Peygamberimiz Hz. Muhammed (asv), Hz. Muaz’a, Allah’a şirk koşmayanların cennete gireceğini müjdelemiş, bunu kimseye söylememesini istemiş. Hz. Muaz’ın daha sonra bunu söylemesini nasıl anlamalıyız?

Tarih: 17.05.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ebu Hureyre anlatıyor: Muaz b. Cebel Resulullah’ın terkisinde iken, ona,

“Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir?” diye sordu. Muaz,

“Allah ve Resulü bilir.” diyerek cevap verdi. Resulullah (a.s.m),

“Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, O’na ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi ona ortak koşmamalarıdır.” diye buyurdu. Sonra,

“Allah’a ibadet edip ona bir şey ortak koşmayan kulların O’nun üzerindeki haklarını ne olduğunu bilir misin?” diye sordu, Muaz yine,

“Allah ve Resulü bilir.” karşılığını verdi.

“Onların Allah üzerindeki hakkı onları cennete koymasıdır.” diye buyurdu. Bunun üzerine Muaz,

“Ya Resulellah! İnsanlara gidip bunu müjdeleyeyim mi?” diye sorunca,

“Hayır! Bırak amel işlesinler.” buyurdu.(bk. Mecmau’z-zevaid, 1/50).

Bezzar’ın rivayet ettiği bu hadisi Heysemî sahih olarak değerlendirmiştir.

Hz. Muaz, Resulullah’ın “Hayır! Bırak amel işlesinler.” sözünü kesin bir emir olarak algılamamıştır. Aslında ifade tarzında da kesin bir yasaklamadan çok yumuşak bir üslup söz konusudur. Kaldı ki, Allah’a hiçbir şey ortak koşmamak ve ona kulluk etmek çok geniş kapsamlı bir ifadedir. Bunları yapan dörtdörtlük bir mümin demektir ki, gideceği yer herhalde cennet olacaktır. Böyle veciz -ama manası itibariyle alabildiğine geniş- hakîmâne bir nebevî ifadeyi ümitleri kamçılayan bir irşat üslubu olarak telakki etmek gerekir. 

Benzer bir hadis rivayeti de şöyledir: 

Ahmed b. Hanbel’in yaptığı rivayete göre, Muaz b. Cebel ölüm döşeğinde iken,

“İnsanları çağırın yanıma gelsinler!..” dedi. İnsanlar yanına gidince şöyle dedi: Resulullah’tan şunları duydum:

“Kim Allah’a hiçbir şey ortak koşmadan onun huzuruna varırsa, onu cennete koyacaktır.” Sonra şunları ekledi:

“Ben ölüm döşeğinde olmasaydım, size bunu anlatmazdım. Bu dediklerimin bir şahidi de Ebu’d-Derda’dır.”  Bunun üzerine insanlar Ebu’d-Derda’nın yanına gittiler. O da:

“Kardeşim doğru söylemiştir. Ölüm döşeğinde olmasaydı bunu size anlatmazdı.” dedi.

Haysemî bu hadisin de sahih olduğunu söylemiştir.(bk. Zevaid,1/16).

Muâz İbni Cebel (ra) Resûlullah (asv)’ın terkisine binme ve ondan özel bazı bilgiler edinme imkân ve şerefine nâil olan sahâbîlerdendir. Bazı rivayetlerde belirtildiğine göre Ufeyr adındaki merkebin üzerinde bulunuyorlarmış. Resûlullah (asv), terkisine aldığı sahâbîlerine yolda giderlerken bir şeyler öğretirdi. Bu kez de Hz. Muâz’a “Allah’ın, kullar; kulların da Allah üzerindeki hakkının ne olduğunu” öğretmiştir.

Kulların yalnızca Allah’a kulluk edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaları Allah’ın kullar üzerindeki hakkıdır. Bu, kullar üzerine vâcip ve lâzım bir haktır. Kulların böyle davranmaları halinde Allah Teâlâ’ya vâcip olmaksızın lâyık olan da onlara azâb etmemesidir. Çünkü bizim inancımıza göre hiçbir şey Allah’a vâcip değildir. Yani kimse onu bir şeye mecbur ve mahkûm edemez.

Hz. Muâz’ın, bu büyük müjdeyi, halka duyurmak için istediği izni, Efendimiz (asv), “Ona güvenip kendilerine düşen görevlerini ihmal ederler.” gerekçesiyle vermemekle beraber, daha sonraki bazı gelişmeler üzerine Muâz bu olayı haber vermek zorunda kalmıştır. Burada Muâz’ın, bir yasağı çiğnemesi söz konusu değildir. O zamanlar henüz Müslüman olmuş bazı kimselerin bu işi yanlış anlaması endişesi vardı. İslâm, gönüllere iyice yerleştikten sonra, bir gerçeğin gizlenmemesi, bir bilginin zayi’ olmaması için bu olay duyurulmuş ve çok da güzel olmuştur.

Burada Peygamberimiz (asv)’in “Bu müjdeye güvenip görevlerini ihmal ederler” uyarısına paralel olarak, tarih içinde olduğu gibi günümüzde de bazı kendini bilmez kimselerin, “ermiş” olduklarını, şeriatı aşıp hakikate ulaştıklarını iddia ederek ibadet etmeleri gerekmediğini söylemeleri akla gelmektedir. Halbuki İslâm’ın emir ve yasakları herkes için geçerli ve gerekli olduğu gibi, kulluk yapmaktan muaf tek kişi de söz konusu değildir. İslâm dışı Müslümanlık iddiaları sadece bir aldatmacadır. İbadet kaçkınları ve kulluk yılgınlarının bu tür aldatmacalarına asla kapılmamak ve itibar etmemek gerekir. Bir muâfiyet söz konusu olsaydı, herhalde bu, Hz. Peygamber (asv) için olurdu. O da olmadığına göre, bu kendini ermiş sananlara, bu ibâhiyye kalıntılarına ne oluyor?

Kul için ümit, kulluk görevinin mümkün olduğunca yerine getirilmesinden sonra bir anlam ifade eder. Kulluk dışında kalarak, Allah kullarına ait ümidi paylaşmaya kalkışmak kimseye bir şey kazandırmaz.

Buna göre:

1. Hz. Peygamber (asv) pek mütevâzi idi. Her fırsatta ashâb ve ümmetini bilgilendirirdi.

2. Şirkten uzak durup kulluk görevini yerine getiren Müslümanlara Allah azâb etmeyecektir.

3.
Ümit yüklü müjdelere güvenerek, asıl görevimiz olan kulluğu ve güzel işleri aksatmamak gerekir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun