Gerçek yiğit kimdir?

Tarih: 16.11.2021 - 09:23 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Gerçek yiğidin öfkesini yenen olduğunu duydum. Bu konuda bir hadis var mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evet gerçek yiğit öfkesini yenendir. Konuyla ilgili bir hadis şöyledir:

 لَيس الشَّديدُ بِالصُّرعَةِ ، إِنَّما الشديدُ الذي يَملِكُ نفسهُ عِند الغضبِ

“Yiğit dediğin, güreşte rakibini yenen kimse değildir; asıl yiğit kızdığı zaman öfkesini yenen adamdır.” (Buhari, Edeb 76; Müslim, Birr 107, 108)

Kuvvetli olan bir kimse, kendinden güçsüz birini kolaylıkla yenebilir. Hele güreş oyunlarını biliyorsa, rakibini zorlanmadan mağlup edebilir. Fakat nefsi yenmek, güçle, kuvvetle olacak iş değildir. Onun kendine has yolu yordamı vardır.

Demek ki, dinimizin övüp takdir ettiği yiğit, yarışta, güreşte rakibini yenen kimse değil, kin ve öfkeyle dolduğu zaman  nefsini kötü bir söz ve davranıştan alıkoyabilendir.

Bu sebeple bir hadîs-i şerîfte: “Nefisle mücadele, düşmanla mücadeleden daha zordur.” buyurulmuştur. Bir başka hadiste ise: “En azılı düşmanın nefsindir.” denilmiştir. (bk. Acluni, Keşfü’l-hafâ, 1/143)

Bu hadis-i şerif, bir taraftan içimizdeki rakiplerle mücadelenin, dışımızdaki rakiplerle mücadeleden daha zor olduğunu ortaya koymakta, bir yandan da yiğitlik duygu ve gösterilerini inkar etmeden onları iyiye yönlendirmektedir. Böylece inananları tehlike ile burun buruna geldikleri kızgınlık ve öfke anlarında sabırlı davranmaya teşvik etmektedir.

Sabır, kin ve öfkeyi değilse bile, böylesi hallerde gayrimeşru bir iş yapmayı önleme gücü olmaktadır.

Hadisimiz, özellikle yiğitlik taslayan, kahramanlıktan hoşlanan ve bunu fizikî güç gösterisinde sananları asıl kahramanın kim olduğu konusunda uyarmakta ve her inanan kişiyi böyle bir kahramanlığa davet etmektedir. Bu manada yarış, güreş, savaş her zaman söz konusudur. O halde böyle bir babayiğit olmaya bakmak gerekir.

Diğer taraftan, öfkelendiğimiz zaman, Allah Teala’nın bizim üzerimizdeki kuvvet ve kudretinin, öfkelendiğimiz adam üzerindeki bizim kuvvet ve kudretimizden daha üstün olduğunu hatırlamalıyız. Şimdi ben bu cahil ve kendini bilmez adamı affetmezsem, yarın kıyamet günü Allah Teâlâ’nın beni affetmesini nasıl umabilirim, demeliyiz.

Ayrıca, öfkeli bir suratın tabii halini nasıl yitirdiğini, kızgın insan çehresinin nasıl çirkinleştiğini gözümüzün önüne getirmeliyiz. Buna karşılık yumuşak başlı, hoşgörülü bir kimsenin yüz güzelliğini ve munisliğini hayal etmeliyiz.

Ayrıca, kızmakta ne derece haklı olduğumuzu, kızdığımız kimsenin haklılık payı bulunup bulunmadığını yeniden gözden geçirmeliyiz.

Bunları süratle düşünürken Peygamber Efendimizin (asm) tavsiye buyurduğu bazı fiilî yatıştırıcılara da başvurmalıyız:

* Önce eûzü besmele çekerek öfkemizi körükleyip kabartan şeytandan Allah’a sığınmalıyız.

* Ayakta isek oturmalı, oturuyorsak yaslanmalı veya yere uzanmalıyız.

* Öfkemiz yine geçmemişse, kalkıp soğuk su ile abdest almalıyız. Ateşi ancak suyun söndüreceğini unutmamalıyız.

Şunu da hiçbir zaman unutmamalıyız ki, öfkesini yenenler, insanların kusurlarını bağışlayanlar Allah Teâlâ’nın kendilerinden hoşnut olduğu kimselerdir.

Özetle:

- Nefisle mücadele ve ona hakim olmak, düşmanla cihad etmekten daha zordur.

- Ferdî ve sosyal zararını düşünerek öfkelenmemeye çalışmak gerekir.

- Güçlü kuvvetli olmak dinimizce makbul sayılmıştır. Fakat öfkesini yenebilmek ondan da üstün kabul edilmiştir.

- Cahillere uymamak, onlara öfkelenmemek iyi Müslümanın en belirgin özelliğidir. (bk. Riyazü's-Salihin, İmam Nevevi Tercüme ve Şerhi)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun