Allah işlediğimiz günahları, hesap günü diğer insanlara da gösterecek midir?

Tarih: 18.02.2007 - 22:50 | Güncelleme:

Soru Detayı
Utanılacak bir günah işlenmişse ve o günahı işlerken birinin hakkını yemişse, Allah da onu affederse o günahı mahşerde herkes gorecek mi? Eğer Allah affetmişse kul hakkı ne olacaktır? Ayrıca günah küçük yaşta işlenmişse ne olur?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Şartlarına uygun olarak yapılan tövbeyi Allah kabul eder ve kişiyi bağışlarsa, ayrıca kul ile de helalleşmek gerekir. Ancak helalleşme imkanı olmazsa onun adına dua etmek, hayırda bulunmak ve günahlarının affı için Allah'a yalvarmak gerekir. Böylece Allah hem onun hem de kendisinin günahlarını bağışlayıp kul hakkını da affedebilir.

Diğer taraftan tövbe edenlerin günahlarını affeden Allah, kul hakkını da affederek onun kullardan alacağına karşılık fazlasıyla ikramda bulunabilir. Cenab-ı Hak, hak sahibini dünyada rızkına bereket koymak, üzerinden birtakım belâ ve musibetleri uzaklaştırmak gibi hallerle; âhirette ise onun razı olabileceği bir şekilde bağışta bulunmak ve makamını yükseltmekle hakkını zayi etmeyecek, gönlünü alacaktır.

Bir işin günah olması için o işi, yapan kimsenin bazı şartları taşıması gerekir. Kişinin mükellefiyet altına girmesi ve dinî hükümlerden sorumlu tutulabilmesi için,

a. Müslüman,
b. Akıllı,
c. Bâliğ olması (büluğ çağına ermesi) şarttır.

Buna göre mükellefiyetin birinci şartı olarak kişinin Müslüman olması gerekmektedir. Müslüman olmayan kimseler, Allah'a ve Peygambere îman edip İslâm dînine girmedikçe, Allah'ın ibâdetle ilgili emir ve yasaklarına muhatap değildirler.

Mükellefiyetin ikinci şartı da, âkıl olmaktır. Âkıl demek, ne yaptığını bilen, iyi ile kötüyü birbirinden ayırdedecek temyiz kabiliyetine sâhip olan kimse demektir.

Mükellefiyetin son şartı da, kişinin bâliğ olması, yani, bülûğa ermiş bulunmasıdır. Kız olsun, erkek olsun aklı başında bulunan bir Müslümana namazın farz olması için buluğ dediğimiz erginlik çağına ermiş olması gerekir. Genellikle erkek çocukları 12-15, kız çocukları ise 9-15 yaşlan arasında erginlik çağına girerler.

Erkek çocuğu büluğa erdiğini, ihtilam denilen rüyada iken cinsî boşalma ile; kız çocuğu ise aybaşı veya âdet denilen halin ortaya çıkmasıyla yani, rahimden kan gelmesiyle erginlik devresine girmiş olurlar. İnsanın bu devreden sonra namaz, oruç ve hac gibi ibadetleri yerine getirmesi farzdır.

Ancak namaz ve oruç gibi ibadetlerin daha önceki yaşlarda çocuğa öğretilip, alıştırılması tavsiye edilmiştir. Hayrı şerden, iyiyi kötüden ayırma yaşı olarak bilinen bu temyiz devresi hususunda çeşitli rivayetler yardır.

Meselâ bir hadis-i şerifte, kız-erkek ayırımı yapılmadan yedi yaşına gelen çocuğa namazın emredilmesi ifade edilir.(Ebû Dâvud, Salat: 25)

"Çocuk sağını solunu tefrik edince namazı emredin."

mealindeki haber de çocuğun belli bir anlayış seviyesine gelmesini esas almıştır. Çocuğun süt dişlerini dökmeye başlaması devresi veya yirmiye kadar sayabilmesi şartını namazı öğretme yaşı olarak ifâde edilmesi de birbirini destekleyen hususlardır.(İbni Ebî Şeybe, Musannaf, I/347)

Yani, bu devre ve yaşa gelen çocuğa namazla ilgili bilgiler verilir, namazın nasıl kılınacağı, farzları, vacipleri, sünnetleri, namazda okunacak sûre ve dualar öğretilir. Yavaş yavaş namaz kılmaya alıştırılır. On yaşını geçtikten sonra da artık namaz kılmasını temin edici tedbirler alınır, çocuğa namazın önemi anlatılır, bir yaratılış ve kulluk vazifesi olduğu açıklanır. İkna ederek, makul bir şekilde namaz kılması sağlanır. Çünkü, artık çocuk bu yaştan sonra her vakit büluğ çağına erebilir. Bu bir hazırlık devresi sayılır. Büluğ alametleri görülünce de farz olan vazifesini yapmaya devam eder.

Esas itibariyle namazın farz olması büluğ çağıyla başladığına göre, ancak ondan sonra kazaya kalan namazların kılınması farz olur. Çünkü, farz olan bir namazın edası gibi kazası da farzdır.

Kızların ilk âdeti görmeden, erkeklerin de ilk ihtilam olmadan önceki kılamadıkları namazları kaza etmesi farz olmamakla birlikte, kaza etmelerinde de bir mahzur yoktur; kılınmasında sevap vardır.

Demek ki, bir insanın kaza borcu ancak büluğ devresinden itibaren başlar. Daha önce başlanacağına dâir söylenen sözlerin bir yeri yoktur.

Netice olarak büluğ çağına girmiş akıllı her Müslümanın, İslam’ın emrettiği farzları yapması ve yasakladığı haramları terk etmesi gerekir. Bu şartları taşıyan biri, iyi veya kötü yaptığı her şeyin karşılığını görecektir.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Ahirette günahlarımız açıklandığında herkes görecek mi, yoksa yalnızca biz mi göreceğiz?..

- Helalleşme imkanı olmayan kul hakkı konusunda bilgi verir misiniz? Acaba yüce Allah, Settar ismi şerifinin gereği olarak, kul hakkına giren günahları gizler mi?

- Günah işleyen kişi tövbe etmekle günahlarından kurtulabilir mi?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun