Bütün varlıkların hayâlu’l-Arş’dâ yaratıldığı anlamında bir rivayet var mıdır?

Tarih: 25.11.2015 - 17:14 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Rivayet olunduğuna göre, -ki rivayetlerin manası birdir- yaratılacak olan her şeyin tamamı, gökler ve yeryüzü henüz yaratılmadan elli bin sene önce yazılmıştır. Şöyle ki:
- Allah Teâlâ, bütün mahlukâti, ezelî inayeti hasebiyle hayâlu’l-Arş’dâ yarattı ve orada her şeye bir suret verdi. Şeriatlarda “ez-Zikr” diye tabir edilen (âlem) işte burasıdır. Orada meselâ Muhammed’in (asm) sureti, onun insanlara falanca vakitte gönderilmesi, kavmini uyarması, Ebû Leheb’in onu inkâr etmesi ve dünyada kendisini hatalarının kuşatması, sonra âhirette ateşte yanması.., tahakkuk etmiştir. İşte bu suret, hadiselerin yeryüzünde, aynen orada belirlendiği şekil üzere meydana gelmesine bir sebep olmaktadır.
- (Aynen bu örnekte olduğu gibi, âlem-i misalde önceden belirlenmiş suretler de, hadiselerin aynen oradaki mevcut halleriyle varlık safhasına çıkmaları sonucunu doğurmaktadır.)
- Allah Teâlâ, Hz. Adem’i insanlığın atası olmak ve insan türünü kendisiyle başlatmak üzere yaratınca, âlem-i misalde zürriyetinin suretlerini de yarattı; onların mutluluk ve bedbahtlıklarını nûr ve zulmet ile temsil etti, onları, mükellef tutuldukları şekil üzere kıldı, onlarda kendi bilgisini ve kendisine teslimiyet duygusunu yarattı. Bu, insan fıtratı içerisine saklanmış bulunan misakın esası olmaktadır; dolayısıyla -her ne kadar olayı unutsalar bile- verdikleri sözden sorumlu tutulmaktadırlar. Zira, yeryüzünde yaratılmış bulunan nefisler, o günde mevcut bulunan suretin bir gölgesidir. Bu itibarla o günde insan fıtratı içerisine gizlenmiş olan şey, yeryüzünde varlık safhasına çıkarken de gizli olarak mevcut bulunacak; dolayısıyla da sorumlu tutulacaktır. [ Elest bezminde verilen yeminin.]
- Cenab-ı Hak Hayâlu’l-Arş’ ve Alem-i Misalde yaratmış mıdır?
- Ve maddi vücutlar ve ruh da alemi misal ve hayalul arşdan mı gelmektedir?
- Bu bilgiler doğru mudur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Önce şunu belirtelim ki, soruda “hayâlu’l-Arş” olarak yazılan kelimenin doğrusu “Hıyalu’l-Arş” olmalıdır. Bu kelimenin ilk harfi “noktalı hı” değil ve kelime de hayal değildir. “Hıyal” kelimesi, bir şeyin mukabili, hizası, karşısı anlamına gelir.

- Göre bildiğimiz kadarıyla, “Hıyalu’l-Arş”, herhangi sabit bir âlemin ismi değildir. “Alem-i misal” gibi, “hıyalu’l-Arş” diye bir alem yoktur.

“Hıyalu’l-Arş” ifadesi, Arşın karşısı, hizası manasındadır. İbn Cerir’in İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre, Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu:

“Kıyamet günü, haksız yere öldürülmüş kimse, sağ veya sol eliyle başını tutar, diğer eliyle de kâtili tutar ve boyunun damarlarından kanlar fışkırdığı bir halde Rahman’ın Arşının karşısında (hıyale Arşi’r-Rahman) durur ve şöyle der: ‘Ya Rabb! Şu kuluna sor; niçin beni öldürdü?” (bk.Taberi, Nisa Suresi, 93. ayetin tefsiri)

Muhakkik, Ahmed Muhammed Şakir, bu rivayetin sahih olduğunu bildirmiştir. Görüldüğü gibi bu sahih hadiste, “hıyalu’l-arş” terkibi, “arşın hizası, karşısı, mukabili” manasında kullanılmıştır.

- Özetlersek, sorudaki “hıyalu’l-Arş”la ilgili bilgiler doğru değildir.

- İslam Literatüründe “alem-i misal” diye bir alem vardır.

“Kâinatta Levh-i Mahfuz'un gayet kat'î bir delil-i vücudu ve bir numunesi, insandaki kuvve-i hâfızadır ve âlem-i misalin vücuduna kat'î delil ve nümune, kuvve-i hayaliyedir.” (Lem'alar, s. 355)

“Fakat âlem-i mana ve âlem-i misalde ve âlem-i berzah ve ervahta, (küremizi bir çamın çekirdeği hükmünde farz etsek) ondan temessül ve teşekkül eden misalî şeceresi, o çekirdeğe nisbeten koca bir çam ağacı kadar olduğundan, bir kısım ehl-i şuhud, seyr-i ruhanîlerinde, Arz'ın tabakalarından bazılarını âlem-i misalde pek çok geniş görüyorlar; binler sene bir mesafe tuttuklarını görüyorlar.” (Mektubat, s. 82)

- Kur’an “alem-i gayb ve alem-i şehadet” olarak iki aleme işaret edilmiştir. Bu muhatabın aklına göre kullanılmış bir irşat üslubunu gösterir.

Ancak “alem-i şahdet”, insanlık alemini, hayvanlar alemini, bazı yıldızlar alemini, güneş sistemini ve benzeri pek çok alemi içine aldığı gibi, “alem-i gayb” alem-i esir, alem-i ervah, alem-i misal, alem-i berzah gibi bir çok alemi ihtiva etmektedir. Bunların birçoğu aynı yerde iç içe de bulunabilir.

Örneğin; “Âlem-i ziya, âlem-i hararet, âlem-i hava, âlem-i kehrüba, âlem-i elektrik, âlem-i cezb, âlem-i esîr, âlem-i misal, âlem-i berzah gibi âlemler arasında müzahame ve yer darlığı yoktur. Bu âlemler, hepsi de ihtilâlsiz, müsademesiz küçük bir yerde içtima ederler.” (Mesnevi-i Nuriye, s.138)

- Bilebildiğimiz kadarıyla, âlem-imisal Allah’ın ezeli ilmini temsil etmiyor ve varlıklar yaratılmadan o alemde yaratılmıyor. Bilakis, alem-i misal bir ayna gibidir. Şahadet aleminde yaratılan varlıkların suretleri o aleme yansımaktadır. Bediüzzaman hazretlerinin bizzat müşahede ederek aktardığı şu bilgiler konumuza ışık tutmaktadır:

Gördüm ki; âlem-i misal, nihayetsiz fotoğraflar ve her bir fotoğraf, hadsiz hâdisat-ı dünyeviyeyi aynı zamanda hiç karıştırmayarak alıyor. Binler dünya kadar büyük ve geniş bir sinema-i uhreviye ve fâniyatın fâni ve zâil hallerini ve vaziyetlerini ve geçici hayatlarının meyvelerini sermedî temaşagâhlarda ve cennette saadet-i ebediye ashablarına dünya maceralarını ve eski hatıralarını levhalarıyla gözlerine göstermek için pek büyük bir fotoğraf makinesi olarak bildim.” (Emirdağ Lahikası-I, s. 262)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun