Gayri müslim mucitlerin ahiretteki durumu nedir? İnsanlığa faydalı oldukları için cennete girerler mi?

Soru Detayı
Elektriği yapan kişi milyonlarca Müslümanın dualarını kazanmış, fakat kendisi Müslüman değil; bu kişi cennete gidebilir mi?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cennet âhiretin bir menzilidir; onun varlığına inanmak âhirete inanmak sayılır. Demek ki, cennet imansız olmaz. Varlığına, inanmadığınız, kabul etmediğiniz bir yere ne hakla girebilirsiniz veya gitmek ister misiniz?

İşte îmanı olmayan ilim adamlarının durumu böyledir. Cennete girebilmek için, cennete ve onu Yaratana inanmak başta gelir.

Peygamber Efendimiz (asm) bir hadislerinde,

"İman etmedikçe cennete giremezsiniz." (Müslim, İman, 93)

buyurarak, bu hususa işaret ederler. Bir diğer hadiste de

"Kalbinde zerre kadar îman bulunan kimse cehennemden çıkacaktır." (Müslim, İman, 304)

buyururlar.

Öyleyse îman nedir? Bu suâle Peygamber Efendimiz (asm), Hz. Cebrail'in suali üzerine şöyle cevap verir:

"Allah'a, Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayrına, şerrine inanmandır." (Müslim, İman, 1)

Peygamberimiz (asm), îmanı tasdik manasında ifade etmektedir. Tasdik ise kalbidir. Dil ile söylenmese de îman îmandır. Bu sebeple açık açık günah işleyenler ve inkâr edenler dışında, kimin îmanla gittiğine, kimin imansız öldüğüne tam kanaat etmemiz mümkün değildir. İşte bunun içindir ki, müminlerin hüsn-ü hatime için dua etmelerinin hikmeti de bu olsa gerektir. Yani onun iman tezkeresini alarak gitmesini temennidir, bir mümine yapılacak en büyük dua budur.

İmam-ı Gazalî, îmanın müddeti hususunda şöyle der:

"Bir günlük orucun vakti imsak ile iftar arası ise, îmanın müddeti de bir ömürdür." (İhyau Ulûmiddîn, I/135)

Yani gündüz ortasında veya akşama yakın bir vakitte orucunu bozan kimse oruçlu sayılmadığı gibi, ömrünün son dakikasında îmanını kaybeden kişi de mümin sayılmaz. Fakat son anlarda îman eden kimsenin îmanı makbuldür. Çünkü o insan yaşamış olsaydı, ömrünün kalan kısmını imanlı olarak geçirecekti.

İşte bu sebeple Batılı ilim adamları, Allah'a inanmadıklarını kesin olarak söylememişlerse veya îmanlarını dile getirmemişlerse, onların îmanlı ölüp ölmedikleri hususunda kesin bir şey söylenemez. Kalben inanıp bunu sözle söylememe ihtimali olduğu gibi, gerçekten inanmadan ölmüş olma ihtimali de vardır. Bunun gerçek tarafını ancak Cenab-ı Hak bilir. Hesabını da yine O soracaktır.

Ancak şu var: Darwin gibi insanlığa fitne, fesat ve anarşiyi miras bırakan kimselerle, Edison gibi ilmî keşifleri, faydalı teknikleri miras bırakan ilim adamları aynı değildir. Peygamber Efendimiz (asm)'in can düşmanı Ebû Cehil de îmansızdı, Peygamberimizi koruyup kollayan amcası Ebû Talib de mümin değildi. Bunlar îmanları olmadığı için cehenneme girseler de, azap derecelerinin farklı olması İlâhî hikmet ve adaletin icabıdır.

Bediüzzaman Hazretleri, "Kâfirin Cehennemde ebedî olarak kalması Cenab-ı Hakk'ın merhamet ve şefkatine nasıl sığabilir?" şeklindeki bir suale verdiği cevapta, sözünü ettiğimiz bu meseleye ışık tutmaktadır:

"O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir ya ademe (yokluğa, hiçliğe) gidecektir veya dâimi bir azap içinde mevcut kalacaktır. Vücudun (var olmanın), velev Cehennem de olsa ademden daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira adem şerr-i mahz (sırf şer ve çirkin) olduğu gibi, bütün musibet ve mâsiyetlerin de merciidir. Vücut ise velev Cehennem de olsa hayr-ı mahzdır (mutlak hayırdır). Maahâzâ kâfirin meskeni Cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır."

"Fakat kâfir kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmiş ise (hak etmişse) amelinin cezasını çektikten sonra ateş ile bir nevi ülfet (alışkanlık) peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. O kâfirlerin dünyada yaptıkları âmal-i hayriyelerine (iyi işlerine) mükâfeten şu merhamet-i İlâhiyeye mazhar olduklarına dair işârât-ı hadisiye (hadis-i şeriflerin işareti) vardır." (İşârâtü'l-İcâz, s. 90)

Demek ki, İslamiyet'ten haberi olduğu hâlde, îman etmeyenler, fakat insanlığa müsbet yolda büyük hizmet etmiş olan gayri müslim mucitler, dünyada yapmış oldukları faydalı işlerine mükâfat olarak Cehennemde de olsa, Cenab-ı Hak onların bu çalışmalarını karşılıksız bırakmaz. Kendilerine göre, azabın hafiflemesi veya hapisteki bir adamın güzel bir rüya görmesi gibi bir mükafatı olacaktır, denilebilir.

Diğer taraftan, bu dünyada bile Rabbimiz sıkıntılara bir derece alışmayı ihsan ediyor. Örneğin, trafik kazasıyla aniden sakat kalan bir insan, başlangıçta çok acı çekmesine rağmen, bir süre sonra yeni durumuna alışıyor ve acıları kayboluyor. Müebbet hapis cezası almış mahkûmlar da ölünceye kadar hapiste kalmakla birlikte, bir süre sonra hapishane şartlarına alışıyorlar. Demek ki Rabbimiz rahmetiyle bu dünyada insanı sürekli azaptan kurtardığı gibi, cehennemde bile suçunun cezasını bir derece çektikten sonra kâfirin vücudunu ateşe alıştırıyor. Bu şekilde azabını azaltıyor.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Diğer kitabî olan -örneğin Hristiyanlık gibi- dinlerden hayatı boyunca iyilik yapan, insanlığa faydalı olan kimselerin Cennete girme ihtimali var mıdır?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorumlar

Editör
(abdunnur)

Onlarda cennet veya benzeri bir anlayış olabilir,lakin eğer bu islam ve kur'an endeksli veya onlara uyan değilse kabul edilemez,bu cihetten bir benzerlik kurulamaz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR