Kelebek alfabesi

Sesli dinle

Babam bir dergi almış. Baktım, masada duruyor. Yapraklarını çevirirken “Kelebek Alfabesi” başlıklı yazı dikkatimi çekti, okudum. İlginçti. 

“Doğa Fotoğrafçısı” diye tanıtılan bir sanatçı, kelebek kanatlarında Latin alfabesi harflerinin yazılı olduğunu fark etmiş.

Yirmi dört yıllık bir çalışmayla bunların yirmi altı tanesinin fotoğrafını çekmeyi başarmış. Her fotoğraf bir sanat eseri âdeta.

Dergi, haberi verirken, kendi yorumunu da katıyor. “Doğa alfabeyi insanlardan önce keşfetti.” diyor yazının giriş cümlesinde.

Bu haber ve yorum beni bir hayli düşündürdü. İlgini çekeceğini tahmin ettiğim için, sayfaların resimlerini çektim ve sana gönderdim. 

 …

İyi yaptın, teşekkür ederim, sayende ben de okumuş oldum. Beni de düşündürdü.

Ne tuhaf, yazıda bir yandan kelebek kanatlarının fotoğraflarını çeken kişi takdir ediliyor, öte yandan o kanatların, dolayısıyla harikulade birer sanat şaheseri olan kelebeklerin yaratılması doğaya ve tesadüfe veriliyor. Bir büyük çelişki var ortada.

Kabul etmek lazım, bahsedilen fotoğrafları çekmek kolay değil. Bu işi yapabilecek kimsenin hem ilmi, hem iradesi, hem gücü, hem görmesi, hem de tecrübesi olmalı. Nitekim sanatçı da böyle biri.

Hiç şüphesiz, sanatlı, süslü, nakışlı her bir kelebeğin yapılması, yaratılması için daha fazlası gerekiyor. Sınırsız bir ilim, irade ve kudret lazım.

Sözü edilen fotoğraflar tesadüfen çekilemezken, dergideki yazı tesadüfen yazılıp sayfalara basılamazken, hakiki kelebeğin tesadüfen oluşması mümkün mü?

“Doğa, alfabeyi kelebeklerin kanatlarına asırlar öncesinden yazmış.” diyor yorumcu.

Demek ki öncelikle kelebeklerin kanatlarındaki nakışların birer “yazı” olduğunu kabul ediyor.

Peki “yazmış” fiilinin öznesi kim?

“Doğa” diyor dergi.

Peki, bu “doğa” yazının, kelebeğin, kanadın, harfin, alfabenin ne olduğunu biliyor mu? Görme duyusuna sahip mi? Kâinatta olup biten olayların farkında mı? Hepsi bir yana, “doğa” kendisinin ne olduğunu biliyor mu?

Hayır!..

Oysa “yazmak” fiilinin öznesi olacak yazıcının, her şeyden önce yazının ne olduğunu bilmesi gerekmiyor mu?

Bilmek de yetmez, yazmayı istemeli ve yazmaya karar verebilmeli.

Bu da yeterli değil, bildiği ve istediği yazıyı yazabilmesi için, plana uygun hareket eden bir kudreti olmalı. Doğada bu sıfatların hangisi var?

Hiçbiri!

“Doğa” bir eserdir, usta olamaz. Bir yazıdır, yazar olamaz. Bir nakıştır, nakkaş olamaz. Bir resimdir, ressam olamaz.

Bu gerçekler aksini söylerken, bir kelebeğin akılsız, şuursuz, ilimsiz ve iradesiz doğanın eseri olabileceği hangi mantıkla açıklanabilir?

“Ülfet” yaman bir hastalık. Bu illete yakalanan kişi eserlerdeki harika özellikleri göremiyor.

Biri çıkıp da “Kelebeklerin kanatlarında harfler var." demese, ne kelebeğe ne de kanatlarına bakıyor.

Oysa asıl güzellik ve mükemmellik kelebeğin kendisinde. Kanadında yazı olmuş olmamış ne fark eder, kelebek mucizeli bir kelime zaten.

Basit bir yumurtadan tırtılın, tırtıldan gören, işiten, uçan güzeller güzeli bir kelebeğin çıkışı hayret uyandırıcı bir olay.

En basit bir uçağın bile kendi kendine veya tesadüfen meydana gelebileceğini kabul etmek mümkün değilken, en gelişmiş uçaklardan sanatça daha mükemmel olan bir kelebeğin tesadüfen yapılabileceğini hangi akıl kabul edebilir!

Yalnız kelebek midir ustasına delalet eden?..

Kâinat bir kitap ve her varlık da manalı birer kelime. Bakmasını, görmesini, okumasını bilene ilahî sırlar anlatıyor!..

Kategori:
23 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun