İmam Şafi'nin, zina sonucu doğan bir kızla o kızın babasının evlenebileceğine dair fetva verdiği doğru mudur?

Tarih: 31.08.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

İmam Şafi'nin, zina sonucu doğan bir kızla o kızın babasının evlenebileceğine dair fetva verdiği doğru mudur?
Bu konunun aslı nedir?
Eğer böyle bir fetva varsa, bu fetvayı İslam dininin aleyhinde kullananlara hatta bu fetva yüzünden dinden çıktım diyenlere nasıl cevap verilebilir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bir hakikati ifade etse bile, bazı üsluplar maalesef yapıcı olmaktan ziyade tahribat tarafları daha fazla oluyor. Bu konu da bunun canlı bir misalidir.

Pratiği olmayan sırf teorik bir yönü üzerinde durulan ve ancak ilim meclislerinde konuşulması gereken bu konuyu ilk defa medyada seslendirenlerin samimiyetinden kuşku duymaktayız.

Kuran ve Sünnetten anladıklarını yalnız -teorik olarak- ilmi mahfillerde açıklamış İslam alimlerinden de -bu konuyu umuma açıklamak zorunda olduğumuzdan dolayı- özür diliyoruz.

Bu üzüntümüzü belirttikten sonra şimdi konuyu İslam hukukçularının gözüyle görelim.

Burada özellikle ehli sünnetin dört mezhebinin görüşlerini ortaya koymaya çalışacağız:

Tartışma konusunun özeti şudur:

Zinanın hukukî bir değer ifade edip etmemesi. Yani, zina fiilinden doğan sonuçlarla normal meşru nikah fiilinden doğan sonuçların aynı olup olmaması.

Bu ilkeye bağlı olarak, zina fiilinin -İslam hukuku açısından- miras, sıhriyet, mahremiyete sebep olup olmayacağı, hangi kategoride yer alacağı hususu, bu dört mezhep alimleri arasında tartışmalı bir konudur.

Örneğin, İmam Azam ve İmam Muhammed’e göre, kişi zina ettiği hamile kadınla evlenemez. Fakat başka birisi bu zinadan gebe kalmış bir kadınla nikah akdi kıyabilir. (Halbuki meşru nikahtan hamile kalan kadın, doğum yapmadan onunla evlenmek caiz değildir). Çünkü, zinanın bir değeri yoktur. Buna mukabil İmam Ebu Yusuf ile İmam Züfer’e göre, zinadan da olsa hamile bir kadın çocuğu doğurmadan onunla evlenmek caiz değildir. (bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 7/149-150)

Konumuza gelirsek, bir kadınla evli olan kimsenin, o kadının usul ve furuuyla/kızıyla torunuyla, annesiyle, nenesiyle evlenmesi asla caiz değildir. Bu husus dört mezhebin ittifak ettiği bir konudur. Ancak, gayrı meşru bir fiilden doğan çocukların da buna dahil olup olmadığı hususunda farklı görüşler vardır:

Hanefî ve Hanbelî mezhebine göre, zina ile de olsa gerçekleşen cinsel ilişkilerden “hürmet-i musahere” meydana gelir. Buna göre, bir insan zina ettiği bir kadının annesiyle, kızıyla evlenemez. Yine, zina yoluyla kendisinden olan kızıyla evlenemez. Bu alimlerin dayandıkları iki delil vardır:

Birincisi: Rivayet edilen şu hadistir: Bir adam Resulullah(a.s.m)’a gelerek “Ben cahiliye devrinde bir kadınla zina etmiştim, şimdi onun kızıyla evlenebilir miyim?” diye sordu. Efendimiz: “Bunu uygun görmüyorum. Annesinden gördüklerini (yani avret yerlerini)kızından da görmen yakışmaz” diye buyurdu. Bu hadiste, zinadan hürmet-i musaherenin olduğuna işaret edilmiştir.

İkincisi: Zina da meşru evlilik gibi çocuğun olmasına vesiledir. Öyleyse meşru nikahla evli olduğunuz kadının kızıyla evlenmeniz caiz olmadığı gibi, zinadan meydana gelen çocukla da evlenmek caiz değildir.(bk. Zuhaylî, 7/134-35).

Diğer bazı alimlere göre ise, bu iki delil de yetersizidir. İlgili hadis rivayeti, mürsel ve munkatı olup zayıftır. Zayıf hadisler şer’î hükümlerin illeti olamaz. İkinci delilleri de isabetli değildir. Normal evliliği zina ile kıyaslamak kıyas-ı maalfarıkdır/ortak benzetme yönü bulunmayan bir karşılaştırmadır. Çünkü, zina eden kimseye had cezası tatbik edildiği gibi, zina ile nesep de sabit olmaz. Bu konuda İmam Şafii’nin İmam Muhammed’e söylediği şu sözleri manidardır: “Meşru evlilik övgüye layık görülmüş, zina ise recmedilmeye değer bulunmuştur. Bu ikisi hangi yönden birbirine benziyor?”(bk. a.g.y).

Malikî ve Şafii alimlerine göre, zina ile hürmet-i musahere meydana gelmez, zina ile hiçbir hukukî unsur oluşmaz. Bu sebeple, bir kimse zina ettiği kadının annesiyle, (kendisinden de olsa) kızıyla evlenebilir.

Bu alimlerin dayandığı dört delil vardır:

Birincisi: Bir rivayete göre, bir adam zina ettiği bir kadının kendisiyle veya kızıyla evlenmek istediğini Peygamberimiz (a.s.m)’e sorunca, “Haram, helalı haram kılmaz. Haram ancak nikah sebebiyle meydana gelir” buyurdu. (bk. İbn Mace, Nikah, 63) Bu rivayet zayıf olmakla beraber, bir kısım sahih rivayetlerle desteklenmiştir.

Nitekim, diğer bir hadis rivayetine göre Efendimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

“Kırbaçlanan bir zinakâr ancak kendisi gibi biriyle evlenebilir.”(Ebu Davud, Nikah,4; Ahmed b. Hanbel, 2/324). Yine Ahmed b. Hanbel, ve Taberanî’nin rivayet ettiğine göre, zina etmiş bir kadınla evlenmek isteyen bir adamın durumunu soranlara, Hz. Peygamber (a.s.m): “Zina eden kadınla ancak zina eden bir erkek veya bir müşrik evlenebilir.” mealindeki ayeti okumuştur. Heysemî, İbn Hanbel’in rivayetinin sahih olduğunu söylemiştir. (bk. Mecmau’z-Zevaid, 7/73-74)

İşte bu rivayetler zinanın hukukî bir tesire sahip olmadığını göstermektedir.

İkinci delilleri: Musahere(evlilikten meydana gelen yakınlık), yabancıları akraba yapan bir nimettir. Halbuki zina yasaklanan bir cürümdür, nimet olmakla hiçbir alakası yoktur. O halde, meşru nikahla bir tutulamaz.

Üçüncüsü: Hurmet-i musaherenin bir hikmeti, erkekle kadın arasında güven ortamını temin etmek, birbirlerinin yakın akrabalarıyla tereddüde mahal vermeyecek şekilde sıcak bir ortamı paylaşmaktır. Halbuki zina ile birbirine yaklaşanlar için böyle bir şey söz konusu değildir. Yabancılıkları yine devam eder. İslam hukuku açısından, kişi, zina ettiği kadının nafakasını vermekle yükümlü değildir. Birbirlerinin eşi olarak kabul edilemezler. Aralarında miras hukuku cereyan etmez. O halde zina ile hurmet-i musaherenin meydana gelmesi düşünülemez.

Dördüncüsü: Allah Kur’an’da evlenmesi haram olanları saydıktan sonra“Bunların dışındakilerle evlenmek size helal kılındı...”(bk. Nisa, 4/23-24) hükmüne yer vermiştir. Yasaklanalar arasında “zina ilişkisine” yer verilmediğine göre, onunla hürmet-i musaherenin meydana gelmeyeceğini açıkça göstermektedir.

Bununla birlikte Şâfiîlerde bu çeşit sıhrî hısımlarla evlenmek mekruh sayılmıştır. (el-Cassas, Ahkâmü'l-Kur'ân, ll, 137; eş-Şîrazî, el-Muhezzeb, l l, 45; eş-Sevkânî, Neylü'l-Evtâr, VI, 57; Bilmen, Istilâhât-ı Fıkhiyye Kâmusu, II, 97)

Görüldüğü üzere, bu konu tamamen teorik bağlamda tartışılmıştır. Ve  alimlerden hiç biri kendi heva ve hevesine göre bir yargıya varmamıştır.

Bilakis, Kuran ve Sünnetten, bir de İslam’ın genel kurallarından hareketle bir sonuca varmışlardır. Hepsinin içtihatları hasbi ve samimidir. Allah’ın rızasını kazanmak ve ilmin gösterdiği yolda yürümekten başka bir gayeleri yoktur. Buna milyonlarca İslam âlimlerinin şahitliği reddedilmez delilidir.

Bununla beraber, bu konuyu bahane ederek büyük İslam âlimlerine, hatta İslam’ın kendisine karşı tavır gösterenlerin tövbe edip insafa gelmeleri adına yukarıda arz ettiğimiz hususları kısa maddeler halinde tekrar edeceğiz:

a) Bir kimsenin, zinadan doğan gayr-ı meşru kızıyla evlenip evlenmemesi konusu yalnız teorik olarak tartışılmıştır. İslam tarihinde -fetvaya dayanarak- böyle bir evliliğin olduğuna dair hiç bir bilgi yoktur.

b) Akl-ı selim sahibi her mümin, İmam Malik ve İmam Şafii gibi en büyük müçtehitlerden olan bu iki zatın hayatlarının takva üzere geçtiğinde asla tereddüt etmez. Bediüzzaman hazretlerinin ifade ettiği üzere, Sahabeden ve Hz. Mehdiden sonra, İslam ümmetinin en büyükleri dört mezhep imamıdır. Bunlara dil uzatanların bir gün dilleri kurur.

c) Dört mezhebin ittifakıyla, zinadan doğan bir çocuk, gayr-ı meşru babasından miras alamaz. Gayr-ı meşru baba da zinadan olan çocuğa yuva, nafaka temin etmek zorunda değildir. İmam-ı Azam ve İmam Muhammed’e göre, kişi zina ettiği hamile kadınla evlenemez. Fakat başka birisi bu zinadan gebe kalmış bir kadınla nikah akdi kıyabilir. Çünkü, zinanın bir değeri yoktur. (Halbuki meşru nikahtan hamile kalan kadın, doğum yapmadan onunla evlenmek caiz değildir).

d) İslam alimlerinin en doğru kabul ettiği görüşe göre, zinadan doğan bir çocuk, gayrı meşru babasının çocuğu sayılamaz, ondan miras alamaz. (Fetava’l-lecneti’d-daime, 20/387)

e) Bu konuda olduğu gibi, bazı alimlerin içtihatlarını bahane ederek İslam’dan soğuduğunu söyleyenler vardır. Bunların daha önce de ciddiye alınamayacak kadar zayıf bir inançlarının olduğunu gösteriyor. Yoksa, güneşin varlığına inanan kimseyi hiç bahane onun bu inancını sarsamaz.

Demek ki, İslam dinine olan imanı, güneşe olan imanı gibi sağlam olsa, İslam’dan soğudum veya Din’den çıktım gibi hezeyanlara yer vermezler. Bunlara şu ayeti hatırlatmakta fayda vardır:

“İnsanlardan öylesi de var ki, Allah'a iğreti şekilde -bir hesaba göre- kulluk eder. Kendisine bir iyilik eriştiğinde onunla mutlu olur; başına bir imtihan geldiği zaman ise yüz üstü geri dönüverir. O, dünyada da, ahirette de ziyana uğramıştır. Apaçık bir hüsran diye işte buna denir.” (Hac, 22/11)

f) Son olarak şunu belirtelim ki, hiç bir mezhep İslam’ın kendisi değildir. Her mezhebin az da olsa yanlışları olabilir. “Bir müçtehit, içtihat eder ve içtihadında isabet ederse iki sevap; hata ederse bir sevap kazanır.” (Buhari, İ’tisam, 21; Müslim, Akdıye, 15) manasındaki hadisten de bunu anlamak mümkündür.

Ancak hata ederse de bir müçtehit Allah için bir hakikati ortaya koyma adına gösterdiği çabasının sevabını alır.

- Konumuzla ilgili hükümler de öyledir. Bazı içtihatlar hatalı olabilir, fakat müçtehitler yine de içtihatlarının sevabını kazanabilirler. Fakat onların yanlışları İslam’a mal edilemez.

- Şunu da unutmayalım ki, bir gayr-ı meşru baba zinadan olan kızıyla evlenemeyeceğine dair görüş beyan eden alimler büyük çoğunluğu teşkil etmektedir. (bk. İbn Kudame, el-Muğni,7/485; İbn Teymiye, Mecmuu’l-Fetava, 32/134; el-Mevsuatu’l-Fıkhıye, 36/210)

Eğer müçtehitlerin görüşlerini İslam’la özdeşleştirirsek, cumhurun/büyük çoğunluğu teşkil eden alimlerin görüşünü özdeşleştirmek gerekir.​

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun