Dört halife zamanındaki siyasi ahval hakkında bilgi verir misiniz?
Değerli kardeşimiz,
Hz. Peygamber’in siyasî ve teşriî otoritesi, gerek hayatında gerekse vefatından sonra tartışılmamış, fakat sonrakiler açısından değeri ve bunların ne şekilde ve kimler tarafından devam ettirilebileceği hususu çeşitli teorik ve pratik görüş farklılıklarına yol açmıştır.
Daha Resûlullah’ın cenazesi kaldırılmadan insanlar Benî Sakýfe gölgeliğinde toplanarak ümmetin işlerini yürütmek üzere Resûl-i Ekrem’in yerine kimin geçeceğini tartışmaya başlamıştır. Hz. Peygamber’in hâtırasına saygısızlık olarak değerlendirilmesi mümkün olan bu tutum, Araplar’ın kabilecilik damarlarını bilenler için şaşırtıcı değildir. Hatta kabilecilik ruhunun hortlaması endişesi göz önüne alınınca, Resûlullah’ın yerine geçecek yöneticiyi belirleme işinin cenazenin kaldırılmasından daha öncelikli olduğu bile söylenebilir.
Medineli ensar yöneticinin kendilerinden olmasını isterken, Mekkeli muhacirler kendilerinden (Kureyş) olmasını istiyordu. Bu arada kendisi tarafından bariz bir şekilde öne sürülmemekle birlikte, Hz. Peygamber’e olan akrabalığı nedeniyle Hz. Ali’nin bir beklenti içinde olduğu da kaydedilmelidir. Esasen bu üç tutumun, daha sonra hilâfet meselesinde su yüzüne çıkacak olan eğilimlerin de nüvesini teşkil ettiği söylenebilir.
Benî Sakýfe’de yapılan uzun tartışmalardan sonra Hz. Ebû Bekir’in yönetici olmasına karar verilerek ona biat edildi ve kendisine “halîfetü Resûlillah” (Allah elçisinin halifesi) sıfatı atfedildi. Halife kelimesinin ümmet tarafından önerildiğine ve siyasal iktidarı elinde tutan kişiyi ifade etmek için ilk defa kullanılmış olduğuna dikkat edilmelidir.
Hz. Ebû Bekir ölmeden önce Hz. Ömer’i kendi yerine geçirmiş (istihlâf) ve ümmet itiraz etmeden Hz. Ömer’e biat etmiştir. Hz. Ebû Bekir’in bu uygulamasının “atama” mı yoksa “aday gösterme” mi olduğu konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.
Hz. Ömer vefat etmeden önce kendinden sonraki halifenin seçimini altı kişilik bir heyete bırakmıştır. Bu heyet yaptıkları kamuoyu araştırması ve çeşitli değerlendirmeler sonunda içlerinden Osman b. Affân’ın halife olmasına karar vermiştir.
Hz. Ali’nin halifeliğe geçişi ise önceki üçü gibi ümmetin tamamının veya çoğunluğunun ittifakı ile olmamıştır. Hz. Ali, Talha ile Zübeyr’in biatlarını almışsa da Sa‘d b. Ebû Vakkas ve daha birçok önde gelen sahâbî ona biat etmemiştir. Civar şehirlerdeki halk arasında da farklı temayüller vardı. Hz. Osman kuşatma altında iken bayram namazını kıldırması, Hz. Osman’ın cenazesiyle ilgilenmemesi, âsilerin vali değişikliği gibi bazı taleplerini yerine getirmesi gibi tutumları sebebiyle hakkında bazı endişeler uyanmış, hatta Talha ve Zübeyr de yanından ayrılarak Hz. Âişe ile beraber Basra’ya gitmişlerdir. Rızâ yoluyla ittifak, barış ve asayiş sağlanamayınca Hz. Ali kılıca başvurdu ve bilinen Cemel ve Sıffîn vak‘aları meydana geldi.
İlk dört halifenin yönetimin başına geçiş şekline ilişkin olarak yaygın kanaate göre Hz. Ebû Bekir genel şûra yoluyla yani ehl-i hal ve’l-akdin büyük çoğunluğunun oyuyla seçilmiş, Hz. Ömer atama (velâyet-i ahd) yoluyla başa gelmiş, Hz. Osman ise hususi şûra yani evvelki halifenin belirlediği birkaç kişinin seçmesiyle halife olmuş, sonra hepsine biat edilmiştir.
Muâviye’nin yönetimi ele geçirmesi ise ilk dört halifenin yönetime geliş tarzından farklıdır. Çoğunlukla belirtildiğine göre, Muâviye tagallüp ve hakk-ı seyf (kılıç hakkı) yoluyla yönetimi ele geçirmiştir. Tagallüp ve kılıç hakkı, kimin halife olacağının netleşmemesi durumunda, halife adaylarından birinin kılıç zoruyla başa geçip, insanların gönüllü ve gönülsüz biatlarını alması manasındadır.
Muâviye’den sonra yönetim, veraset yoluyla intikal etmeye başlamıştır. İlk uygulamalarda hilâfetin veraset yoluyla devamı konusu gündeme gelmemiştir.
Gerçi Hz. Ömer’in, halifeyi belirlemek üzere oluşturduğu hususi şûra heyetine oğlu Abdullah’ı halife seçmemeleri ikazında bulunması devlet başkanlığının verasetle devamına olumsuz bir bakış olarak, öte yandan Hz. Ali’nin, Hz. Peygamber’in vefatı sıralarındaki beklentisi ve kendisi ölüm döşeğinde olduğu sırada oğlu Hasan’a biat etmelerini isteyip istemediği sorusuna cevaben “Bu husus, benim emredeceğim veya yasaklayacağım bir husus değildir” diyerek onların tercihine bırakması yönetimin veraset yoluyla devamına sıcak bakış olarak değerlendirilebilir. Hz. Ali’nin Hz. Ebû Bekir’e söylediği “Akrabalığımız sebebiyle bu işte bizim de bir hakkımız bulunduğunu sanmıştık” serzenişinde bulunması da Hz. Ali’nin böyle bir eğilim taşıdığını desteklemektedir. Fakat bunlar şahsî kanaatlerden ibarettir.
Muâviye ile birlikte hilâfet (devlet başkanlığı), ilk dört halifede görüldüğünden farklı olarak veraset yoluyla el değiştirir olmuştur. O, Mugýre b. Şu‘be’nin teşvikiyle sağlığında oğlu Yezîd’i veliaht tayin etmiştir. Kimi rivayetlere göre Muâviye saltanat merkezi olan Şam’da bu maksadı teminat altına aldıktan sonra, zâhiren haccetmek, gerçekte ise oğlu Yezîd için Mekke ve Medine halkından biat almak için oralara gitmiş ve hac vazifesini ifa ettikten sonra bu halkı Yezîd’e biat etmeye çağırmıştır. Başta İbnü’z-Zübeyr olmak üzere birçok kişinin itiraz ve tenkidiyle karşılaştığı da zikredilmektedir. Bütün kaynaklar hilâfetin saltanata dönüşmesinin Muâviye ile başladığını kaydeder. Gerçekten de Muâviye’nin bu tutumu, Araplar arasında İslâm öncesi döneme dönüş niteliğinde bir saltanat uygulamasının da başlangıcını teşkil etmiştir.
Yezîd’in ölümünden sonra, Şam ve diğer bölgelerde Muâviye b. Yezîd’e ve bunun birkaç ay sonra ölmesi üzerine Mervân’a biat edilmişken, Yezîd’in ölüm haberini alır almaz İbnü’z-Zübeyr’in Mekke’de hilâfet iddia etmesi ve Mekke halkının biatını alması, kimi yazarlar tarafından hilâfet ve saltanatın ayrışması olarak, kimileri tarafından da Mervân’ın hilâfetinin sahih olmadığı şeklinde değerlendirilmiştir.
Muâviye’den sonra gelen halifeler hep bu yolu uyguladılar. Sadece Ömer b. Abdülazîz’in böyle davranmak yerine Hz. Ebû Bekir’in torunu Kasım b. Muhammed’i veliaht tayin etmek istediği, fakat çeşitli baskılar sebebiyle bunu başaramadığı bilinmektedir.
Kaynak: Diyanet İslam İlmihali II. Cilt, İslâm ve Toplum
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Hilâfet ve halife ne demek?
- Abdullah b. Zübeyr b.Avvâm hakkında bilgi verir misiniz?
- Halifeliğin ehemmiyeti, kaldırılması ve menfi tesirleri hakkında bilgi verir misiniz?
- Abdullah b. Ömer hakkında bilgi verir misiniz?
- Abdurrahmân b. Ebî Bekr hakkında bilgi verir misiniz?
- Şii mezhebi hak mıdır? Şiiler Müslüman sayılabilir mi?
- Şia, Şiilik ve Alevilik Ehl-i sünnet ve cemaatten midir?
- Abbâsîler devleti hakkında bilgi verir misiniz?
- Abdullah b. Hanzale hakkında bilgi verir misiniz?
- Hz. Ali'yi halife olan tanıyan ilk kişinin, Ahmed b. Hanbel olduğu doğru mudur?