Mürcie İslam dairesinde mi?
el-Fark Beyne’l-Fırak bağlamında zemmedilen Mürcie’ye Ehl-i Sünnet’in bakışı ve tekfir meselesi.
Zemmedilen Mürcie ve Cehmiyye hakkında araştırma yapıyorum ancak elimde yeterli kaynak kitap bulunmuyor. Sizden ricam, beni kitaplara yönlendirmeden veya kaynaksız kısa bir cevap vermeden, sorumu bizzat kaynaklardan nakillerle cevaplamanızdır. Abdülkāhir el-Bağdâdî’nin "El-Fark beyne’l-fırak" eseri başta olmak üzere Ehl-i Sünnet kaynaklarına göre; zemmedilen Mürcie ve Cehmiyye hakkındaki fıkhi ve itikadi hüküm nedir? Bu fırkalar İslam dairesinde mi kabul edilir yoksa fikirleri sebebiyle tekfir edilip kafir mi sayılırlar? Alimlerin bu konudaki net fetvaları ve nakilleri nelerdir?
Değerli kardeşimiz,
Mürcie mezhebi hakkında farklı kaynaklarda çeşitli değerlendirmeler yer almaktadır. Ancak sorunuz, özellikle Abdülkāhir el-Bağdâdî'nin el-Fark Beyne'l-Fırak adlı eseri bağlamında, zemmedilen Mürcie'ye Ehl-i Sünnet'in bakışı ve tekfir meselesi ile ilgilidir. Bu sebeple cevabımızı, söz konusu eser çerçevesinde ve dar kapsamda ele alacağız.
Bu doğrultuda, Bağdâdî'nin el-Fark Beyne'l-Fırak adlı eserindeki ilgili bölümleri, herhangi bir yorum eklemeden tercümesinden aynen aktarıyoruz:
"Mürcie üç sınıftır:
1. Onlardan biri (birinci grup), iman konusunda ircâyı (geciktirme, erteleme) kabul etmiş; kader meselesinde ise Ğaylan, Ebû Şimr ve Muhammed b. Şebîb el-Basrî gibi Kaderiyye-Mu'tezile'nin görüşlerini benimsemiştir. Bunlar, iki yönden laneti hak etmiş olan Kaderiyye ve Mürcie hakkında vârid olan lanet haberinin kapsamına girenlerdir.
2. Onlardan bir grup (ikinci grup), Cehm b. Safvân'ın yolunu benimseyerek imanda ircâyı, ameller konusunda ise cebri kabul etmiştir. Bu sebeple onlar Cehmiyye'ye mensupturlar.
3. Üçüncü grup ise Cebriyye ve Kaderiyye dışında kalanlardır. Bunlar da kendi aralarında beş fırkaya ayrılmışlardır:
Yunusiyye,
Ğassâniyye,
Sevbâniyye,
Tûmeniyye,
Merîsiyye.
Bunlara Mürcie denilmesinin sebebi, ameli imandan sonraya bırakmalarıdır. Buradaki 'ircâ', tehir (geciktirme) anlamındadır. Bir şeyi geciktirdiğim zaman, 'Ben onu tehir ettim (ahhartuhu)' denildiği gibi, 'Ben onu ircâ ettim (erce'tuhu)' da denilir.
Allah'ın salât ve selâmı üzerine olsun, Nebî'nin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
'Mürcie'ye yetmiş peygamberin diliyle lanet olsun!'
'Ey Allah'ın Resulü! Mürcie kimdir?' diye sorulduğunda ise şöyle buyurdu:
'Onlar, iman sadece sözdür, diyenlerdir.'
Yani onlar, imanın yalnızca ikrardan ibaret olduğunu iddia eden kimselerdir.
Mürcie'nin isimlerini verdiğimiz bu beş fırkasının her biri diğerini hata ile, diğerleri de onu sapıklıkla itham etmektedir." (1)
Bağdâdî, daha sonra bu beş Mürcie fırkasının görüşlerini ayrı ayrı özetledikten sonra (2) şu değerlendirmeyi yapmaktadır:
"İşte bu beş fırka, cebir ve kader görüşlerinden uzak olan Mürcie'yi teşkil eder." (3)
Bağdâdî'nin değerlendirmesine göre, Mürcie'nin Kaderiyye-Mu'tezile görüşlerini benimseyen kolu, Mürcie grupları arasında küfür bakımından en ağır durumda olan koldur. (4)
Bu ifadelerden, Bağdâdî'nin zemmedilen Mürcie'nin bütün kollarını küfür kapsamında değerlendirdiği, ancak özellikle Kaderiyye-Mu'tezile anlayışını benimseyen grubun bu bakımdan en ileri noktada bulunduğunu düşündüğü anlaşılmaktadır.
Nitekim bu konuda şöyle demektedir:
"Sünnet ve Cemaat ehline göre bu fırka (Mürcie'nin Kaderiyye-Mu'tezile'nin görüşlerini benimseyen kolu), Mürcie fırkaları arasında en çok küfre girenidir. Çünkü bu fırka, kader ve ircâ gibi iki sapıklığı bir araya getirmektedir. Ebû Şimr'in işaret ettiği adalet anlayışı hakiki bir şirktir. Çünkü o, bununla Yüce Allah'tan başka iki büyük yaratıcıyı kabul etmek istemiştir. Yine onun işaret ettiği tevhid anlayışı da sıfatların inkârı (ta'tîl) anlamına gelmektedir. Çünkü o, bununla Allah Teâlâ'nın ilmini, kudretini, rü'yetini ve diğer ezelî sıfatlarını ortadan kaldırmak istemiştir. Muhaliflerinin kâfir olduğu ve onların küfründen şüphe edenlerin de kâfir sayılması gerektiği yönündeki görüşüne karşılık, Sünnet Ehli de onun hakkında, 'O kâfirdir; onun küfründen şüphe eden de kâfirdir.' demektedir." (5)
Tekfir konusunda en ihtiyatlı ve dengeli yaklaşımı benimseyen, Ehl-i Sünnettir. Zira Ehl-i Sünnet'in tekfir konusunda geliştirdiği temel prensipler arasında; "Ehl-i kıble, sırf ameli sebebiyle tekfir edilemez.", "Tevil bulunan yerde tekfir uygulanmaz.", "Tevile dayanan görüşler sebebiyle ehl-i kıble tekfir edilmez." ve "Haber-i vâhide dayanan bilgileri inkâr eden kimse tekfir edilmez." (6) gibi ilkeler yer almaktadır. Bu prensipler, Ehl-i Sünnet'in tekfir konusunda son derece ihtiyatlı hareket ettiğini göstermektedir.
Nitekim İmam Eşarî de Makālâtü'l-İslâmiyyîn adlı eserinde, Müslümanların Hz. Peygamber (asm) Efendimizden sonra çeşitli ihtilaflara düştüklerini ve birçok fırkaya ayrıldıklarını, bu fırkaların birbirlerini dalâletle itham ettiklerini ifade etmekte; buna rağmen bütün bu fırkaları genel anlamda İslam çatısı içerisinde değerlendirmektedir. (7)
Bununla birlikte, Ehl-i Sünnet'in tekfir konusundaki bu ihtiyatlı ve kuşatıcı yaklaşımına rağmen, Abdülkāhir el-Bağdâdî'nin özellikle bu meselede daha sert bir tavır benimsediği, Mürcie ve diğer bid'at fırkaları hakkında daha geniş kapsamlı tekfir ifadeleri kullandığı görülmektedir.
Bu sebeple, onun bu konudaki değerlendirmelerinin, Ehl-i Sünnet içerisinde tekfir konusunda ortaya konulan genel metodolojiyi bütünüyle temsil ettiğini söylemek yerine, kendi yaklaşımı çerçevesinde değerlendirilmesi daha isabetli görünmektedir.
Dipnot:
1) İmam Ebu Mansur Abdulkâhir b. Tahir el-Bağdâdî, Mezhepler Arasındaki Farklar (el-Fark Beyne’l-Fırak), Önsöz ve notlarla çeviren, Ethem Ruhi Fığlalı, (Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 1991), s.148.
2) Bağdâdî, Mezhepler Arasındaki Farklar (el-Fark Beyne’l-Fırak), s.149-150.
3) Bağdâdî, Mezhepler Arasındaki Farklar (el-Fark Beyne’l-Fırak), s.150.
4) Bağdâdî, Mezhepler Arasındaki Farklar (el-Fark Beyne’l-Fırak), s.151.
5) Bağdâdî, Mezhepler Arasındaki Farklar (el-Fark Beyne’l-Fırak), s.151.
6) İmam Azam Ebu Hanife, el-Fıkhu’l-Ekber- Aliyyü’l-Kari Şerhi, Tercüme: Yunus Vehbi Yavuz, İstanbul, 1981, s. 405-406 vd.; Recep Ardoğan, Akideden Kelama-Kelam Tarihi, (İstanbul: KLM Yayınları, 2017), s. 171.
7) İmam Ebu’l-Hasan Ali b. İsmail el-Eş’arî, Makalatü’l-İslamiyyin ve İhtilfü’l-Musallin, tashih, Helmut Ritter, (Wiesbaden: 1980), s.1-2.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Barışçı Bir Dinin Radikal Grubu: Hariciler
- MÜRCİE
- FIRKA-I NACİYE
- "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların içinden bir fırkası ehl-i necat (fırka-i naciye) olacaktır." hadisini açıklar mısınız?
- EHL-İ SÜNNET
- MU'TEZİLE MEZHEBİ
- Maturidi’nin İmamet konusuna bakışı nedir?
- MEZHEB
- EHL-İ SÜNNET
- RAFİZİLİK