Adak kurbanından kurumda çalışanlar yiyebilir mi?
Adak kurbanı fakirlerin hakkı olup zenginlerin bundan yiyemeyecekleri şeklinde bir ifade var yemeleri durumunda da yedikleri etin kıymetini tasadduk etmeleri gerektiği belirtilmekte.
Bir vakfa veya bir hayır kurumuna verilen adak kurbanından orda çalışan veya hizmet eden dinen zengin olan yer ise onların da bedelini tasadduk etmesi gerekir mi? Tasadduk miktarını kendi vakıf ve kurumlarına verebilirler mi? Kuruma verilen adaktan adak eti kurumun zimmetine geçtiğinden, kurumda hizmet edenlerinin yemesine izin verirse bu şekildeki istifade caiz olur mu?
Değerli kardeşimiz,
Adak kurbanının eti, Hanefî mezhebine göre tamamen fakirlere ait bir haktır. Bu sebeple adak sahibi, eşi, usul ve füruu (anne, baba, dede, nine, çocuklar ve torunlar) bu etten yiyemez. Ayrıca dinen zengin sayılan kimselerin de adak etinden yemeleri caiz değildir. Adak eti bütünüyle ihtiyaç sahiplerine tahsis edilmiştir. (Zeylaî, Tebyîn, 6/8)
Dinen adak etini tüketmesi uygun olmayan kişilerin bu etten yemeleri halinde, yedikleri miktarın bedelini fakirlere sadaka olarak vermeleri gerekir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 8/199-203)
Bununla birlikte, Maliki mezhebi ile bazı Şafiî alimlerine göre, fakirlere verilmek üzere adanan bir kurbanın etinden adak sahibi ve yakınlarının yememesi gerekir; ancak mutlak olarak adanan bir kurbanın etinden yemelerinde sakınca yoktur. (bk. Tuhfetü’l-Muhtâc, 10/363; Hâşiyetü Esne’l-Metâlib, 1/545; el-Mecmû‘, 8/417; Hâşiyetü’d-Dessûkî, 2/90)
Vakfa, derneğe veya hayır kurumuna bağışlanan adak kurbanı için de temel hüküm aynıdır. Esas olan, etin fakirlere ulaştırılmasıdır. Bu sebeple adak kurbanlarının kurumlar aracılığıyla dağıtılması caiz olmakla birlikte, kurumda çalışan ve dinen zengin sayılan kişilerin bu etten yemeleri halinde yedikleri miktarın bedelini tasadduk etmeleri gerekir.
Dolayısıyla hayır kurumlarının, adak kurbanlarını dağıtırken asıl gayenin fakirleri gözetmek olduğunu unutmamaları ve bu hususta titiz davranmaları gerekir.
Peki bu konuda meşru bir çözüm var mıdır?
Bu mesele için fıkıhta uygulanabilecek bir çözüm yolu bulunmaktadır.
Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali'nde, İbn Abidîn’den naklen zekatın fakire temlik edilmesi (mülkiyetine geçirilmesi) konusunu açıklarken şöyle der:
“Zekâtın, zekata ehil olan kimseye temlik edilmesi (mülkiyetine geçirilmesi) şarttır… Fakat bir fakir, aldığı zekat parasını kendi rızası ile bu gibi hayır yollarına harcasa, bundan hem o fakir, hem de ona zekatı vermiş olan şahıs sevap kazanmış olur.” (Büyük İslâm İlmihâli, Zekâtı Ödeme Yolları, md. 92)
Aynı prensip adak kurbanı için de uygulanabilir. Adak kurbanı önce fakir ve ergen kimselere temlik edilir. Daha sonra bu kişiler kendi rızalarıyla etleri vakfa, derneğe, medreseye, Kur'an kursuna veya orada bulunanlara ikram edilmek üzere bağışlar ya da genel kullanım izni verirlerse, artık bu etler fakirlerin mülkiyetine geçmiş olduğundan hüküm değişir.
Bu durumda meydana gelen mülkiyet değişikliği sebebiyle et, adak kurbanı hükmünden çıkar ve ikram veya hediye hükmünü alır. Böylece kurumda çalışanlar, misafirler ve diğer kişiler de bu etten faydalanabilirler.
Nitekim sadaka konusunda da benzer bir durum söz konusudur. Müslümanların sadakaları, Hz. Peygamber (asm) Efendimize ve Ehl-i Beyte haram olduğu hâlde, kendilerine sadaka verilen bir kimsenin ikramını kabul ederlerdi.
Enes b. Malik’ten (ra) rivayet edildiğine göre, Berire (ra) kendisine sadaka olarak verilen etten Resulullah’a (asm) ikram etmiş, Allah Resulü de:
“O et, onun için sadaka; bizim için ise hediyedir.” buyurmuştur. (Müslim, Zekât, 170, No: 1075)
Görüldüğü gibi, sadaka Hz. Berire’ye verildikten sonra onun mülkiyetine geçmiş ve artık sadaka olmaktan çıkarak hediye hükmünü almıştır. Bu sebeple Resulullah (asm) o etten yemiştir.
Aynı yöntem, vakıf, dernek, medrese ve benzeri kurumlara bağışlanan adak kurbanlarında da uygulanabilir. Fakirlere temlik gerçekleştirildikten sonra onların izin ve tasarruflarıyla etler ikram hükmünü kazanır. Böylece kurum çalışanları, misafirler ve diğer kişiler de bu etlerden istifade edebilirler.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet