"Benim bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız... Allah'a feryat ederek yalvarırdınız. " Bu hadis sahih midir, nasıl anlamamız lazımdır?

Tarih: 09.05.2012 - 12:29 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ebu Zerr (ra) anlatıyor: Resûlullah (asm) buyurdular ki:

« إِنِّي أَرى مالا تَرَوْنَ ، أَطَّتِ السَّماءُ وحُقَّ لَهَا أَنْ تَئِطَّ ، مَا فِيهَا موْضِعُ أَرْبَعِ أَصَابِعَ إِلاَّ وَمَلَكٌ واضِعٌ جبهتهُ ساجِداً للَّهِ تَعَالى ، واللَّه لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ ، لضَحِكْتمْ قَلِيلاً ، وَلَبكَيْتُمْ كَثِيراً ، وما تَلَذَّذتُم بِالنِّسَاءِ عَلَى الْفُرُشِ وَلَخَرجْتُمْ إِلى الصُّعُداتِ تَجْأَرُون إِلى اللَّه تَعَالَى »

"Ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim. Nitekim sema uğuldadı, uğuldamak da ona hak oldu. Semada dört parmak sığacak kadar boş bir yer yoktur, her tarafta Allah'a secde için alnını koymuş bir melek vardır. Allah'a yemin olsun, benim bildiğimi siz bilse idiniz az güler, çok ağlardınız, yataklarda kadınlarla telezzüz etmezdiniz, yollara, çöllere dökülür, (belanızı defetmesi için) Allah'a yalvar yakar olurdunuz." [Ebu Zerr (ra) ilâve etti: "Keşke sökülen bir ağaç olsaydım." ]. [Tirmizî, Zühd 9, (2313); İbnu Mâce, Zühd 19, (4190).]

Semâvâtın uğuldayarak ses çıkarmasını, Şârih Tîbî meleklerin sikleti ile açıklar.

"Hadiste belirtildiği üzere, melekler miktarca çoktur, bu çokluğun hasıl ettiği ağırlık ve sıklet altında semâvât çatırdayıp uğuldamaktadır. Bu ifade, meleklerin çokluğunu bildirmek üzere getirilmiş bir temsildir. Burada gerçek bir uğultu olmasa bile, O, Allah'ın büyüklüğünü takrir için söylenen mecazî bir kelamdır."

Bu yoruma Aliyyu'l-Kârî katılmak istemez. Der ki: "Resûlullah (asm)'ın sözünün hakikati varken hangi mucib sebeple mecaza kaçıyoruz? Halbuki, aklen ve naklen hadisin hakikati mümkündür ve mecaza yönelmeye gerek yoktur. Zîra Resûlullah (asm): "Sizin işitmediğinizi işitiyorum" diyerek (insanlarca işitilmese bile semanın uğultusu olduğunu) tasrih etmiştir. Üstelik, semânın uğultusu pekâla onun tesbih, tahmid ve takdis sırasındaki sesi olabilir, zîra âyet-i kerime: "Mevcut olan her şey onu hamdederek tesbih etmektedir." (İsra, 17/44) buyurmakla semânın tesbihini haber vermektedir.

“Bizim içimizden herkesin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biz. Biziz o tesbih edenler, biz.” (Sâffât, 37/164-166).

“Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tesbih ederler. Onu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız.” (İsrâ, 17/44)

Hadis-i şerifin sonunda yer alan "ağaç olma" temennisinin, hadisin râvisi Ebu Zerr (ra)'e ait olduğunu şârihler belirtir. Hadis, insana uhrevî hesabın ciddiyet ve zorluğunu anlatınca, Ebu Zerr (ra) Hazretleri, bu ihbarın ciddiyetini anlamış olduğunu ifade sadedinde, kazanılması zor, kaybedilmesi dehşetli bir sonuca atacak öyle bir imtihana mâruz kalmaktansa bir ağaç olmayı temenni etmiştir. Hadislere, râviler tarafından yapılan her çeşit ilâvelere idrac denir.

Özetle:

- Peygamberimiz (asm), insanların görüp bilme imkânı olmayan şeyleri görüyor ve biliyordu. Bunlar kendisine Allah tarafından öğretilen hususlardı.

- Hz. Peygamber’in (asm) Kur’ân-ı Kerîm’in dışında bazı haberler vermesi, sünnetin vahiy mahsulü olduğunu gösterir.

- İnsanın ilmi arttıkça Allah’tan korkusu da artar; ona karşı gelmekten sakınır.

- Melekler daima Allah’a ibadetle meşguldürler ve gökyüzü onlarla doludur.

- Gökyüzü, yeryüzü ve bunların içinde bulunan her şey Allah’ı tesbih eder; bu durum yukarıda mealini verdiğimiz ayetlerde görülmektedir. (bk. Riyazü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, Erkam Yay., Hadis No: 407)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun