"Allah, bir kimseye nimet verirse "Elhamdülillah"ı çoğaltsın. Kimin kaygısı artarsa "Estağfirullah" desin. Rızkı geciken de, "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" sözünü artırsın." hadisindeki “kaygı artması” neden "estağfirullah" dememizi gerektiriyor?

Tarih: 17.01.2011 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili hadisi, Taberanî de (Sağîr, Evsat)   Ebu Hureyre’den nakletmiştir. Tam tercümesi şöyledir:

Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurdu:

“Allah kime bir nimet lütfederse, "Elhamdülillah" zikrini çoğaltsın. Kimin günahları çoğalıyorsa, Allah’a karşı tövbe ve istiğfarda bulunsun / "Estağfirullah" desin. Rızkı geciken de, çokça "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" sözünü tekrarlasın…"(bk. Mecmau’z-Zevaid, 8/179).

Hadiste geçen konuları kısaca açıklamaya çalışalım:

Nimet ile şükür çok sıkı bir ilişki içindedir. Nimet şükrü gerektirir... Şükür ise nimetin çoğalmasına vesile olur... Bir bakıma kâinat fabrikası şükür meyvelerini verecek bir yapıda kurulmuştur. İslam’da Allah’ın birliği (tevhit) inancının öneminin sık sık vurgulanması ve  şirkin asla affedilmez bir suç olduğunun hatırlatılmasının en büyük sebebi, Allah’a mahsus olması gereken şükrün sebeplere taksim edilmesini önlemeye yöneliktir. "Elhamdülillah" ise, bütün hamd ve şükürlerin gerçek manada yalnız Allah’a mahsus olduğunu, çünkü bütün nimetlerin sahibi yalnız Allah olduğunu ifade eden bir kudsî kelimedir. "Elhamdülillah" diyen bir kimse, “bu kâinatın tek yaratıcısı, bütün nimetlerin yegâne sahibi ve dolayısıyla bütün ibadetlerin ve teşekkürlerin yapılması gereken merciin sadece Allah olduğunu...” ilan etmiş oluyor...

“Eğer şükrederseniz, Ben nimetlerimi daha da artırırım, ama nankörlük ederseniz, haberiniz olsun ki azabım pek şiddetlidir!”(İbrahim, 14/7)

mealindeki ayette şükrün nimetle, nankörlüğün ceza ile olan ilişkisi vurgulanmıştır.

Günah ile istiğfar/af dileme arasında da büyük bir ilişki vardır. Dünyada dinî bir imtihana tabi tutulan insanoğlunun yaratılışının gereği olarak günahlardan bütün bütün uzak kalamayacağını bilen yüce yaratıcı, kullarının pişmanlık duyması durumunda kendilerine bir af kapısının her zaman açık olacağını ilan etmiştir. Bu sebeple, nefsine uyup suç işleyen, günah işleyen bizlerin ümitsiz olmaması, istiğfar kapısından sonsuz rahmetin okyanusuna dalması gerekir.

“De ki: “Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, gafur ve rahîmdir / çok affedicidir, pek merhametlidir.”(Zümer, 39/53)

mealindeki ayette bu sonsuz affın çerçevesi çizilmiştir.

"Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" kelimesi, “Allah’ın yardımı olmadan hiç kimsenin ne yasaklardan uzak kalması, ne de  emirleri yerine getirmesinin mümkün olmadığını...” ifade etmektedir. Böyle bir itiraf kişiyi Allah’a karşı saygılı olmaya, onun takdirine teslim olmaya, ona güvenip tevekkül etmeye götürür. Bu özellikler ise, mükemmel kulluğun nişaneleridir.

Rızkı gecikmiş olan kişi bu kelimeyi tekrar ederken, “Ey Rezzak olan Rabbim! Ben çok iyi biliyorum ki, her canlının rızkını veren sensin...  Hiçbir canlı rızkını bitirmeden dünyadan göçmez... Ben ne kadar çabalasam da senin lütfün, yardımın olmadan ben kendi başıma ihtiyaçlarımı gideremem...” gibi gerçekleri seslendirmiş olur.  Bu ise, tevhit inancına uygun olarak her şeyi, bütün nimetlerin, rızıkların yegâne sahibinin Allah olduğunu ilan etmek manasına gelir.

Âcizliği idrak etmek kulluğun temel felsefesidir. “Lâ havle…” zikrini içtenlikle okuyan  kişi, iyi bir kulluk performansını göstermiş olacağı için, sonsuz ilahî rahmet onun imdadına koşabilir, elinden tutarak onu kaldırabilir, -imtihan gereği olarak- biraz gecikmiş olan rızkını kendisine ikram edebilir.

“La havle…” duasını okuyan kimse, bu anlayışıyla şu ayetlerin hakikatlerini kabul edip ilan etmiş olur:

“Nice canlı mahlûk var ki rızıklarını kendileri taşıyamazlar. Ama sizi de, bütün onları da rızıklandıran Allah’tır. O her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.”(Ankebut, 29/60);

“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona sıkıntıdan çıkış kapıları açar. Onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır. Allah’a dayanıp güvenene Allah kâfidir.”(Talak, 65/3),

“Peki, Allah size ihsan ettiği rızkı / nasibi alıkorsa, sizi başka rızıklandıracak kimmiş? Doğrusu, onlar azgınlık ve nefret içinde diretmektedirler.”(Mülk, 67/21).

Son olarak diyebiliriz ki, “La havle…” duasını okuyan kimse, şu hadisin vurguladığı gerçeği onaylamış olur:

“Ey insanlar! Allah'tan korkunuz ve (dünyalık nasibinizi) istemekte / aramakta mutedil olunuz. Çünkü rızkı gecikse bile tamâmını almadıkça hiç bir nefis ölmeyecektir. O halde (rızık talebinde) Allah'tan korkunuz ve (dünyalık nasibinizi) istemekte mutedil olunuz. Helal olanı alınız ve haram olanı bırakınız.” (İbn Mace, Ticarat, 2)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 10.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun