Allah’ın nimetini hor görmemek için ne yapmalı?

Tarih: 21.03.2022 - 14:26 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Allah’ın üzerinizdeki nimetini hor görmemeniz için sizden daha aşağı olanlara bakın anlamında bir hadis var mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Konuyla ilgili bir rivayet şöyledir:

“Hayat şartları sizinkinden daha aşağı olanlara bakınız; sizden daha iyi olanlara bakmayınız. Bu, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hor görmemenize daha uygun bir davranıştır.” (Müslim, Zühd 9)

Asıl önemli olan, olmayanın hasretini çekmek değil, olanın hazzını yaşamaktır ve onu kıymetini bilip şükretmektir. Yoksa hadiste geçtiği üzere, Allah’ın nimetini hor görmeye ve nankörlüğe neden olabilir.

Müslüman bir kimsenin, dünyalık işler, mal, mülk ve zenginlik gibi konularda kendisinden aşağı derecede olanlara, din işlerinde ve manevî faziletler konusunda daha üstün olanlara bakması sünnete uygundur.

İnsan, bulunduğu hale hamdetme ve şükretme faziletine sahip olabilmelidir.

Bu konudaki başka bir rivayetten, konuyu daha iyi öğrenmekteyiz:

"Her kimde şu iki özellik bulunursa, Allah o kimseyi şükreden ve sabreden bir kul olarak yazar, kimde de bu iki özellik bulunmazsa Allah o kimseyi şükreden ve sabreden olarak yazmaz."

"Kim din konusunda kendisinden üstün kimselere bakar ve onlar gibi olmaya çalışırsa, dünyalık konusunda da kendisinden aşağılık olanlara bakıp Allah’ın kendisine verdiği nimete hamdederse, Allah bu kimseyi şükredici ve sabredici olarak yazar."

"Kim de din konusunda kendisinden aşağı olan kimseye bakar ve kendisini ondan iyi görüp kulluğunu artırmaz, dünyalık konusunda da kendisinden üstün olan kimselere bakarak elinden kaçan şeylere üzülürse, Allah’ta o kimseyi ne şükreden ne de sabreden olarak (şükretmeyen ve nankör olarak) yazar." (Tirmizî, Kıyamet 58)

Şükür, ahlak kavramı olarak, “yapılan iyiliğin kadir ve kıymetini bilip makbule geçtiğini dile getirmek, iyilik edeni övmek; nankör olmamak” demektir.

Şükür, nimetin sahibi olan Cenab-ı Allah’ı bilmek, nimetin ondan geldiğini kabul etmek, bunun karşılığı onu anmak, ona teşekkür etmektir. İbadette, itaatte kusur etmemektir.

Şükretmek, Müminlerin Temel Özelliklerindendir.

İki ayet meali şöyledir:

“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin; eğer siz yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız ona şükredin.” (Bakara, 2/172.)

“Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin!” (Bakara, 2/152)

Esasen Allah’ın, verdiği nimetlere şükredin demesi de kul için bir nimet ve ihsandır. Zira bu hatırlatma ile yapılan şükrün faydası dünyada ve ahirette Allah’a değil kula aittir. Kul nimetlere şükrettikçe o nimetler hem devam edecek hem de çoğalacaktır

Nimeti ve nimeti vereni görmezlikten gelip şükretmeyen kişi ise, hem nimetlerden mahrum kalacak hem de ahirette mesul olacaktır.

Nitekim "Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye layıktır." (Lokman, 31/12) mealindeki ayet bizi uyarmaktadır.

Şükür, nimetin farkına varmaktır. Nimetlerin Allah’tan olduğunu idrak etmek, manevi bir şükürdür.

Körleştiğimiz Nimetler

"Nimet nedir?", sorusuna verilen en öz cevap, dünya ve ahiretimize faydalı olan her şeydir.

Sadece dünyamıza faydalı, ahiretimize zararlı şeyler ise nimet değil eziyettir. Ahirete hiçbir yararı olmayan dünya nimetine nimet denilmesi hatadır. Dünyada ancak cennete vesile olan şeyler gerçek anlamda nimettir. Allah’a ibadet etmeyi sağlayan imkânlar, muhtaçlara Allah rızası için verilenler ve Allah için ilim öğretmek gibi.

“O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız.” (İbrahim 14/34)

İnsan kendisine ve çevresine baktığında, kendisinin hiçbir katkısının olmadığı pek çok nimeti görebilir. Yeryüzünde verilen imkânlar; mal, mevki, anne baba, eş, evlat, akraba bunlardandır. Melekler, günler, aylar, yıllar, Güneş, Ay, yıldızlar, geçim vasıtaları, ulaşım araçları, evler, bahçeler, denizler, nehirler, dağlar, taşlar, bulutlar, yağmurlar, bitkiler, sebzeler, meyveler, türlü türlü hayvanlar ve onlardan yararlanma yolları gibi saymakla bitiremeyeceğimiz nimetlerin hepsi Allah Teala’nın lütfundandır.

Bunlar, sürekli gördüğümüz için körleştiğimiz ya da gözümüzde sıradanlaşan nimetlerdir.

İnsanın yaratılışı, el, ayak, göz gibi sahip olduğu mükemmel organlar; görme duyma, koklama, tatma, dokunma, irade, idrak, zeka, nefs, akıl, kalp ve ruh bize emanet edilen büyük nimetlerdir. İnsanların bu nimetlerin farkına varması ve şükretmesi gerekir.

Şeytan Nankörlüğü Emreder

İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi. (Araf, 7/16-17)

Her Zaman Şükretmek

“Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez. İnsanlara karşı, Allah'a da şükretmek. Allah’ın nimetinden bahsetmek şükürdür. Bunu terk etmek nankörlüktür...” (Müsned, 4/278, 375)

Şükretmeyenlerin Ahiretteki Durumu

Kıyamet günü bir kul Allah’ın huzuruna getirilir ve Allah ona şöyle buyurur:

Sana göz, kulak, mal ve evlat vermedik mi? Hayvanlar ve ekinler vermedik mi? Belli yerlerde yetkili olmana ve para kazanmana fırsat tanımadık mı? Bugün benimle bu şekilde buluşacağını da biliyordun değil mi?

O kimse, hayır Ya Rabbi diyecek Allah da şöyle buyuracak:

Önceden sen beni ve bugünleri unuttuğun gibi bugün de ben seni unutacağım. (Tirmizî Kıyame, 7)

“Bugün de ben seni unutacağım…” sözü, “Bugün de ben seni azaba terk edeceğim” manasındadır. Nitekim Araf suresi 51. ayeti olan “… Biz de onları bugün unutacağız” sözü “Bugün onları azaba terk edeceğiz” şeklinde tefsir edilmiştir. (bk. Tirmizi, a.y)

Şükür Nasıl Olmalı?

Makbul bir şükür, yalnızca sözle ifade edilen şükür değildir. Gerçek bir şükür, birbirine bağlı üç unsurdan oluşur. Bunlar; ilim, hâl ve ameldir.

İlim; bütün nimetlerin Hak’tan geldiğini bilmektir.

Hâl; nimetlerin gerçek sahibine karşı tazim, hürmet ve muhabbet duymaktır.

Amel ise; bu duyguların gerektirdiği minval üzere yaşayıp şükrü diliyle ve hâliyle yani yaşayarak, yaparak ve uygulayarak ifade etmek, nimetleri Hakk’ın rızasına uygun olarak kullanıp ona isyandan sakınmaktır.

Demek ki, şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gereğiyle amel etmektir. Bu da amel, kalp, dil ve diğer azalarla olur.

Her Şeyin Şükrü Vardır

Kalp ile iyiliğe niyet eder. Dil ile hamd eder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükür ise, Allah Teâlâ'nın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır.

Mesela gözün şükrü, Müslümanların, arkadaşların kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, söylenilen ayıpları duymamış olmaktır.

Şükür, Allah Teâlâ'nın verdiği nimetleri onun sevdiği yerlerde kullanmaktır.

Şükür, hem eldeki nimeti yok olmaktan kurtarır, hem de yeni nimetlere kavuşturur.

Nice fakirler vardır ki, bir lokma ekmek kazanınca, Allah Teâlâ'ya şükreder ve zenginlerin hâlini düşünmez bile. Nice zenginler de vardır ki, milyarlarına daha birkaç milyar ekleyemediği için üzüntü içindedir.

Yüce Rabbimiz bizleri nimetlerin farkına varan, elindeki sayısız nimete kanaat eden, nimetlerinden onun razı olduğu şekilde istifade eden ve onun razı olacağı şekilde şükredebilen kullardan eylesin. Âmin!

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun