Kafiye ve seci ile dua etmek günah mı?

Soru Detayı

- Hz. Peygamber’in dua ettiklerinde önce kendilerinden başlamaları ve secili dualardan kaçınmaları..
- Hz. Peygamber dualarına kendi nefislerinden başlarlardı. Bir gün Musa (a.s.) ile salih kul arasında geçen hadiseden bahisle “Allah’ın rahmeti bizim ve Musa’ nın üzerinize olsun. Eğer o sabretmiş olsaydı daha ne acayip şeyler görecekti” buyurdular.
- Sonra da “(Musa) ‘Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam artık benimle arkadaşlık etme. (O takdirde) benim tarafımdan (benimle arkadaşlık etmemen için) sana bir özür ulaşmıştır’ dedi” (Kehf: 18/76) mealindeki âyet-i kerimeyi okudular ve bunu yaparken de “uzren (özür)” kelimesini uzattılar. (Kenz I/290 [İbn Ebî Şeybe, İmam Ahmed, Ebu Dâvud ve başkaları Übeyy b. Ka’b’dan. Hadisi Tirmizi de benzer şekilde rivayet etmiştir); Mecma’ X/152 (Taberani, Ebu Eyyüb el-Ensâri’den)]
- Âişe vâlidemiz Medine vaizi İbn Ebi’s-Sâib’e “Sakın dua ederken seci yapma. Çünkü Hz. Peygamber ve sahabileri asla böyle yapmazlardı” demişti.” [Kenz I/292 (İbn Ebi Şeybe, Şa’bi’den). Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/74]
- Yukarıda geçen seci denen durum nedir?
- Şayet sözlükte geçtiği gibi düz yazıdaki kafiye ise böyle dua etmenin sakıncası var mıdır?
- Zira Araplar bol kafiye içeren dualar okuyorlar.
- Aynı şekilde kendi dillerimizde de benzeri bir olay var.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hasan Basri merhumun, konuyla ilgili veciz ifadeleri şöyledir:

"Duada ciğerlerini parçalayacak ve dinleyenlerin kulak zarlarını patlatacak gibi bağırıp çağırmak, süslü olsun ve beğenilsin diye tumturaklı tasannulara, seci` ve kafiyelere yer vermek caiz değildir. Bu, niyaz ettiğimiz Allah`ı saymamaktır. 'Na`ra kemter zen ki, nezdîkest Huda = Duada gereksiz bağırma ki, Allah uzak değil, yakındır." (Hasan Basrî Çantay, Kur`ân-ı Hakîm ve Meal-i Kerîm. İst.1969, I/248)

Seci, nesir içindeki kafiye demektir.

Seci terimi Câhiliye döneminden beri bilinmekte olup, günümüze kadar anlam değişikliğine uğramamıştır.

Lafızları güzelleştirmeye yönelik edebî (bedîî) sanatlardan olan seci üslûbu, Câhiliye ve erken İslâm devirlerinde özellikle hitabe, vasiyet, hikmetli sözler ve dokunaklı öğütler (hikemiyat, mevâiz), zarif sözler (nevâdir) gibi edebî türlerin vazgeçilmez bir unsuru olmuştur.

Kus b. Sâide’nin Ukâz panayırında irat ettiği ve bir peygamberin gelme vaktinin yakınlaştığını haber verdiği meşhur hitabesinde görüldüğü gibi, Câhiliye döneminde seci genellikle zorlama ve yapmacıktan uzak, tabii bir şekilde gerçekleştiriliyordu.

Kâhinlerin secili sözlerinde ise zorlama ve sunîlik mevcuttu. Nitekim bu tür secili sözlerle konuşan bir sahabiyi Resûl-i Ekrem (asm) menetmiştir. (Buhârî, Tıb, 46; Müslim, Kasame, 36-38)

İslâm’ın ilk dönemlerinde ortaya çıkan ve peygamberlik iddiasında bulunan yalancıların secili sözlerinde de bu tür zorlamalar görülür.

Alimler, Hz. Peygamber (asm)’in cevabımızda geçen hadisine dayalı olarak seciin dinî açıdan mubah olup olmadığı, Kur'an’da seci üslûbunu yansıtan ayet sonlarındaki fasılalara seci adının verilip verilemeyeceği konularında farklı görüşler ileri sürmüştür.

Bâkıllânî, Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî’ye uyarak Kur’an’da seci olamayacağını savunmuştur. Onun anlayışına göre Kur'an’da seci olsaydı, Araplar’ın kullandıkları üslûplara karşı meydan okuyamaz, neticede i‘câz durumu gerçekleşemezdi. (İ’câzü’l-Kuran, s. 86)

Muhtemelen Bâkıllânî’yi bu kanaate sevkeden en önemli husus, onun zamanında seciin, anlamı gölgede bırakarak sözün temel amacı haline gelmesi, manaların secileri sürükleyeceği yerde uygulamanın tabiiliğini yitirerek anlamın seciye uyar duruma gelmesidir.

Ebû Hilâl el-Askerî, İbn Sinân el-Hafâcî, Abdülkāhir el-Cürcânî, Ziyâeddin İbnü’l-Esîr ve Bedreddin ez-Zerkeşî gibi belâgat otoriteleri sözün temel amacı haline dönüştürülmemiş olan, manalara tâbi olarak doğal bir şekilde sözü süsleyen nitelikteki seci ve cinası makbul saymışlardır.

Arap belagatının gerileme devirlerinde, başta cinasla seci olmak üzere lafzî süslerin yaygın ve ifrat derecede olduğu gerekçesiyle, genellikle seciye karşı olumsuz tavır sergileyenler de olmuştur. (Abdülfettâh Besyûnî, İlmü’l-bedî, Kahire 1408/1987, s. 180)

Seci’ye olumlu yaklaşanların başında Câhiz, İbn Vehb el-Kâtib, Ebû Hilâl el-Askerî, İbn Sinân el-Hafâcî, Kelâî ve Ziyâeddin İbnü’l-Esîr gibi edebiyat ve belâgat ustaları gelir.

Bunlara ve belâgat âlimlerinin çoğuna göre Hz. Peygamber (asm)’in seci yasağı mutlak değil kahin secilerine yöneliktir. Bunun sebebi;
- Kahin secilerinin çoğunun zorlama ve yapmacık olması,
- Muhteva bakımından İslâm öğretileriyle çelişmesi,
- Söz konusu yasaklayıcı hadisin söylendiği dönemin Câhiliye devrine yakın olması dolayısıyla sahabilerin inanç, düşünce ve davranışlarında Câhiliye kalıntılarının devam etmesi gibi hususlardır.

Cahiz’in ifadesiyle bugün illet ortadan kalktığına göre yasak da kalkmış olmalıdır; nitekim Hulefâ-yi Râşidîn, huzurlarında secili konuşan hatipleri menetmemiştir. (el-Beyân ve’t-tebyîn, I, 289-290)

Kur'an ve hadislerle sahabe sözleri de tabii secilerle doludur.
Belagat âlimlerinin çoğu Kuran’daki seci üslûbuna seci adının verilmesinde sakınca görmezken tefsir âlimleriyle bazı belagatçılar, Kuran’ı beşer kelâmından ayırmak amacıyla “kuş sesi” anlamındaki bir kökten türeyen seci kelimesinin yerine fasıla terimini kullanmayı tercih etmişlerdir. Bir yoruma göre şu ayet fâsıla terimine işaret etmekte ve secinin edebî ve etkili anlatımda önemli bir süsleme unsuru olduğunu belirtmektedir. “كتاب فصّلت اياته(Fussılet, 41/3), “Âyetleri inci ve mücevher dizileri arasına eşit aralıklarla yerleştirilmiş büyük, değerli ve gösterişli mücevherlerle (fâsılalar) süslenmiş bir gerdanlık misali olan kitap.” Edebî literatürde bu tür gerdanlığa “Ikd mufassal” denilir.

- Güzel secinin şartları nedir?

Güzel secinin şartlarının başında tabiilik geldiğinden secili kelimelerin;
- Sunîlik ve zorlamadan uzak,
- Kendi seyrinde yerine oturmuş olması önemlidir.

Seciin bizzat amaç değil anlamı güzel bir lafız kalıbı içinde sunmayı hedefleyen bir araç olması, bu sebeple;
- Lafızların manalara tabi olması,
- Yine lafızların anlam bakımından geniş ve güzel, tınısı hoş olan kelimelerden seçilmesi,
- Mükemmele yakın bir ahenk içinde dizilerek terkip edilmesi,
- Ard arda gelen iki secili ifadenin aynı anlama gelecek biçimde birbirinin tekrarı olmaması da güzel seciin şartlarından kabul edilmiştir.

Ancak birbirini izleyen iki seci cümlesinden ikincisi birinciyi pekiştirir ve anlamını daha çok açıklar nitelikteyse bu, ıtnab çeşidi olarak belagī bir güzellik sayılmıştır.

Bu tür Kur'an’da çok rastlanan üslûp özelliklerinden biridir. Fakat ikinci seci birinciye bir yarar sağlamayıp kuru tekrardan ibaretse gereksiz uzatma (tatvîl) olduğundan hoş karşılanmamıştır. (Ziyâeddin İbnü’l-Esîr, el-Meŝelü’s-sâǿir, I, 198)

Ayrıca secide itidali muhafaza etmek, aşırılığa kaçarak bıktırmamak, Kur'an’da olduğu gibi sözleri bazen secili, bazen secisiz olarak sürdürmek de seciin edebî vasfını muhafaza etme hususunda önemli bir şarttır. (İbn Sinân el-Hafaci, Sırrü’l-fesaha, s. 174)

Bu şartları taşıyan secili sözler gönüllere işler, büyü etkisi yapar, ahengiyle kulaklara huzur, ruhlara coşku verir.

Secili bir sözde bölüm sonlarının sükûn ve vakıf ile okunması gerekir. Aksi takdirde farklı i‘rab harekeleri seciyi bozabilir.

Seci aynı harflerin tekrarı ile olduğu gibi, mahreç veya sıfat bakımından birbirine yakın olan harflerin tekrarıyla da gerçekleşebilir. Nitekim Fâtiha sûresinin seci sistemi nûn ve mîm harfleri üzerine kurulmuştur.

Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Hz. Aişe validemizin uygun görmediği ve "Hz. Peygamber ve sahabileri asla böyle yapmazlardı." dediği seci ile helal ve uygun olan seci farklıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
1.625 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR