Putperestlik bitti mi?

Sesli dinle

Ben arada sırada meal okuyorum. Peygamber öyküleri ilgimi çekiyor.

Eski zamanlarda müşrikler varmış. Putlara taparlarmış. Peygamberler bunlarla çok uğraşmışlar.

Hiç kimse putlara tapmıyor artık. Belki uygarlıktan uzak bölgelerde birileri olabilir.

Yoksa yanılıyor muyum? Ne dersin, bu tür tapınma biçimi günümüzde de var mı?

…  

Kuşkusuz günümüzde de var böyleleri, ama başka biçimde.

Hiçbir çağdaş müşrik, “Ben puta, saneme, toteme tapıyorum.” demiyor, fakat hâl dili daha net konuşuyor. 

Modernizmi kabullenen toplumlarda önemli dönüşümler yaşandı. Teslimiyet kırıldı. Otoriteler sarsıldı. Kişilerin benlik duyguları güçlendi. Birey yalnızlaştı. Nefis zindanında mahpus kaldı.

İlahî kaynaktan gelen bilgileri reddeden kişi, rolü abartılan bilim ve akılla kendini, evreni, toplumu yeniden tanımlamak istedi. Böylece felsefelere, filozoflara teslim oldu. 

Rabbini unuttu ama fıtraten “dincil” olması sebebiyle ilahsız yapamadı, kendine bâtıl ilahlar uydurdu. 

Bireysellik, özgürlük adı altında hak dini reddeden “modern” insan bu kez sebepleri, vesileleri tanrılaştırdı. Maddeyi, doğayı, evrimi yaratıcı sandı.

Kimi kişileri kendine idol yaptı. Onların düşüncelerini, ilkelerini, izlerini ilahî kanunlardan daha çok önemsedi. Resimlerine, heykellerine perestiş etti.

Nice çağdaş putçuluk örnekleriyle karşı karşıyayız. Bilim, felsefe, sanat, para, makam, şirket, menfaat, şöhret ve daha pek çok put kalbi istila ediyor.

Bilimde, teknikte, uygarlıkta ileri giden “çağdaş” insanın elbet yapay tanrıları da kendine göre olacaktı. “İlkel” insanlar gibi tahtadan, taştan mamul putlara tapacak değil ya!

Evet, günümüzde eskisi gibi tapınılmıyor putlara. Şimdiki putlar daha soyut, daha sofistike.… 

Kimileri nazarında kadın bir puttur mesela. Romanlarla, operalarla, şarkılarla yüceltilen bir ilahe.

Kur’an bu tip insanları “Dişilere yalvarıyorlar.” diye tanımlar. Devamı şöyledir: "Esasen hakka direnen şeytandan başkasına yalvarmıyorlar!" (Nisa, 4/117)

Para da tanrı… Modern dünyanın baba tanrısı. Milyonlarca kulu var. Para uğruna onurlar, namuslar, haysiyetler kurban ediliyor.

Kariyer de başka bir tanrı… Zikrini dilinden düşürmeyen dervişler gibi kariyeri dillerine dolayanları sen de görmüyor musun? Bu yolda ne kurbanlar veriliyor, nelerden geçiliyor. 

Sonra, benlik duygusu… Ene, ego, ben tanrısının da kulları var.

Bu bâtıl dinin rahibi oldu, Nietzsche. Hevasını put yaptı kendine. Hazır bir kitlesi vardı söylediklerini kabul edecek, sesinin gür çıkması bundandı.

Riya, şirkin bir başka türlüsü… İnsanları rab edinmektir bu. İhlasla çalışmak gerekirken, insanların gözünde yer edinme çabasıdır.

Bilim de ayrı bir tanrı… Comte öldü ama tanrısı baki kaldı. Bir mutlak güç, her derde deva, her soruna çözüm diye sunuluyor.

Hemen yanı başında “akıl” tanrısı… Descartes dikti, Kant devirdi bu putu ama yine de kulları var. Etraf aklını yegâne ölçü kabul edenlerle dolu.

Saymakla bitmez ki modern zamanların tanrıları. İşyerleri, patronlar, sanat...

Birileri kulluk ediyor patronuna, işyerine ya da sanatçı adı altında şişirilen balonlara. 

Peki, sonra ne oluyor?

Sıra tanrıları yemeye geliyor. Kadını düşün. “Sana tapıyorum!” diye özetlenebilecek binlerce şiir, türkü, şarkı, roman, öykü var ortalıkta.

Kadın bir simge aslında, nefsin önünde bir kurabiye. Ele geçirilmesi, yararlanılması, lezzet alınması gereken bir nesne.

Son perde tam bir trajedi. Keyif için alınıp satılan, kullanılıp atılan, itilip kakılan birer meta oluyor kadın.

Kurabiye tanrılar için sofralar kuruluyor dünyanın dört bir yanında. Kimi zalimler bu biçare “tanrıçaların” sırtından tonlarca para kazanılıyor. 

Kategori:
7 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun