Şafi mezhebine göre karz (borç) alma ve verme ile ilgili hükümler nelerdir?

 

İçindekiler

Karz, "bir şeyi bedelinden fazla olmamak şartıyla ileride geri almak üze­re başkasına vermek"tir. Karzın (borç vermenin) meşruluğu sünnet ve icmâ delilleriyle sabittir. Borç vermenin sevap ve faziletiyle ilgili olarak Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Müslüman kardeşine iki kez borç veren bir müslüman, mutlaka onun birini sadaka vermiş gibi olur." (İbn Mâce, Karz, 59.)

Enes b. Mâlik de (r.a) borç vermenin sevap ve faziletiyle ilgili olarak Hz. Peygamberin (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Mi'raca götürüldü­ğüm gece cennetin kapısında şunların yazılı olduğunu gördüm: 'Sadaka ve­rene on misli sevap yazılır. Borç verene ise on sekiz misli sevap yazılır.' Bu­nun üzerine ben, 'Ey Cebrail, borç vermek sadaka vermekten niye daha üs­tün oluyor?' diye sordum. Cebrail şöyle cevap verdi: Çünkü sadaka isteyen ki­şi, malı bulunduğu halde sadaka ister. Borç isteyen ise malı bulunmadığı için borç ister." (İbn Mâce, Karz, 59.)

Borç vermenin meşru kılınmasının hikmeti açıktır. Borç vermek, insanı iyilik ve takvaya ulaştıran, müslümanlar arasındaki kardeşlik bağlarını güçlen­diren, yardımlaşma ve yardım severliği yaygınlaştıran bir vasıtadır. Bu saye­de fakirler sıkıntıdan ve tefeciler tarafından sömürülmekten kurtulurlar. Pey­gamberimiz (s.a.v) darda kalan müslümanların yardımına koşan insanların, yüce Allah'ın himayesinde olacağını ve âhiretteki sıkıntılarından kurtulacağı­nı şöyle müjdelemiştir:

"Allah bir müslümanın dünyevî sıkıntılarından birini gideren müslümanın kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Darda kalan birinin işini kolay­laştıran kişinin işini Allah dünya ve âhirette kolaylaştırır. Dünyada bir müslü­manın ayıbını örten kişinin ayıbını Allah dünyada ve âhirette örter. Kul, karde­şine yardımcı olduğu müddetçe Allah da kendisine yardım eder." (Ebû Davud, Edeb, 60; Tirmizî, Birr, 19; ibn Mâce, Mukaddime, 17; Ahmed, el-Müsned, 2/252, 414.)

 

A) Karz Akdinin Rükünleri

Başkalarına borç para veya mal vererek sıkıntılarının giderilmesine yar­dımcı olmak sevaptır. Bu akdin dört rüknü vardır:

1-2. Borç veren (mukriz) ve borç alan (mukteriz): Borç akdinin geçerli ol­ması için borç verende ve alanda bulunması gereken şartlar şunlardır:

a)  Reşid olmak. Akıllı ve ergen olup kendisine ait malda tasarrufta bulun­ma yetkisine sahip olmak anlamına gelir. Bedelli akidleri yapan taraflarda bu sıfatın bulunması şarttır. Karz da bedelli bir akid olduğuna göre borç veren ile alanın reşid olmaları gerekir. Şu halde çocuğun, delinin ve kısıtlı kimsenin borç alması, borç vermesi sahih olmaz. Çünkü bunlar kendilerine ait mallarda tasarrufta bulunma yetkisine sahip değildirler.

b)  Borç veren kişi, kendi serbest iradesiyle borç vermiş olmalıdır.

c)  Borç veren kişi, borç olarak verdiği malı teberru etme ehliyetine sahip biri olmalıdır. Borç veren kişinin, alacağından vazgeçip onu borçluya teberru etmesi muhtemel olduğundan dolayı teberru ehliyetine sahip olması şarttır.

3. Karz olarak verilen mal. Bu, alınıp satılması caiz olan mallardan olma­lıdır. Menfaatlerin karz akdine konu edilmesi sahih değildir.

4. İcap ve kabul. Borç verenin, "Şu malı veya parayı sana borç olarak ver­dim" demesi icap, borç alanın da, "Şu malı veya parayı borç olarak alıp kabul ettim" demesi ise kabuldür. İcap ve kabul olmadan karz akdi gerçekleşmez. (Nevevî, el-Mecmû; 12/253.)

 

B) Karz Akdiyle İlgili Hükümler

• Borç veren kişi alacağını güvence altına almak için rehin veya kefil is­temek, akid esnasında şahit bulundurmak gibi şartlar ileri sürme hakkına sa­hiptir.

• Akidle uyumlu olmayan şartları ileri sürmek sahih olmaz. Meselâ borç veren kişi, borç olarak verdiği paradan fazlasının kendisine geri ödenmesini talep edemez. Çünkü çıkar elde etmek amacıyla başkasına borç vermek ca­iz değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "(Sahibine) men­faat getiren her borç faizdir." (Süyûtî, el-Câmiu's-Sagır, nr. 6336.)

Ama borç verme esnasında taraflar bu hususta bir şart koşmadıkları hal­de borçlu kişi, ödeme esnasında gönüllü olarak fazla ödemede bulunur veya alacaklıya herhangi bir şey hediye ederse bu, yukarıdaki hadisin kapsamına girmez ve bunun bir sakıncası da olmaz.Mücâhidin anlattığına göre Abdullah b. Ömer (r.a) bir miktar borç para al­dı. Bunu sahibine daha iyi bir şekilde (fazlasıyla) ödedi. Borç veren adam, "Bu verdiğimden fazladır" diyerek almak istemedi. Abdullah o adama, "Biliyorum, ancak içim bu şekilde rahatlayacak" dedi.( Mâlik, el-Muvatta', Büyü, 90.)

• Alacaklı kişi, alacağını dilediği zaman isteme hakkına sahiptir. Çünkü karz akdinde borcun ne zaman ödeneceği belirlenmiş olsa bile bu şarta uyul­ması zorunlu değildir. Bu akidde ileri sürülen vade şartı geçersizdir. (Nevevî, el-Mecmû', 12/255.)

 

• Borç olarak verilen şeyin miktarı, tartısı, ölçüsü, sayısı belli olmalıdır ki, ödenmesi mümkün olsun. Sayısı belirsiz yumurtaları veya ebadı belirsiz ku­maşı borç vermek sahih olmaz.

• Borç olarak verilen mal tek cins olmalı, içine başka şey karışmış olma­malıdır. Çünkü içine başka bir şey karıştırıldığı takdirde ödenmesi mümkün olmaz.Meselâ nohuda karıştırılmış mercimeği, arpaya karıştırılmış buğdayı ve­ya su ile karıştırılmış sütü borç vermek sahih olmaz.

• Borç olarak verilen mal, misli bulunan bir mal olmalı yada nitelikleriyle belirlenebilen mallardan olmalıdır. Dolayısıyla borç alınan malın, ödeme es­nasında sahibine mislinin verilmesi gerekir. Eğer misli yoksa, borç alınan ma­lın bizzat kendisi de yoksa, bedelini ödemek gerekir. Borç olarak alınan şey kıyemî, yani kıymeti takdir edilebilen mallardansa, şeklen onun benzerini öde­mek gerekir. Meselâ ödünç olarak bir koyun alan kişi, aynı niteliklere sahip olan bir koyun vermelidir.

 

2143 kez okundu

Yorumlar