Gazze kimin imtihanı?

Gazze kimin imtihanı?
Tarih: 05.07.2024 - 07:23 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Gazze, Gazzelilerin mi yoksa bizlerin mi imtihanı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Gazze’de büyük bir zulüm yaşanıyor, belki daha da ötesi, adına soykırım deyin başka bir şey deyin heyhat kelimeler yaşanan dehşeti ifade etmekte yetersiz kalıyor; insanın feveran eden duygularına tercüman olmakta lisanın en çok çaresiz kaldığı zamanlardayız.

Bu ağır musibetin enkazından çıkamayacak olanlar kim, Gazze fotoğrafının altına mahkûm olarak hangi isimler yazılacak, sizin de ifade ettiğiniz gibi, sahi "Gazze kimin imtihanı?"

Sadece Yahudileri suçlamanın çok manası olmayabilir. “Kahrolsun Siyonizm, yıkılsın zalim İsrail.” de bunu demek yeterli mi? Bir nesli yok edecek kadar gözlerini karartmışlar üstelik… Peygamber öldüren dedelerinden irsiyet aldıkları katillik kanının gereği de bu zaten, bu  zalimlerden beklenen başka şey olamazdı. Zehirlemekten lezzet alan yılanları, kan içici canileri, sigaya çekmek Şeytan’ın başına nasıl bir imtihan açılmış diye sorgulamaktan çok farklı değil.

İmtihan, sadece Filistin’deki mazlumların başına mı açıldı dersiniz? Onlara bakınca kaçıncı semada olduklarını, nerelere uçtuklarını kestirmekte güçlük çekiyoruz. Örneğin Filistinli bir çocuğun o muhteşem imanına şahit oldukça, ağzından dökülen imandan kelimeleri işittikçe “Acaba biz onun kadar ciddi bir imana sahip miyiz?” diye kendimizden endişe etmeliyiz. Şehit olmayı cana minnet bilen, en ağır şartlarda Allah’a tevekkül eden, ölümün üzerine yürüyen, korkuyu korkutan insanlardan bahsediyoruz.

Gazze’ye yağan bombalardan birkaçının her an evinin üzerine düşme ihtimaliyle yaşayıp, psikolojisi bozulmayan kahramanlar topluluğuna şahit oluyoruz.

Bunlar eli silahlı, askeri eğitim almış, gözü kara, özel seçilmiş insanlar değil; çoluk çocuk, kadın, ihtiyar…

Hepsi aynı adanmışlık ruhuna sahip, hepsi düşmanlarının hayatı sevdiği kadar ölüme aşık olan sahabe, misal insanlar. Onlar imtihanın kazananları şüphesiz…

Onlar cennet çocuklarının anne ve babaları, onlar Seyyidü’ş-Şüheda Hz. Hamza’nın (ra) misafirleri…

Geriye biz kaldık, evet…

Gazze imtihanının kaybedenleri bizler miyiz, Gazze bizim mi imtihanımız, Gazze bizi mi mahkûm edecek yoksa?

En önce şunu ifade etmeliyiz ki imanımız test ediliyor, “İmanımız kaç kuruş eder?” Gazze mihengine vuruluyor diyebiliriz. Yani imtihanın en acımasız yerinde, tam ortasındayız aslında. İman ruhumuzdur, özümüzdür, esasımızdır, kıymetimiz, keyfiyetimizdir, varlık sebebimizdir. Eğer bu zarar görüyorsa, hırpalanıyorsa, inciniyorsa yavaş yavaş sönmeye mahkûm olan bir mum gibi eriyoruz demektir.

Bu mananın altını çizerek ifade etmeliyiz: İmanımızın ayakları sallanıyor bu günlerde.

İmanından emin olduğumuz insanların çoğu ümitsizlik atmosferinde nefes almaya çalışıyor, “Allah sonsuz rahmet sahibi de bebeklerin ölmesine niye izin veriyor?” gibilerden şüphe bulutları dolaşıyor üzerlerinde. Açıkça “Allah, Filistin’i görmüyor mu?” diyenlere de rastlamışsınızdır. Merhametlerini -haşa- Rahmet-i ilahiyeden daha büyük zanneden insanımız nerelere savruluyor? Görüyor muyuz imtihanın dehşetini?

Allah’a hüsnüzan etmek imanımızın gereği… Lakin Gazze’ye bakıp da iç ferahlatan bir pencere açamadığımız için kapana kısılmış gibiyiz. Allah, -haşa- dizginleri elinden kaçırmış değil, olaylara hükmetme gücünü kaybetmiş değil, sonsuz şefkat ve rahmeti gölgelenmiş de değildir.

Allah sonsuz hikmet sahibidir. Sadece ameliyata bakıp, hastanın kesilmesine biçilmesine itiraz etmek yersizdir. Sonra gelecek şifa hediyelerini beklemeye tahammül etmeliyiz.

Hikmet-i İlahiyeye itimadımız tam olmalı. Murad-ı İlahi elbette tahakkuk edecektir ve bunların hepsinin kader planında son derece ihtişamlı ve parlak olduğundan zerre miktar şüphe edersek ruhumuzun heybesindeki tek geçer akçe olan imanımızı riske edebiliriz.

Madem ki Allah Cemil’dir, onun yaptığı her iş de güzeldir., Allah Adildir, Rahimdir, Hakîmdir… İcraatlarında adaletsizlik, merhametsizlik, hikmetsizlik, çirkinlik olamaz. Perdenin ön yüzü ne kadar iç acıtıcı olsa da buna müsaade eden ilahi senaryonun sonuçları mutlaka çok hayırlı ve çok güzel olacaktır.

Bizim ne haddimize noksanlıklardan, kusur ve hatalardan münezzeh olan Allah hakkında suizan etmek… Buna sıra geldiği anda bilelim ki helâk olmanın arefesindeyizdir ve bugün Gazze bizi bu mayınlı alana doğru sıkıştırmak üzeredir.

Gazze üzerinden verilen ilahi mesaj tam da bu noktada tecelli ediyor aslında. Şaşkın ve perişan imanımız ve onun tezahürü olan kırk yerinden yamalı Müslümanlığımızın; olayların bu raddeye gelmesinde önemli rol oynadığını söyleyebiliriz ve bu gizemli bir iddia değil, hakikatin ta kendisidir.

“Musibet, cinayetin neticesidir.” fehvasınca hadiseleri tahkik etmek, hangi fiilimizle kadere bu fetvayı verdirdik diye kendimizle yüzleşmek zorundayız.

Ruhumuzun yakasındaki “ehl-i ahiret” rozetini nerelerde düşürdük?

Fânilik damgasını ne çabuk unuttuk, nasıl böyle dünya muhabbetiyle sarhoş olup çıktık da menfaatlerimizi rıza-yı İlahinin önüne almakta tereddüt soluklamaz olduk?

Allah ve Resulüne savaş açmak olan faizli işlemlerin Müslüman dünyasına yön verdiğini saklamaya da lüzum yok, herkesin cebinde limitleri gırtlaklarına kadar dolmuş kredi kartları adım adım çıkmaz sokak olan faize sürüklemiyor mu bizleri?

İsraf desen almış başını gitmiş, çöpe atılan ekmeklerle sınırlı değil bu kabahatimiz. Kullanılmayan eşyalar, kaç milyonluk evler, arabalar… Rahat ve konfor düşkünü olduk çıktık maalesef. Açık saçıklığı tarife hacet yok. Gavurları çatlatacak boyutlardayız. Günah, haram istila etmiş her yanımızı. Gözlerimize, aza ve organlarımıza, ruhlarımıza ve kalplerimize kıyıyoruz. Bu maddi israftan da öte berbat bir şey…

Ebedî hayatımız elimizden kayıp gidiyor. Gemi çok yara almış, hangi birini sayalım, batıyoruz.

Bu memlekette on bir tane şehir yıkıldı, yangınlar ve sel felâketleri oldu, öte yandan Afganistan’da, Fas’ta depremler oldu ve bugün Gazze’de katliam yapılıyor… Hiç sorduk mu “Bu musibetlerin başımıza inmesinde benim suçum nedir?”, “İşlediğim günahların katkısı ne kadardır diye?”

Âdetullah gereği, şer cephesinin ihanetleri, hayır cephesinin hasenatlarını geride bıraktığında musibetler yol bulup geliyor. Bu durumda işlenen haramlar, günahlar, isyanlar şer cephesine kuvvet verdiğine göre bundan hepimizin sorumluluğu olabilir.

Evet, bugün Gazze bizi hakiki Müslüman, gerçek mümin olma noktasında bir yol ayrımına getirdi. Başımıza kıyamet kopmadan doğru istikameti tercih etmemizin vakti gelmedi mi?

Bugün Gazze Allah dinini insanlığa tebliğ eden bir medrese hükmüne geçti. Çocuklar tevekkülü öğretti, “Hasbunallah ve nimel vekîl.” ayetini tüm dünyaya ezberletti. Allah için şehit olmak ne demek insanlığın gözüne sokuldu. Ölüm dahil her türlü olumsuz şartlara rağmen kul olmanın yüceliği sergilendi ve nankörlüğümüz yüzlerimize çarpıldı Gazze’de.

Su yok, elektrik yok, internet yok, doğru düzgün yiyecek bir şey yok… Yokluklar içinde şükreden insanlara şahit oldu tüm yeryüzü ahalisi. Onlar Din-i Mübin-i İslâm’ı şerefiyle şanıyla, en parlak şekilde yaşarken, bize pişmanlıklarımız kaldı… Ne kadar da dinimize yabancılaşmışızı seslendiren iç çekişlerimiz kaldı.

Evet, Gazze bizi bir yol ayrımına getirdi. Talan edilen sermayemizin başına mezar taşı dikilmeden önce yeniden doğrulmamızı, kefenden önce nedamet libasını giymemizi ihtar etti. İstiğfar hamurunu gözyaşımızla yoğurup tövbeyle can çekişip yeniden doğmamızı, İslami bir kimlikle ayağa kalkmamızı irşad etti.

Ve Gazze’ye karşı ihmal edilemez sorumluluklarımız var, sadece kahve içmemekten, sadece hamburger yememekten daha öte sorumluluklar…

- Günlerce Gazze’ye bomba yağarken hangi tatlı uykumuza kıydık?

- Filistin’deki bebekler canını feda ederken biz seccademize kaç damla gözyaşımızı kurban edebildik?

- Hani Müslümanlar kardeşti? Hani bir vücudun azaları gibiydi?

- Ne kadar diğerkâm olabildik?

- Müslümanların birleşmesi, dağınık olan alem-i İslâm’ın yekvücud olması için ne kadar yalvardık Rabb-ı Rahimimize?

Bütün bunları bugün sorgulamak durumundayız ve şu soruyu da kendimize sık sık sormalıyız:

“Gazze, kimin imtihanı? Yoksa bu imtihanın kaybedenleri bizler miyiz?”

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 38
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun