Bazı ayetlere aykırı gerçekler mi var?

Tarih: 28.11.2020 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

​1. Cihad edenleri ve sabredenleri belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya koyuncaya kadar sizi deneyeceğiz. (Muhammed 31) Ayetteki durumlarınızı ortaya koyma nasıl anlaşılmalı? Bazıları ortaya konulmuyor gizleniyor nasıl anlaşılmalı?
2. “Eğer sabreder ve takvalı olursanız, onların hileleri size bir zarar vermez. (Ali İmran 120) Ayet böyle diyor, ancak bazen hileleri zarar veriyor nasıl anlamalıyız? Mesela peygamber eziyetleri var
3. Kuran kafirlerin nefretini artırır, ancak bazıların artırmıyor bazıları ayrı mı? Nasıl anlamalıyız?
4. Her şey kendi diliyle Hakk’ı tesbih eder ama ayette belirtildiği gibi insanlar bunu anlayamazlar. (İsra, 44) Ama bazı insanlar dil ile tesbih eder ve biz onların teşbihini anlarız. O zaman ayeti nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ayetlere aykırı gerçekler olmaz. Zira ayetler Allah'ın kelamıdır, evren ve içindeki her şey Onun yarattıklarıdır. Şu halde her ikisi de Allah'ın olduğuna göre, ikisi arasında bir çelişkiden söz edilemez.

1. İki kişiden hangisinin çalışkan hangisinin tembel olduğunu test etmek için ikisine de bir iş verilir, İşinde başarılı olanın çalışkan; başarısız olanın ise tembel olduğu anlaşılır. 

İlgili ayette cihad işi hedefe konulmuştur. Cihad edip sabreden kimsenin başarılı olduğu, bunu yapmayanın başarısız olduğu kabul edilir. 

Allah kimin başarılı kimin başarısız olacağını ezeli ilmiyle bilmektedir. Fakat adaletin tahakkuk etmesi için, pratikte bunun sonucunu görmek ve göstermek ister. Onun için değerlendirmelerinde pratikteki uygulamalara bakar.

2. “Eğer sabreder ve takvalı olursanız, onların hileleri size bir zarar vermez.” mealindeki ayette bir irşat üslubu kullanılmıştır. Düşmanların şerrinden korunmanın en etkili yolu, sabretmekten ve Allah’a karşı saygılı olmaktan geçtiği belirtilmiştir. (İbn Kesir, ilgili yer)

“Onların hileleri size bir zarar vermez” ifadesinin anlamı, “Siz düşmandan gelen bir zarara iltifat etmezsiniz, ümitsizliğe düşmezsiniz, o gelen darbelerin etkisiyle gevşeklik göstermezsiniz,..” şeklindedir. (Mehasinu’t-Tevil, ilgili yer)

Bununla beraber, ayetteki sabır, düşmanların verdiği küçük eziyet ve sıkıntılara karşı gösterilen sabırdır. Takva/korunmak ise, düşmanın tuzak ve hilelerinden korunmayı ifade etmektedir. Böyle yapıldığı takdirde “düşmanlar, küçük çapta eziyet verseler bile büyük çapta zarar vermezler.” Yani az eziyete karşı sabır gösterip gereken korunma tedbirlerini alırlarsa düşmanların daha büyük olan eziyetlerinden muhafaza olunurlar. Büyük eziyet ve sıkıntılardan korunmak için küçük eziyetlere karşı sabır göstermek gerekir.

Al-i İmran suresinin 111. ayetinde yer alan “Onlar size eziyetten başka asla zarar vermezler” mealindeki ifadede düşmanlardan eziyetin geleceği, fakat zararın gelmeyeceğine işaret edilmiştir. Çünkü, eziyet küçük sıkıntılardır. Zarar ise elem verici büyü sıkıntılardır. (bk. İbn Aşur, ilgili yer)

Ayrıca denilebilir ki: “takva ve sabrın” dereceleri vardır. Allah’a karşı saygılı olmanın dereceleri olduğu gibi, sıkıntılar karşısında sabretmenin de dereceleri vardır. Bu gibi ayetlerde müminlere sabretmenin ve takva sahibi olmanın güzellikleri ders verilmiştir.

Bir irşat üslubu içerisinde her müminin kendi çapında sabırlı ve takvalı olmasını sağlamaya yönelik olarak bu üslup tercih edilmiştir.

Ancak sabır ve takvanın ayette belirtilen fonksiyonunu icra etmesi için Allah katında “en yüksek dereceleri” kastedilmiş olabilir. Bu sebeple, ayetin zahiri ifadesine ters düşen olaylar, “o kastedilen yüksek dereceye ulaşılamayan yerler için” geçerlidir. Yani müminlerin başına gelen her türlü sıkıntı, ilahi değerlendirmede esas alınan sabır ve takvanın derecesine ulaşılamadığı için söz konusudur. Hatta Hz. Peygamberin (asm) gördüğü eziyetlerin sebebi de müminlerin yanlış tutumları ve eksik sabırları olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir.

Özetle, ayette ifade edilen sabır ve takvanın Allah’ın nezdindeki değer ölçüsü kaybedildiğinde, pratikte gördüğümüz sıkıntılar baş gösterir. Dolayısıyla bu sıkıntıların varlığı ayetin ifadesiyle çelişmez.

3. Konuyla ilgili bir ayetin meali şöyledir: 

“İyice düşünmeleri için bu Kuran’da ayrıntılı açıklamalar yaptık. Ama bu, sadece onların nefretini (haktan uzaklaşmalarını) arttırdı.” (İsra, 17/41)

“Bazı kâfirlerin nefretini artırmaz” şeklinde bir ifade bulamadık.

4. İlgili ayetin meali şöyledir:

“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder; O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlamıyorsunuz. O halimdir, bağışlayıcıdır.” (İsra, 17/44).

Tefsirlerde ayetteki tesbih kavramı açıklanırken tesbihin iki şeklinin bulunduğu belirtilir:

Dil ile tesbih, hal ile tesbih.

Dil ile tesbih, kulun Allah’ı her türlü eksiklikten tenzih ederek zatı, sıfatları ve fiilleriyle insan zihninin düşünebileceği bütün mükemmellik özelliklerine sahip olduğunu dile getirmesi, Allah’ı hep böyle bilip böyle anmasıdır.

Hal ile tesbih ise insanın imanı, ibadeti, ahlakı, genel olarak her türlü tutum ve davranışlarıyla Allah’ın birliğine, eksiksiz ve kusursuz olduğuna inandığını göstermesi, yasalarına boyun eğmesi, amelinin imanına şahitlik etmesidir.

Bu belirtilenler, Ragıb el-İsfahânî’nin iradî dediği tesbih olup şuurlu ve iradeli varlıklara mahsustur. (el-Müfredât, “sbh”, “scd” md.leri)

Bir de konumuz olan ayetin üzerinde durduğu, bütün varlıkların Cenab-ı Hakk’ı tesbih etmesi vardır. Müfessirlere göre bu da iki çeşittir:

1. Dil ile tesbih. Her şey kendi diliyle Hakk’ı tesbih eder ama ayette belirtildiği gibi insanlar bunu anlamıyorlar.

2. Hal ile tesbih. Evrendeki varlık ve olayların var oluş ve işleyişini gerçekleştiren ilahî yasalara bütün kainat mutlak bir zorunlulukla boyun eğmekte, bu suretle yaratanı tesbih etmektedir. Bu anlamda müminiyle münkiriyle bütün insanlar da Allah’ı tesbih ederler, varlığına tanıklık ederler.

Özetle zerreden küreye, galaksilerden hidrojen çekirdeğinin etrafında saniyede 2000 km. hızla dönen elektrona kadar evrendeki her şey Allah’ın mutlak düzeni içinde işlemekte, O’nu tesbih etmekte, O’nun varlığına, birliğine kudret ve hikmetine tanıklık etmektedir. (bk. Kur’an Yolu, ilgili ayetin tefsiri)

Demek ki, ayette özellikle vurgulanan husus bütün varlıkların tesbih etmesidir. “Fakat siz onların tesbihini anlamıyosunuz” mealindeki ayetin ifadesi, iki varlığı barındırmaktadır. Biri, tesbih eden varlıklar. Diğeri bu tesbihleri anlamayan insanlar.

Burada insanların tesbihi söz konusu değildir. Bu sebeple sorudaki itiraz geçerli olmaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun