Gelir Ortaklığı Senetleri (GES) nedir? Caiz midir?

Tarih: 27.04.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Gelir Ortaklığı Senetleri (GOS):  Köprü, baraj, elektrik santralı, karayolu, demiryolu, telekomünikasyon sistemleri ile sivil kullanıma yönelik deniz ve hava limanları ve benzerlerinden, kamu kurum ve kuruluşlarına ait olanlarının gelirlerine, ortak olunması için çıkarılan senetlerdir.

Gelire Endeksli Senetler'in (GES) satışı olarak da adlandırılan bu tür satışların ilk örneği rahmetli Turgut Özal tarafından gerçekleştirilmişti. 1983 yılında köprü ve baraj gibi kamu gelirlerinin satışa çıkarılacağı açıklanmış, ilk gelir ortaklığı senedi Boğaziçi Köprüsü için 1984 yılında ihraç edilmişti. Bunu 1985'te Keban Barajı için çıkarılan gelir ortaklığı senedi izlemişti.

Bu işlemin caiz olup olmaması hususunda alimlerin farklı görüşleri vardır. Bazılarına göre, Gelir Ortaklığı Senetlerinin sahibi, gerçekte ne tesisin mülkiyetine ne de gelirine ortaktır. Yani bu işlem ne satış ne de kiralama işlemidir. Çünkü senet sahibinin yatırdığı para, dönem sonunda tekrar kendisine iade edilecektir. Halbuki satış veya kiralamanın bedeli geri iade edilmez. Olsa, olsa bu -menfaat sağlayan- bir borçlanma akdidir. 

O halde, GOS’ların alım-satımları “Her hangi bir borçlanma akdinin sağladığı şartlı menfaat faizdir” kaidesinin kapsamına girmekte ve dolayısıyla şer’an mahzurlu görülmektedir. Konunun içeriğini bilebildiğimiz kadarıyla, bu işlem İslam hukuku açısından sağlam bir temele dayanmamakta ve “menfaat sağlayan borç” akdine girmektedir.

Bununla beraber, çağdaş bazı alimlere göre, GOS işlemleri, bir mudarebe akdidir ve caizdir. Kimine göre de, bu işlem ne kanunî ne de fıkhî bir işleme benzemektedir. Dolayısıyla “eşyada asıl olan mubahlıktır” kaidesi gereğince bu da mubahtır/caizdir (krş. Abdulaziz Beki, İslam’da Modern Ticarî Meseleler, s.244-246).

Konuyla ilgili Prof. Dr. Hayrettin Karaman'ın açıklamaları şöyledir:

Gelire Endeksli Senetler

Bu senetleri alıp satmanın ve getirisine malik olup kullanmanın caiz olup olmadığını anlayabilmek için öncelikle bu senetlerin ne senedi olduğuna ve hükme tesir eden özelliklerine bakmak gerekiyor.

Hazine Müsteşarlığı, gelire endeksli senetler (GES) tanıtım kılavuzunda, bu senetlerle ilgili olarak -bizim için önemli olan- şu bilgileri veriyor:

“Getirileri, Kamu İktisadi Teşebbüsleri'nden (KİT) elde edilen ve bütçeye aktarılan hasılat paylarına endekslenmek suretiyle oluşturulan “Gelire Endeksli Senet (GES)” ihracı ile Hazine Müsteşarlığı'nca ihraç edilen devlet iç borçlanma senetlerinin çeşitlendirilmesi ve yatırımcı tabanının genişletilmesi amaçlanmaktadır. Gelirlere Endeksli Senetler (GES) ile getirisi devlet gelirleriyle ilişkilendirilen bir yatırım aracı yaratılmış olmaktadır.”

Bu tanımlamaya göre devlet iç borçlanmasının daha önce bilinen senetlerine bir yenisi eklenmekte, yani bu senet –yine devlet borçlanması çerçevesinde bulunmakla beraber- mesela “üzerinde faiz yüzdesi yazılı” devlet tahvillerinden farklı olmaktadır. “Yatırımcı tabanının genişlemesi” de, faize yaklaşmayan kimselerin bu farklı senetleri alması ile olacaktır.

Peki devlet neyi borçlanmaktadır?

Eğer bu borç, ödünç aldığı bir paraya karşı belli bir faizi ödeme şeklinde olsaydı bu “faizli borçlanma” olacağı için İslam'a göre elbette caiz olmayacaktı.

Devlet, GES'inde para ödünç almıyor, belli ve İslam'a göre geliri meşru olan bazı gelir kaynaklarındaki hasılat payını, geçici olarak özel şahıslara, bedeli ile devrediyor. Bu gelir kaynaklarındaki devlet payını senet alanlara, belli zaman dilimlerinde, hisseleri nisbetinde paylaştırıyor.

“Bütçe Kanunu'nda 2009, 2010 ve 2011 yılları için açıklanan hasılat payına ilişkin gelir tahmini rakamları, GES'ler için azami getiri sınırını oluşmaktadır.”

“Senetler, her bir kupon döneminde asgari gelir payı getiri garantili ve azami gelir payı getiri limitini haizdir. Söz konusu senetlere uygulanacak asgari kupon ödeme garantisi sayesinde yatırımcının gelir payındaki değişimden olumsuz etkilenmesi önlenmiş olacaktır.”

Bu iki paragrafın açıklamaya ihtiyacı var:

Devlet, devrettiği geliri sınırlayabilir; “devrettiğim gelirin en fazla yüzde şu kadarını vereceğim, bu kadarını devrediyorum, daha fazlası benimdir” diyebilir. Bu noktada bir problem yok.

Ama “Senet sahibine devrettiğim gelir, şu kârdan aşağı olursa ben onu şu kadara tamamlayacağım” dediğinde ortaya problem çıkar.

Bu tamamlama, yani gelirde bulunmayan devlet ödemesi nedir diye sorulur.

Eğer senet, borç senedi olsaydı bu fazladan ödemede faiz olurdu; yani devlet, borç aldığı ve karşılığında borçlanma senedi verdiği meblağa karşı belli bir fazla ödemeyi teahhüt etmiş olur ve bunun bir kısmını belli gelirlerden, o yetmediği takdirde kalanını da bütçeden ödemiş olurdu.

Halbuki bu senet bir borç senedi değil, bir “gelir kaynağındaki hisseyi devir” belgesidir/senedidir.
İnsanlar bu senetlere rağbet etsinler diye devlet, kamu yararını ve devletin ihtiyacını gözeterek “bu gelirler şu kadara ulaşmazsa üstünü ben tamamlarım” dediğinde bu teşvik ödemelerine benzer. Devlet fayda gördüğünde belli alanlara, karşılıksız olarak ödemede bulunabilir.

“Ben, belli KİT'lere ortak oldum, bunun gelirinden payıma düşeni alırım, ama kâr garantisinde faiz kokusu görüyorum, bunu almam” diyenler olursa, onlar da bu ödemeyi alır ve yoksullara dağıtabilirler.
Şuna da işaret etmek gerekir ki, normal durumlarda reel gelirin, senetteki asgari gelirden daha az olma ihtimali yok gibidir.

“GES'lerin getirileri, Kamu İktisadi Teşebbüsleri içerisinde yer alan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Devlet Malzeme Ofisi (DMO), Devlet Hava Meydanları İşletmeleri (DHMİ) ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü'nden (KIYEM) bütçeye aktarılan hasılat payları kadar olacaktır. Bu çerçevede, söz konusu senetlerin getirilerine ilişkin ödemelerin hesaplanmasında TPAO, DMO, DHMİ ve KIYEM tarafından bütçeye aktarılan üç aylık ve altı aylık hasılat paylarının toplamı esas alınacaktır.”

Burada şöyle bir soru makuldür:

Devlet, bazı vergileri ve gelirlerden devlet hisselerini bedel karşılığı özel kesime devredebilir mi? Bu devlet hakkı alım-satıma, bedel ile devretmeye konu olabilir mi?

Genel olarak mali hakların temelli veya geçici olarak satımı, kiralanması, devri caiz görülmektedir. Mesela telif hakkı -aynı zamanda- bir mali (ekonomik) haktır. Bu hakkın sahibi, hakkını, geçici veya temelli olarak bedel karşılığında satabilir.

Devlete gelince:

Osmanlı'da, XV. Yüzyıl'ın ikinci yarısından itibaren görülen ve XVI. Yüzyıl'ın başlarından itibaren hızla genişleyen bir iltizam usulü vardı. “Deruhte, tevcîh, füruht, ihale ve teahhüt” adlarıyla da anılan iltizam usulünü Prof. M. Genç şöyle tarif eder: “Devletin, genellikle belirli bir mekanla sınırlı kanuni ve/veya şer'î vergi unsurlarından oluşan bir demeti ifade eden mukataa birimlerini vergilendirmeyi, rekabete açık, ekseriye müzayede ile tespit dilen ve bir bölümü peşin ödenmesi istenen belirli bir yıllık bedel karşılığında, sınırlı bir süre (tahvil) için kârı ve zararı kendine ait olmak üzere kabul edecek mültezimlere, güvenilir bir kefaletle devretmesidir.” (Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi).

Tarifte geçen mukataa kelimesi de Osmanlı'da, “vergilerin belirli bir meblağ karşılığında iltizama verilmesi” ve daha sonra “hazineye ait bir kısım vergilerden oluşturulmuş birer mali birim” manasında kullanılmıştır.

Bu usul şöyle işlerdi: Devlet vergi ve hasılat gelirlerini müzayedeye çıkarır, en fazla verene ihale ederdi. İhaleyi alan (mültezim) ihale bedelinin tamamını veya bir kısmını (toplayacağı vergi ve geliri kısmen karşılayan meblağı) devlete peşin öder, halktan zamanı geldikçe tahsil eder, ödediği ile topladığı arasındaki lehinde fark onun kârı olurdu.

GES uygulamasının buna benzediğini ve meşru olduğunu düşünüyorum.

Önemli Not:

Devletin, helal olan kaynaklardan elde ettiği gelirin bir kısmını, yaklaşık olan, senedi alana kâr bırakan peşin bir bedel ile vatandaşlarına devretmesi (bu hakkın, gelir kaynağı hissesinin süreli olarak satılması) meşrudur. GES lerin de bu maksatla çıkarıldığı, seçilen gelir kaynaklarından anlaşılmaktadır. Biz de bu maksadı göz önüne alarak caiz olduğu yönünde yorum yaptık. Ancak Müslümanları tereddüde sevk eden bazı hususlar ve ifadelerin bulunduğu da inkar edilemez:

a) Devletin iç borçlanması çerçevesine sokulmuştur; bu ifade bulunmamalıdır.

b) “Filan hisselerin gelirine” endeksli ifadesi, gelirin bu kaynaklardan gelen gelir olduğu, ödemenin bu gelirden olduğu anlaşılacak şekilde açıklanmalıdır.

c) Üst sınır konması uygun olmakla beraber alt sınır konması ve “belli bir kârın garanti edilmesi” prensiplerimize ters düşmektedir. Bu senetleri, faize yaklaşmayan  kimselerin alması istendiğine göre “normal durumlarda zararın muhtemel olmaması” yeterli olacaktır. İnsanların satın aldıkları mesela hisse senetleri kâr yanında zarar da ediyor, ama insanlar bunları alıyorlar.

Özet olarak “Gelire endeksli senetler”  “Devletin  köküne veya gelirine –gelirinden bir parçasına-  sahip olduğu mal varlıklarına, menfaat ve haklara ait olmak üzere “gelir ortaklığı senedine” dönüşürse veya bunun özelliklerini taşırsa ortada problem kalmayacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun