Hz. Hasan'ın yaptığı çok evlilikleri ve boşanmaları hakkında bilgi verir misiniz?..

Soru Detayı
Hz. Hasan (ra) çok evlenip, boşanmasıyla da üne sahiptir. Hatta bir ara babası Hz.Ali (ra), bu yüzden, onun evlendiği kadınların kabilelerinin kendi ailesine karşı düşman olacaklarından korkarak, Kufelilere açıkça oğluna kız vermemelerini söylemiş.(Zehebî, Siyer A'lami'n-Nübelâ, Beyrut 1406/1986, III/267) Allah Teala'nın helal edip hiç hoşlanmadığı şey, keyfi eş boşamaktır. Onun için bu boşamalar keyfi mi yoksa zaruri bir sebebe mi bağlı. Zaruri ise sebebini ve konuyu açıklar mısınız?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu soruya farklı açılardan bakılarak şöyle cevap verilebilir:

1. Cahiliyede çok kadınla evlenmek (ve boşanmak) bir gelenekti. Onlar kadın vasıtasıyla “mal, mülk ve çok erkek çocuk sahibi olmak” gibi sebeplerle poligamiyi (teaddüd-i zevcat) benimsemiş olmalıdırlar. O zamanlar, özellikle erkek çocuk önemliydi. Çünkü ailenin gücüydü. Toplumda ezilmeme ve mensup olunan kabilenin güçlü kılınması, erkek çocuklarla mümkün oluyordu. Erkek çocuk “zenginlik, (ticaret) savaş ve baskınlar” için gerekli ve vazgeçilmezdi. Nesil de erkek çocuktan devam ediyordu. Onlar; erkek çocukları bir şeref sayarak kendilerine nispet ediyorlardı.(1) Ayetler ve Hz. Peygamber (asm)’in uygulaması, cahiliye sınırsız poligamisini dörde indirmiş ve aynı anda en fazla dört hanımla sınırlandırmıştı. Ayrıca ayet, birden çok evlenmeyi adalete bağlı kılmıştı. Artık kadınlara adalet edememekten korkan, tek kadınla evlenecekti. Bu konuda Nisa suresi üçüncü ayetinde şöyle buyrulur:

“… (Evleneceğiniz kadınlara) haksızlık etmekten korkarsanız bir tane alın ..."(2)

2. Nisa suresi ilgili ayetleri nazil olunca, Hz. Peygamber (asm) dörtten çok hanımı olanların dördünü alıkoymalarını ve diğerlerini boşamalarını istemiştir. Mesela, sekiz hanımı olan Kays b. Haris, durumunu Hz. Peygamber (asm)'e danışmış ve onun aydınlatması ile hanımlarından dördünü boşamıştır. Taifli Ğaylan b. Seleme’nin on veya on bir hanımı vardı. O da sınırlamaya ve yeni kurala uyarak, hanımlarından dördü hariç diğerlerini boşamıştı.(3)

3. Ayet-i kerimelerin hükümlerine göre; evlenmek helal ve mubah olduğu gibi, boşanmak da helaldir. Hatta henüz zifafa girmeden düğün günü de boşanma gerçekleşebilir. Asr-ı saadette bunun örnekleri de vardır.(4) Hadis kitaplarının nikâh konularına bakılırsa, hadisler (sünnet) ışığında bu tür boşanmanın da bir helal olduğu görülecektir.

4. Sahabelerden zaman zaman hanımlarını boşayanlar olduğu gibi, Hz. Peygamber (asm) de farklı sebeplerle eşlerin boşanabileceğini zaman zaman belirtmiştir.(5) Mesela şu söz Ona aittir:

“…Eğer kadını (tamamen) doğrultmaya kalkarsan kırarsın, onun kırılması da talakı/boşanmasıdır.”(6)

5. Boşanma helal olmakla birlikte, hoş karşılanmayan ve kerih görülen bir hukuki uygulama ve eylemdir. Hatta Hz. Peygamber (asm):

“...Allah’a karşı helallerin en buğuzlu olanı boşanmadır.”(7)

buyurarak, gelişi güzel, düşüncesizce, fevri, pek haklı gerekçelere dayanmayan, eften püften sebeplerle ve ufak tefek kusurlarla boşanmaların yerinde olmadığına işaret etmiştir. Fakat bu tür tavsiyeler, boşanma konusunda ideal ve mükemmel olanın gerçekleşmesine yöneliktir.

Her Müslümanın her konuda ideali ve en güzeli yapması ve ona ulaşması mümkün değildir. O zaman, hiçbir kimsenin hata, kusur, mekruh ve günah işlememesi gerekir. Mübah da olsa evla olmayanı değil, hep en iyi ve en güzeli yapması gerekir. O zaman toplumda hiç hata, kusur ve günah işleyen kalmaz; bu mümkün değildir ve hiçbir çağda böyle bir durum gerçek olmamıştır. Hz. Hasan (ra)’ın da boşama konusunda hep ideal ve evla olanı yapma konumunda olmadığı kanaatindeyiz. Bu durum onun kişisel bir zaafı olarak da görülebilir. Fakat işlediği, keyfi de olsa “bir haram ve İslamî yasak” değildir.

Boşanmanın buğza sebep olması; eşlere -veya eşlerden birine- büyük psikolojik bir darbe olması, geride kalan çocukların durumu, boşanan kadın veya erkeğin, boşanma sonrası düşebileceği zor veya uygunsuz durumlar, dul eşlerin harama düşme ihtimali, eşlerin aileleri arasında karşılıklı kin ve düşmanlık doğurması,.. gibi durumlardan dolayıdır.

6. O zamanlar evlilik ve boşanmalar daha kolaydı ve bu açıdan da boşanmalar çok olabiliyordu.

7. Hz. Hasan (ra) çok boşayan biridir ve böyle olduğundan kendisine “mıtlak / çok boşayan” unvanı verilmiştir. Onun “Mücteba, Takiy, Zekiy, Sıbt” gibi unvanları da vardır. Kendisinin “doksan yüz kadar” kadınla evlendiği şayiası, rivayeti ve abartısı dillerde dolaşır. Hatta bunlar bazı kitaplara bile girmiştir.(8) Şii müellif İbn-i Şehrub’a göre, ayrıca onun 250- 300 cariyesi olmuştur.(9) Bize göre bunlar, sadece gerçeksiz şayia, söylenti ve rivayetlerdir; halk muhayyilesinin ve Hz. Hasan (ra)'ı bir lider ve peygamber torunu olarak gözünde büyütenlerin ürettiği gerçek dışı yakıştırmalar, mübalağa ve abartmalardır. Hatta destanımsı öğelerdir.

Benzer durumlar diğer imamlar ve büyükler için de zaman zaman söz konusu olan şeylerdir. Mesela Kırgız destanlarında Hz. Ali (ra), Kırgız destan kahramanları gibi altmış batman (Beldelere göre iki- sekiz okka arasında değişebilen bir tahıl ölçüsü) zırh taşır, bir oturuşta beş koyun yer, taslarla kımız içer ve Kırgızlar gibi boz kısraklar kurban eden bir batır/ bahadır ve alperendir. Türkistan’ı o fethetmiştir. Türklerden kız almıştır.(10) Oysa bu söylenenlerin hiçbiri tarihi gerçeklerle bağdaşmaz, Hz. Ali (ra)’yi sevenlerin kendilerince onu büyük göstermek için hayallerinde olgunlaştırıp yaydıkları şeylerdir.

Hz. Hasan (ra) konusunda müstakil bir araştırma yapan Bakır Şerif el- Kuraşi de, onun ancak “on üç kadınla evlendiğini" tespit etmiştir.(11) Evlilikleri gibi, Hz. Hasan (ra)’ın çocukları konusunda da birbirinden farklı rivayetler vardır: Bunların kızlı erkekli olarak sayıları, 12, 13, 15, 16, 19, 20, 23 olarak zikredilir. Cevdet Paşa'ya göre çocuklarının on beşi erkek, sekizi kızdır.

Hz. Hasan (ra)’ın adı belli çocuklarının sayısı on ikidir. Bunlar, Zeyd, Hasan, Kasım, Ebu Bekir, Abdullah, Amr, Abdurrahman, Hüseyin, Muhammed, Yakup, İsmail ve Talha'dır. (12) Hz. Hasan’ın soyu Hasanu’l- Müsenna ve Zeyd’den devam etmiştir.

8. Hz Hasan (ra)’ın çok boşaması, kaynaklarda yer aldığı gibi başta babası tarafından hoş karşılanmıyordu. Hz. Ali (ra) bir gün Kufelilere şöyle demişti:“Kufeliler, Hasan’ı evlendirmeyin, (ona kız vermeyin) Çünkü o çok boşayan bir adamdır. (racülün mıtlak).” Bunun üzerine Hemedanlı birisi şöyle demişti: “Mutlaka onu evlendireceğiz. O razı olduğunu (nikâhında) tutar, razı olmadığını boşar.”(13)

Kanaatimizce Hz. Ali (ra)’nin oğlunun tutumu hakkındaki uyarı ve eleştirisinde, doğru, makul ve dengelidir. Hemedanlı’nın sözüne bakılırsa o, ufak tefek sebepleri ve memnuniyetsizlikleri boşama sebebi olarak görmekte ve hanımlarını boşamaktadır. Bir başka deyişle o hanımlarından kolay memnun olan birisi değildir. Bu duruma sebep, Hz. Hasan (ra)’ın titizliği ve mükemmeliyetçiliği olabilir. Hz. Ali (ra) halkı “onaylamadığı boşama zaafına” karşı uyarmaktadır.

SONUÇ: Kanaatimizce Hz. Hasan (ra), ondan fazla kadınla evlilik yapmış ve boşadığı kadınlar da olmuştur. Boşamalarında ne gibi sebeplerin rol oynadığını bilmemekteyiz. Onun boşamaları, Hz. Ali (ra)’nin yaklaşımı ve sözleri dikkate alınırsa, pek tasvip edilmemekte ve hoş görülmemektedir. Şu kadar var ki bu durum “büyük bir hata, haram ve günah olarak” da görülmemelidir. Bu hal belki de onun “kişisel bir zaafı”dır. O boşama eyleminde helal dairesinden çıkmış değildir. Helal dairesinde kalmakla birlikte, evla olmayanı veya mekruhu işlemiş olabilir. Şunu da hatırlatalım ki, sahabeler de insandırlar; mekruhları, hoşa gitmeyen şeyleri ve hatta büyük günahları da işleyebilirler. Onlar kusursuz ve günahsız insanlar değillerdir.

O günün şartları içinde, Hz. Hasan (ra)’ın ondan çok kadınla evlenmesi ve boşamalarda bulunması; çok önemsenecek ve abartılacak bir husus değildi. Mesela, babası Hz. Ali (ra) de, dokuz kadınla evlenmişti. Bu hanımlarından on dört erkek, on sekiz kız çocuğu olmuştu.(14) Ama o evliliklerinden dolayı çağının insanlarınca ayıplanmamıştı. İlk halife Hz. Ebu Bekir (ra)’in dört hanımından altı çocuğu olmuştu.(15) Hz. Ömer (ra) sekiz kadınla evlenmiş ve hanımlarından üçünü boşamıştı.(16) Diğer sahabe hayatları araştırılsa, bu konuda başka örnekler de bulunabilir.

Dipnotlar:

(1) Murat Sarıcık, İnanç ve zihniyet Olarak Cahiliye, Nesil Yayınları, İstanbul, 2004, s. 261- 262, 265.
(2) Nisa, 4/3; Heyet, Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali, Medine 1987, s. 76;
(3) Ibn-i Kesir, İsmail b. Kesir, Tefsiru’l- Kur’ani’l- Azim. I- IV, Çağrı Yayınları, İstanbul 1986, I, 441; Sarıcık, Cahiliye, s. 265- 266; Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, II, 715 vd.
(4) Bakara, 2/ 227- 231; Nisa, 4/ 3, 20, Talak, 65/ 1-2; Ahzab, 33/ 50; Mümtehine, 60/ 10-11; Mansur Ali Nasif, et- Taciu’l- Cami ‘u li’l- Usul, I-V, Mektebetü Pamuk, İstanbul 1981, II, 315, 325, 327.
(5) Mansur Ali, II, 327, K. Nikah,bab, 7.
(6) Mansur Ali, II, 315, K. Nikah, bab, 6; Ahzab, 33/ 49, 51.
(7) Mansur Ali, II,, II, 337, K. Nikah, bab, 9.
(8) Heytemi, es-Savaiku’l- Muhrika, Mektebetü’l- Kahira, Kahire, 1385, s. 137.
(9) İbn-i Şehrub, Menakıbu Ali bin Ebi Talib, Necef 1965, III, 141- 205; İbrahim el- Musevi, ez- Zencani, Akaidü’l- İmamiyyti’l- İsna Aşeriyye, Beyrut, 1973, I, 141, 145.
(10) Seyfettin Erşahin, “SSBC’de İslami İnancın Korunmasında Hz. Ali Kültünün Rolü”, Hayatı, kişiliği ve Düşünceleriyle Hz. Ali, Bursa Müftülüğü, Bursa 2004, 261, 263- 264.
(11) Ethem Ruhi Fığlalı, “Hasan”, DİA, XVI, İstanbul 1997, s. 283. (Bakır Şerif el- Kuraşi, Hayatu’l- İmam el Hasan bin Ali, Beyrut 1983, II, 433- 460).
(12) Fığlalı, “Hasan”, DİA, XVI, 283, A. Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, Bedir Yayınevi, İstanbul, 1981, I, 616.
(13) Heytemi, s. 136- 137. (İbn-i Sad’ın Tabakat’ından) ; Ebul- Fida, İsmail b Ömer, el-Bidaye, I- XIV, Mısır ty, VIII, 38; Yakubi, Ahmed b. Ebi Yakub, Tarihu’l- Ya’kubi, I-II, Daru’s- Sadır, Beyrut 1960, II, 228.
(14) Murat Sarıcık, Dört Halife Dönemi, I- II, Nesil Yayınları, İstanbul, 2002, II, 191- 194.
(15) age., I, 199- 201.
(16) age., I, 415- 416.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR