Bediüzzaman Said Nursi neden hediye kabul etmekten çekinirdi?

Soru Detayı

Üstad Bediüzzaman Said Nursi neden hediye kabul etmekten çekinirdi? Hediyeleşmek sünnet değil midir? Hediyeleşin ki birbirinize olan sevginiz artsın, diye bir hadis var...

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bazı genel kaideler, bazı özel durumlar ve özel şahıslar için sınırlandırılabilir; buna tefsir ilminde tahsis ve takyit denir.

Mesela, evlenmek insanlık için genel bir kaide ve genel bir sünnettir. Ama bazı özel şahıslar için bu kaide tersinedir, hatta mahzurludur. Mealini vereceğimiz hadis buna işaret eder:

"Allah bir kulu sevdiği vakitte onu Zât-ı Uluhiyetine hizmet etmek için seçer. Onu kadınla ve evlat ile meşgul ettirmez." (1)

Bu durum, bilhassa hicretin 200. senesinden sonra içindir. Çünkü; “İki yüz senesinden sonra en hayırlınız, zevce ve veledi olmamakla yükü hafif olanınızdır.” (2)

Yukarıya aldığımız bu hadis, genel olan evlenme kaidesini bazı şahıslarda takyit ve tahsis etmiş oluyor, ama bazı özel şahıslar ve özel durumlar içindir.

Bu manadan hareketle, hediyeleşmek genel ve güzel bir kaide, güzel bir sünnettir. Ama bu zamanın şartları ve bu dönem insanları, maddi noktadan hediyenin güzel ve faydalı yönünü tam idrak ve ihsas ettiremeyip, hatta rüşvet konumuna düşürdükleri için hediye adı altında günahları rahatla işleyip, herkesi de öyle tasavvur eder bir vaziyete gelmiştir.

Bu sebeple, sadece ilmin izzetini korumak için hediyeyi reddeden Bediüzzaman Hazretleri değil, resmi makamları işgal eden memurların da hediye almaları caiz değildir.

Bu toplum ve bu şartlar, bu hediye sünnetinin genelliğini bazı hallerde ve bazı şahılar için kayıtlamıştır.

Bu sebeple Bediüzzaman Hazretlerinin birçok gerekçe ve şartlardan dolayı hediyeyi kabul etmemesi sünnete aykırı bir durum teşkil etmez, tam aksine hediyenin kıymet ve mahiyetini korumuş olur, bize de örnek teşkil eder.

Hem kaldı ki, sünnet işlemek için bir kaç kez hediye alıp vermek de yeterlidir ki, Bediüzzaman Hazretleri de bazı hususi talebelerinin hediyesini almış ve hediye vermiştir. Sünnet olması için kim ne verdiyse almak gerekmez.

Bediüzzaman Hazretleri, neden hediye almadığının nedenlerini, kendisi bir mektubunda şöyle açıklar:

Fakat çok rica ederim ki, gücenmeyiniz, hediyeyi kabul edemedim. Adem-i kabulün esbabı çoktur. En mühim bir sebep, benim kardeşlerim ve talebelerimle olan münasebetin samimiyetini ve ihlâsı zedelememektir. Hem iktisat, bereket ve kanaat sayesinde, şiddetli ihtiyacım olmadığı halde, dünya malına el uzatmak elimde değil, ihtiyarım haricindedir. Hem bir misalle ince bir sebebi anlatacağım:

Mühim bir tüccar dostum otuz kuruşluk bir çay getirdi, kabul etmedim. “İstanbul’dan senin için getirdim, beni kırma” dedi. Kabul ettim. Fakat iki kat fiyatını verdim.

Dedi: “Niçin böyle yapıyorsun, hikmeti nedir?"

Dedim: Benden aldığın dersi, elmas derecesinden şişe derecesine indirmemektir. Senin menfaatin için, menfaatimi terk ediyorum. Çünkü, dünyaya tenezzül etmez, tamah ve zillete düşmez, hakikat mukabilinde dünya malını almaz, tasannuya mecbur olmaz bir üstaddan alınan ders-i hakikat elmas kıymetinde ise, sadaka almaya mecbur olmuş, ehl-i servete tasannuya muztar kalmış, tamah zilletiyle izzet-i ilmini feda etmiş, sadaka verenlere hoş görünmek için riyakârlığa temayül etmiş, ahiret meyvelerini dünyada yemeye cevaz göstermiş bir üstaddan alınan aynı ders-i hakikat, elmas derecesinden şişe derecesine iner.

İşte, sana manen otuz lira zarar vermekle, otuz kuruşluk menfaatimi aramak, bana ağır geliyor ve vicdansızlık telâkki ediyorum. Sen mâdem fedakârsın; ben de o fedakârlığa mukabil, menfaatinizi menfaatime tercih ediyorum, gücenme."

O da, bu sırrı anladıktan sonra kabul etti, gücenmedi.

Ey Nuh Bey ve Hamid Kardeşlerim, siz de gücenmeyiniz. Hem Nuh Bey, biliniz ki, şu zamanda o havalide vefâdârâne, şefkatkârâne beni aramaklığınız öyle bir hediyedir ki, bunun gibi binler hediyeden kıymettardır.

Hem size gönderdiğim risaleleri muhafaza etmek ve sahip çıkmak ve benim yerimde onları himaye etmek, binler lira kıymetinde bana karşı büyük bir hediyedir. Çünkü, netice-i hayatımı ve vazife-i vataniyemi ve o havalideki kardeşlerimin uhuvvet ve muhabbetlerine karşı borçlarımı eda eden o risalelere ciddî sahip çıkmak, tam muhafaza etmek ve ehline yetiştirmeye vasıta olmak öyle bir hediyedir ki, dünyevî hediyelerin binlerine mukabildir.

Hem emin olunuz ki, manevî zararım büyük olmasaydı, Nuh Beyin hatırını kırmayacaktım.

Şimdiye kadar, Cenâb-ı Hakka şükür, hediyeleri kabul etmeye mecbur olmadım ve şu zamanda ehl-i ilmin bir sebeb-i sukutu olan tamaha girmeye ihtiyar benden selb edildi.

Hem eğer sizin hediyenizi kabul etseydim, çok zatların ya kalbi kırılacaktı veyahut elli senelik kaidem bozulacaktı.

Orada ve civarınızda bulunan eski talebelerim ve kardeşlerime birer birer selâm ve dua ediyorum ve onların dualarını istiyorum. (3)

Dipnot:
1) bk. Deylemî, Firdevsu'l Ahbar, I, 310; Kenzul Ummal, h. no: 30789; Heysemi bu rivayetin zayıf olduğuna dikkat çekmiştir. bk. Mecmau'z-Zevaid, 2/291.
2) Levamiü'l-Ukul Şerhi, I/173.
3) Barla Lahikası, 113. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
658 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR