Ebu Talha Zeyd b. Sehl nasıl Müslüman oldu?

Tarih: 30.06.2011 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ebu Talha Zeyd b. Sehl (ra), Peygamber Efendimizin (sav) sevgi ve iltifatına mazhar olmuş sahabenin büyüklerindendir. 2286 hadis rivayet ederek en çok rivayette bulunan üçüncü sahabe olan Enes bin Malik’in üvey babasıdır. Enes’in annesi İslamiyet’i kabulüne vesile olmuştur.

Asıl adı Zeyd bin Sehl’dir. Ebu Talha künyesi ile tanınıp meşhur olmuştur. Hazrec kabilesinin Neccaroğulları koluna mensubiyetinden dolayı Hazrecî ve Neccarî nisbeleriyle de anılmıştır. Müslüman olduktan sonra, Bedir dahil tüm savaşlara katılmış ve özellikle Uhud Savaşı’nda çok büyük kahramanlık örneği sergilemiştir. Peygamber Efendimizi (sav) saldırılardan korumak için vücudunu siper yapmıştır. Risale-i Nur’da ismi zikredilmiş ve naklettiği bir hadis-i şerife yer verilmiştir. Tam künyesi Ebu Talha Zeyd bin Sehl bin el-Esved el-Ensarî şeklindedir.

Zeyd Medine’de doğdu. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Çocukluğu büyük bir zenginlik ve refah içinde geçti. Medine’nin zengin ailelerinden birine mensuptu. Her gün evlerinde şenlik ve eğlenceler düzenlenirdi. Diğer bir çok arkadaşı ve çevresindekiler gibi puta tapıyordu.

Evlilik yaşına geldiğinde, çevresinde evlenebileceği bir çok genç kız vardı. Ancak, o bunlardan hiçbirine yönelmedi. Zeyd, çevresindeki genç kızlardan biri yerine kocası yeni vefat etmiş bir kadınla evlenmek istedi. Ünlü sahabelerden biri olacak olan Enes bin Malik’in annesi, Hicretten evvel vefat eden Malik’in hanımı Ümmü Süleym ile evlenmek istedi.

Ümmü Süleym’e aracılar vasıtasıyla evlenme teklifinde bulundu. Ümmü Süleym bu teklife: 

“Senin gibisi reddolunmaz. Fakat sen müşriksin. Seninle evlenirsem bana tâbi olarak iman mı edersin, yoksa küfrünü gizleyerek mi yaşarsın? Zira ben, Allah’a ve Rasulü’ne iman etmiş bir kimseyim.” 

diye cevap verdi. Zeyd, putların kendisine ne zararı olduğunu sordu. Ümmü Süleym; putların kimseye, ne zarar ne de fayda verebildiğini, ateşe atılırsa yandığını, kayaya çarparsa dağıldığını, kendisi gibi asil bir efendinin bu oyuncaklara secde etmesinin yakışık almadığını söyledi.

Ebu Talha, düşünmek için süre ister. Birkaç gün sonra tekrar Ümmü Süleym’in yanına gelir. Aslında o, İslam’ı kabul edecektir; ama Ümmü Süleym’le evlenmek için ona verecek mehri yoktur. Bu onu çok düşündürmektedir. Ümmü Süleym ise Ebu Talha’nın içinde bulunduğu sıkıntıyı çok iyi anlar ve ona şunları söyler:

“Ey Ebu Talha! Ben senden para değil, Müslüman olmanı istiyorum. Senin ilah diye taptığın putun ateşe tutacak olsan yanıp kül olacağını bilmez misin? Eğer Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Hz. Muhammed (sav)’in onun elçisi olduğuna şehadet edersen, ben bunu mehir kabul edecek ve senden başka bir şey istemeyeceğim.”

İşte bu sözler Ebu Talha’yı değiştiren son cümleler olur. Yüzünde iman alametleri belirir ve kelime-i şehadet getirerek Müslüman olur.

Bu mübarek çift evlenirler ve Cenab-ı Hak onlara bir erkek çocuğu verir. İsmini Ümeyr koyarlar. Yavrucak, babası seferde iken vefat eder. Ebu Talha, seferden dönüşünde çocuğun durumunu sorar. “Rahatladı” cevabını alınca dünyalar onun olur. Sabah olduğunda Ebu Talha’ya, hanımı şöyle bir soru sorar:

“Sana biri emanet bir şey verse, istediği zaman vermek zoruna gider mi?”
“Hayır”
deyince,
“Senin oğlun da Allah’ın bir emaneti idi. Allah emanetini geri aldı.”
der.

 Anne şefkatiyle çocuğunu kaybetmekten dolayı yüreği yanan bu yüce kadın, bu şekilde hem acısını dağlıyor hem de kocasını teskin etmeye çalışıyordu.

Ümmü Süleym’in hayatı kahramanlıklarla doludur. Onu Uhud Savaşı’nda bir taraftan savaşırken diğer taraftan da su taşırken ve yaralıların tedavisi ile meşgul olurken görüyoruz. Mekke’nin fethinde de bulunan Ümmü Süleym, Huneyn Gazvesi’ne de bizzat katılmıştır. Onun hayatından alacağımız pek çok dersr vardır. O, Allah ve Rasulü’nün razı olacağı dolu dolu bir hayat yaşamıştır ve bunun neticesinde de Efendimiz’in:

“Bana cennet gösterildi. Orada Ebu Talha’nın hanımını gördüm.” (Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 106)

iltifatlarına mazhar olmuştur.

Zeyd, 621 yılında gerçekleşen Birinci Akabe Biatı’nda bulunarak kabilesini temsil etti. Hicretten sonra Medine halkı, maddi manevi her şeyleri ile hicret edenlere yardıma koştu. Ümmü Süleym ise oğlu Enes’i alıp kocası ile birlikte Peygamber Efendimizin (asm) huzuruna çıktı.

“Yâ Resûlallah! Biz de size, şu küçük oğlumuzu armağan ediyoruz. Lütfen kabul ve duâ buyurunuz. İnşaallah size hizmette kusur etmez." dediler.

Peygamber Efendimiz (sav) küçük Enes’i terbiyesine alıp yetiştirdi. Enes, Yüce Peygamber (sav)'in terbiyesinde büyüdü ve sahabenin büyükleri arasında yer aldı.

Zeyd’in, kısa bir süre sonra bir oğlu dünyaya geldi. Bu doğum eve büyük bir sevinç ve mutluluk getirdi. Bu arada Peygamber Efendimiz (sav) de bu mutlu yuvayı ziyaret etmekte kendilerini şereflendirmekteydi. Ancak, küçük çocuk hastalandı ve kısa süre sonra da vefat etti. Anne Ümmü Süleym, evladını yıkadı ve kefenledi. Üstüne bir bez örttü. Ev halkına, babası geldiğinde bir şey söylememelerini tembihledi. Zeyd akşam eve dönünce oğlunu sordu. Anne; o şimdi, daha sakin ve daha huzurlu bir halde bulunuyor, dedi. Kocası ile birlikte gelen misafirlere ikramda bulundu.

Ümmü Süleym, misafirlerin ayrılmasından sonra kocasına, emanet olarak bırakılan bir şey sahibi tarafından istenildiği zaman, emaneti yanında bulunduran kişinin itiraz etmemesi gerektiğini ifade edince, Zeyd de kendisini tasdik etti. Kendilerinin de böyle davranmaları gerektiğini belirtince Zeyd meraklandı; “Bir şey mi oldu?” diye sordu. Bunun üzerine, evlatlarının vefat ettiğini, Cenab-ı Hakk’ın kendilerine emaneten verdiğini geri aldığını belirtti. Evladının vefatından dolayı sarsılan Zeyd, yine de bunu sabırla karşıladı ve Cenab-ı Hakk’ın emrine rıza gösterdi. Bir süre sonra bir erkek çocukları daha dünyaya geldi.

Ebu Talha, Peygamber Efendimizin (sav) yanında azami ölçüde bulunmaya gayret gösterdi. Yapılan bütün savaş ve seferlere katıldı. Bedir Savaşı’nda ok atmada büyük bir maharet sahibi olduğunu sergiledi. Uhud Savaşı’nda ise kahramanlık ve cesaretiyle adından söz ettirdi. Vücudunu Peygamber Efendimize (sav) siper etti. “Canım canın için feda, yüzüm yüzün için kalkandır Ya Resulallah!” diyerek, bir taraftan savaşmaya diğer taraftan da gelebilecek hücumlara karşı Peygamber Efendimizi (sav) korumaya çalıştı. Daha sonra yapılan savaşlara da katıldı.

Hizmetin her çeşidinden geri kalmayan Ebu Talha, Peygamber Efendimizin (sav) kabrini kazdı. Rasûlüllah (sav) Efendimiz;

“Cenâb-ı Hak, peygamberlerin ruhunu, onların defnedilmesini istediği yerde kabzeder.”

buyurmuştu. Bundan dolayı son nefesini verdiği Hz. Aişe’nin (ra) odasında, mezarı Ebu Talha tarafından kazıldı. Bu büyük ayrılığa dayanamadığından diğer bazı sahabeler gibi Şam tarafına gitti ve uzun bir müddet orada kaldı. Hz. Ömer’in (ra) halifeliğinin sonuna doğru Medine’ye geri döndü ve köşesine çekildi. Hz. Ömer (ra) kendisine çok güvendiği için halifeyi seçmekle görevli Şura Meclisinin kapısında bekçilik yapma görevini ona tevdi etti. O da bu vazifeyi seve seve yaptı.

İlerlemiş yaşına rağmen Hz. Osman (ra) zamanında gerçekleşen Kıbrıs Seferine katıldı. Oğulları gitmemesi için ısrar ettilerse de ikna edemediler. Henüz Kıbrıs’a ulaşmadan gemide vefat etti (654/5). Uzun süre kara görünmediğinden naaşı defnedilemedi. Üzerinden yedi gün geçmesine rağmen cesedinde herhangi bir bozulma meydana gelmedi.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun