Din bir, anlayış çok. Neden?


Çünkü,

1-İhtilaf beşerin tabiatında vardır. Dolayısıyla insanın olduğu yerde ihtilaf kaçınılmazdır. İnsanın mahiyetinde yer alan şehvet, gadap ve akıl kuvvetleri ihtilafın temel umdeleridir. (1) Mesela, akıl herkeste aynı seviyede olmadığından, ister istemez akıllar arasında farklı görüşler çıkacak, yüksek idrak seviyesini yakalayamayanlar, bir takım gerçekleri inkara yöneleceklerdir.


2-Hz. Ademden beri insanlar fırka fırkadır. Her bir fırkanın bir türlü mezhebi ve bir türlü meşrebi vardır..."Her hizip kendilerinde olanla ferahlanır"(2) muktezasınca, hepsi kendi mesleğini beğenip, onu başkalarının gittiği yola tercih eder. (3)


3-"Biz sizin herbirinize bir şeriat ve bir yol tayin ettik. Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet yapardı... "(4) ayeti, insanlık alemindeki ihtilaftaki İlahi tasarrufa dikkat çeker. Yani Allah dilese insanları melekler gibi ihtilafa kabiliyetsiz yaratırdı. Fakat O, insanlık aleminde renklilik, hareketlilik ve müsabaka istemiş ve insanları ihtilafa müsait bir fıtratta yaratmıştır.


"Cenab-ı Hak insan nevini binler nevileri sünbül verecek ve hayvanların diğer binler nevileri kadar tabakalar gösterecek bir fıtratta yaratmıştır." (5) Bu insanın kuvvelerine, latifelerine, duygularına had konulmamış, serbest bırakılıp hadsiz makamlarda gezecek kabiliyet verilmiştir.


İnsanlara ihtilafa sebebiyet veren kabiliyetler verilmeseydi, Hamdi Yazırın dediği gibi, "bütün insanlar diğer hayvan türlerinde olduğu gibi, muttarit, yeknesak, monoton bir hayat içinde geçer giderdi." (6)


4-İhtilaf düşünceyi donukluktan kurtarır ve onu dinamik bir yapıya kavuşturur. "İhtilafı reddetmek, insan fıtratını kabul etmemek ve düşünceyi donuklaştırmak demektir." (7) İhtilaf realitesini göz ardı ederek "bütün halk bir mezhepte, bir meşrepte olsun" istemek, muhali taleptir... beyhude zahmet çekmektir. (8)


5-İslam aleminde görülen fırkalar, nassları kendi hevalarına göre yorumlayarak ortaya çıkmışlardır. Bunlar, İbn-i Teymiyenin dediği gibi, önce bir görüşe inanmışlar, sonra buna Kurandan delil bulmaya çalışmışlardır. (9) Ayrıca, mezheplerine muhalif ayetleri de Tevil cihetine gitmişlerdir. (10) Halbuki, Kuranda var olanı göstermekle, kendi fikrini Kurandanmış gibi göstermek çok farklı şeylerdir.


6-Kuran, Yahudilerin Tevratı tahriflerini haber verir. (11) Tahrif iki türlüdür:

1-Lafızda tahrif.

2-Manada tahrif. (12)

Birinci tür tahrif Kuranda asla söz konusu olmamıştır. Fakat ehl- i bida fırkalarınca zorlamalı fasit tevillerle ayetlere farklı manalar yüklenmiştir. İbn-i Kayyim Cevzinin ifadesiyle "ehl-i Kitabın iftiraki, bu ümmetin 73 fırkaya ayrılması ancak Tevil iledir. Cemel, Sıffin, Harrede müslüman kanının akması, İbn-i Zübeyr fitnesi vb... hep teville meydana gelmiştir." (13)


7-"Mezhep mizaçtan teşerrüp eder. Arı su içer bal akıtır, yılan su içer, zehir döker".(14) Yani, aynı hakikate yönelen iki insan, mizaçlarının etkisiyle farklı neticelere ulaşırlar. Su, içinde bulunduğu kaba göre şekillenip renk aldığı gibi, hakikatler dahi muhataplarının mizacına göre şekillenir, renklenirler. Aynı Kurana muhatap olan kişilerin farklı yorumlarda bulunmaları bu gerçeği ispat eder.


8-Ehl-i sünnetten ayrılan 72 fırkaya "ehl-i bida ve ehva" tabiri kullanılır. (15) Böyle denilmesi, dinin özünde olmayan ve kendi hevalarından çıkan görüşleri dolayısıyla olmuştur.


9-"Meslekler, mezhepler ne kadar batıl da olsalar, içinde ukde-i hayatiyesi hükmünde bir hak, bir hakikat bulunur. Eğer asarına (eserlerine) ve neticelerine hükmeden hak ve hakikat ise ve menfi cihetleri müsbet cihetlerine mağlup ise, o meslek haktır. Eğer içindeki hak ve hakikat neticelere hükmedemiyor ve menfi cihet müsbet cihetine galebe ediyorsa, o meslek batıldır. Onun ehli, ehl-i bida ve dalalet olur...." (16)


Mesela, Şiadaki ehl-i beyte muhabbet bir hakikat iken, İranlılar Hz. Ömer devrinde topraklarının fethedilmesiyle, zamanla milli intikam cihetinden bir garaz zuhuruyla, başta Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir olmak üzere bazı sahabeye buğzetme cihetine gitmişler. "Hz. Aliye sevgiden değil, Hz. Ömere buğzdan dolayı" ehl- i sünnetten ayrılmışlar.


Vahhabiler ve Hariciler, halis tevhide aykırı ve putperestliği ima edecek her şeyi reddetmeyi bir esas kabul etmişler. (17) Hareket noktaları hak olmakla beraber, zamanla büyük zatların türbelerini harabeye çevirmek, Hz. Peygamberin kabrinin perdesini yenilememek, şefaati reddetmek...gibi aşırılıklarda bulunmuşlar.


Misal olarak verilen bu iki fırkadan hareketle, Bediüzzaman şu neticeye varır: "Her batıl mesleğin her bir ciheti batıl olmak lazım değildir".(18)


10-"Yahudilerden bir, Hıristiyanlardan bir, Müslümanlardan bir olmak üzere üç fırka-i naciye yoktur. Her zaman için bir fırka-i naciye vardır." (19) Yani, her üç semavî dinde pek çok fırkalar ortaya çıkacak, bunlardan biri gerçek manada hak yolda olacak ve kurtulacaktır. Bu kurtulan fırka, ister yahudi, ister hristiyan, isterse müslüman olsun, hep aynı özellikte bulunacaktır. Zira, "Allah katında din İslâmdır"(20) ayetinin hükmünce, bütün semavî dinler aynı esaslar üzerine bina edilmiştir.


11-Usulud- dinde müttefik, füru-u dinde ihtilaf eden fıkhi mezhepler 73 fırkaya dahil değillerdir. (21)


12-Ehl-i bida ehl-i kıbledir. Dolayısıyla tekfir olunmaz. (22) Şatıbinin dediği gibi, "bunlar her ne kadar dalalet ehli olsalar da dinden çıkmış değillerdir. Hz. Peygamberin 73 fırkadan bahseden hadisinde "ümmetim" demesi buna delalet eder. Çünkü bunlar bidalarıyla dinden çıkmış olsalardı Hz. Peygamber bunlara "ümmetim" demezdi." (23)


Bununla beraber Hz. Aliyi ilah gören veya Cebrailin vahyi yanlışlıkla Peygambere getirdiğini iddia edenlerin ve benzerlerinin küfrü açıktır. (24)


13-Her insanın mizacı söz ve eserlerine yansır... Mesela, sünnî birinin tefsirinde ehl-i sünnetin nurları parlar. Mutezilî birinin ifadelerinden itizal kokuları gelir. Şiî birinin tevillerinden teşeyyu rüzgarları hissedilir." (25)


14-73 fırkanın günümüzdeki görünümüyle ilgili olarak Bediüzzaman şöyle der: "Şu fırkalar eğer çendan bir hizib olarak görünmüyor, fakat efkarda tahallül ederek münteşiredir. Herkesin dimağında onların meylettiği mesleğe meyelan bulunabilir." (26) Yani, gerçi bir grup olarak görünmese bile,73 fırkanın fikirleri halen mevcuttur. Sözgelimi, "ben kaderimi kendim çizerim!" diyen birisi, bilerek veya bilmeyerek Mutezilenin fikrini savunmaktadır. Keza, dalmış olduğu günahlar karşısında "ne yapayım, kaderim böyleymiş!" diyen birisi, ismini söylemese, bile Cebriye mezhebindendir. Keza, "iman olduktan sonra günah zarar vermez. Benim kalbim temiz!" diyen birisi, farkına varmadan Mürcienin görüşünü savunmaktadır. Gördüğü her günahkarı kafir zanneden birisi, Haricî zihniyetiyle meseleye yaklaşmaktadır.


Kaynaklar:

1-Kutub, Seyyid, Fi Zılalil-Kuran, Daruş-Şuruk, 1980, I, 215

2-Müminun, 53 ve Rum 32

3-Katib Çelebi, Katib, Mizanul- Hak fi İhtiyaril - Ehak, Marifet Yay. İst. 1990, s. 198

4-Maide, 48

5-Nursi, Lemalar, Sözler Yay. İst. 1990, s. 164

6-Yazır, III, 1700

7-Özler, s. 142

8-Katip Çelebi, s. 198

9-İbnu Teymiye, II, 225. Ayrıca bkz. Salih, Subhi, Mebahis fi Ulumil-Kuran, Darul-İlm, Beyrut, 1368 h., s. 294

10-İbnu Teymiye, II, 223

11-Bakara, 75; Nisa, 46; Maide, 13 ve 41

12-Râzî, III, 134; İbnu Kesir, I, 164-165; Beydâvî, I, 70; Kutub, II, 859

13-Cevzi, IV, 193

14-Nursi, Asar-ı Bediiyye, s. 102

15-Bkz. Yemeni, I, 10

16-Nursi, Mektubat (osm.), s. 583

17-Ebu Zehra, I, 235-236

18-Nursi, Mektubat (osm.), s. 583- 584

19-Yazır, III, 2110

20-Al-i İmran, 19

21-Bağdadi, s. 9-10

22-Taftezani, Şerhul- Akaid, s. 191; Şatıbi, İtisam, s. 405

23-Şatıbi, IV, 139

24-İbnu Abidin, Reddül- Muhtar aled- Dürril - Muhtar, Daaru İhyait- Türasil- Arabi, ts., III, 309-310; Şatıbi, İtisam, s. 405

25-Zerkani, Abdülazim, Menahilul-İrfan, Mısır, 1360 h, II, 96

26-Nursi, Münazarat, s. 32

Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun