatın iftardan sonraya bırakılmasını tavsiye ederler.

Bu iki hadis ve diğer rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, "Hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulur." hadisinin "hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulma tehlikesiyle karşı karşıyadır." şeklinde anlaşılmalıdır. Zira hacamat yapan kişi emerek kanı aldığı için boğazına kan kaçma ihtimali, hacamat yaptıranın ise zayıf düşeceğinden yeme içme zorunda kalma ihtimali bulunmaktadır. Nitekim Enes b. Malik de, hacamat yaptırmanın oruçluyu zayıf düşüreceğinden dolayı hoş karşılanmadığını söylemiştir. (19) Bu itibarla, oruçlu iken kan vermek orucu bozmaz.

Hz. Peygamber (asv)'in ihramlı iken hacamat yaptırdığı bilinmektedir(20); bundan dolayı ihramlının hacamat yaptırması caiz görülmüştür. Hacamattan önce vücudun ilgili kısmının tıraş edilmesi halinde bazı âlimlere göre tıraşla ilgili genel hükümler geçerli iken bazılarına göre bu konuda özel ruhsat söz konusu olup fidye gerekmez veya miktar tesbitinde bu durum hafifletici sebep olarak değerlendirilir.

Hacamatın abdesti bozup bozmadığı konusunda mezheplerin kanamayla ilgili görüşleri geçerlidir. Kanamanın abdesti bozduğunu söyleyen Hanefî, Hanbelî ve Zeydî âlimlerine göre kanlı hacamat abdesti bozar, Şafiî ve Mâliki mezheplerine göre ise bozmaz. (21)

İlave bilgiler için tıklayınız: 

HACAMAT (HİCAMAT) 

KAN ALDIRMA

Dipnotlar:

1.    Buhârî, Tıb, 13; Müslim, Müsâkat, 62, 63.
2.    Buhârî, Tıb, 15; Ebu Dâvûd, Tıb, 3.
3.    Buhârî, Tıb, 14, 15; Ebû Dâvûd, Menâsik, 35, Tıb, 4. 5; Tirmizî, Tıb, 12; İbn Mâce, Tıb, 21.
4.    İbn Mâce, Tıb, 22
5.    Ebu Dâvûd, Tıb, 5; Tirmizî, Tıb, 12; İbn Mâce. Tıb, 22
6.    Ebu Dâ­vûd, Tıb, 5; İbn Mâce, Tıb, 21
7.    İbn Kayyim el-Cevziyye, et-Tıbbû'n-nebevî (nşr. Âdil el-Ezherî-Mahmûd Ferec el-Ukde), Kahire 1410/1990, s. 42, 45
8.    İbn Hacer, Fethu'l-bâri, XXI, 266-267; Ayni, Umdetü'l-kâ-rî, XVII, 374-375
9.    Buhârî, Tıb, 13
10.    Müslim, Müsâkat, 62
11.    Buhârî, İcâre, 18; Müslim, Müsâkat, 66
12.    Buhârî, Büyu, 25, 113
13.    Ebû Dâvûd, Büyu 1, 38; Tirmizî, Büyu, 46
14.    Aynî, Umdetü'l-kari, IX, 287-288; İbn Hacer, Fethu’l-bari, IX, 165, 300-301
15.    Buhârî, Savm, 32; Ebu Dâvûd, Savm, 29; Tirmizî, Savm, 60
16.    Buhârî, Savm, 32, Tıb, 11; Ebu Dâvûd, Şavm, 30
17.    Ebû Dâvûd, Savm, 31; Tirmizî. Savm, 24
18.     Ebû Dâvûd, Savm, 30
19.    Buhârî, Savm, 32
20.    Buhârî, Savm, 32, Tıb, 12. 14. 15; Ebû Dâvûd, Menâsik, 35
21.    bk. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Hacamat md.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun