Yalancı ve sahte ihram kul hakkı mı?”
Daha hızlı ve feyizli tavaf yapmak için, mataf alanında yalancı ihram giymek caiz mi, hükmü nedir? Kabe-i muazzamayı yakından görmek ve efendimizin 50 tavaf yapan annesinden doğmuş gibi günahsız olur hadisine mazhar olmak daha hızlı tavaf yapmak için zemin kata umre niyetiyle değil de tavaf niyetiyle ihramla girmek caiz mi? Böyle bir durumda, Umreye niyet etmediğim halde, sadece daha çok tavaf yapmak için ihramlı görünmek için ihrama girip Kabe’nin yanında tavaf yapmak caiz mi, yalana girer mi, kul hakkı olur mu?
Bu üç sorumda da ayrı ayrıç cevap verirseniz memnun olurum.
Değerli kardeşimiz,
Bu mesele, umre yapmadığı günlerde nafile tavaf yapmak isteyen kardeşlerimizi ilgilendirmektedir.
Nafile tavaf, Mekke’de hac ve umre dışında yapılan fazladan tavaftır ve faziletli bir ibadettir. Ancak nafile bir ibadetin faziletine ulaşmak için kuralları hileyle aşmak, görevlileri yanıltmak veya başkalarına tahsis edilmiş bir imkândan yararlanmak doğru değildir.
Burada üç soruyu birbirinden ayırmak gerekir:
1. Umreye niyet etmeden sadece nafile tavaf için ihram elbisesi giymek caiz midir?
Evet, caizdir. Erkek, mahrem yerlerini örtecek şekilde iki parça havluya benzer ihram elbisesi giyerek nafile tavaf yapabilir. Çünkü sadece bu elbiseyi giymek, kişiyi şer‘î anlamda ihrama sokmaz. İhram, hac veya umre niyetiyle girilen özel bir ibadet hâlidir.
Dolayısıyla kişi gerçekten nafile tavaf yapmak amacıyla bu kıyafeti giyiyor, yalan söylemiyor ve kendisine izin verilen yerde tavaf ediyorsa, bu kıyafeti giymesinin tek başına bir sakıncası yoktur.
2. Umreye niyet etmediği hâlde, sadece zemin katta ve Kâbe’ye daha yakın tavaf yapabilmek için kendisini ihramlı umreci gibi göstermek caiz midir?
Hayır, caiz değildir.
Burada mesele artık ihram elbisesi giymek değildir; görevlileri yanıltarak kendisine tahsis edilmeyen bir alana girmektir.
Kişi gerçekte umre yapmadığı hâlde ihramlı görünerek, “Bu kişi umre yapıyor ve bu alana girme hakkına sahip” şeklinde bir izlenim oluşturuyorsa, bilerek yanlış bir görüntü vermiş olur. Bu da aldatma ve yalan kapsamına girer.
Hele bunu, “Daha hızlı tavaf ederim, Kâbe’ye daha yakın olurum ve daha çok sevap kazanırım” düşüncesiyle yapmak, bu davranışı meşru hâle getirmez.
Çok tavaf etmek, hileyle elde edilen bir imkânı helâl hâle getirmez.
Yapılan nafile tavafın kendi başına sahih olması mümkün olsa bile, tavaf alanına girmek için yapılan yalan ve hile ayrıca değerlendirilir. İbadetin sahih olması, işlenen ayrı bir günahı ortadan kaldırmaz.
3. Bu davranış kul hakkı olur mu?
Eğer kişi kendisine ayrılmayan bir alanı görevlileri yanıltarak kullanıyor ve bunun sonucunda gerçekten umre yapanların hakkını, rahatlığını veya tavaf düzenini etkiliyorsa, kul hakkı boyutu açıkça ortaya çıkar.
Fakat kimse fiilen zarar görmemiş olsa bile, yetkililerin koyduğu meşru düzenlemeyi bilerek kandırarak aşmak yine doğru değildir. Müslüman, ibadetini hileyle elde ettiği bir kolaylık üzerine bina etmemelidir.
Burada şu ayrımı unutmamak gerekir:
Tavafın sahih olması başka, kişinin tavaf alanına girerken yaptığı yanlış davranış başka bir meseledir.
Bir kimsenin yaptığı nafile tavaf sahih olsa bile, giriş sırasında yalan söylemiş veya hile yapmışsa, bu ayrı günahı ortadan kalkmış olmaz.
Daha çok sevap kazanma düşüncesi de bizi yanlışa götürmemeli
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir husus var: “Daha çok sevap kazanırım” düşüncesi bizi yanlış bir yola sevk etmemelidir.
Sevabı verecek olan Allah’tır. Bizim görevimiz, ibadeti O’nun rızasına uygun şekilde yerine getirmektir.
Kâbe’ye daha yakın olmak veya daha hızlı tavaf etmek güzel görünebilir. Fakat Allah’ın kullarına kolaylık sağlamak, başkalarının hakkını gözetmek, dürüst davranmak ve gerektiğinde başkasını kendimize tercih etmek de başlı başına birer ibadettir.
Hatta insan, kendisine ayrılan yerde daha zor şartlarda tavaf ederek daha uzun süre ibadet halinde kalabilir. Daha hızlı ve rahat tavaf etmek yerine, meşru sınırlar içerisinde daha fazla zaman ayırarak yapılan tavafın Allah katında daha faziletli olması da mümkündür. Bunun ölçüsünü biz değil, sevabı verecek olan Allah bilir.
Üstelik nafile ibadette yalnızca kaç tavaf yaptığımıza değil, Allah’a ibadet ederek geçirdiğimiz zamana da bakmalıyız. Tavaf için bir saat ayırmışsak ve bu süreyi sabırla, zikrederek ve Allah’ın rızasını gözeterek geçiriyorsak, o zamanın tamamı bizim için ibadet ve sevap vesilesidir.
Bu sebeple, “Aşağıda daha hızlı tavaf ederim; böylece daha fazla tavaf yapar ve daha çok sevap kazanırım” düşüncesiyle kuralları aşmaya hiç gerek yoktur.
Belki de umre yapanlara ayrılan alanı kullanmayıp daha zor olan yerde sabırla tavaf etmek; dürüstlük, kul hakkına riayet ve başkasını kendine tercih etmek bakımından Allah katında daha değerli olacaktır.
Bütün bunları düşündüğümüzde en güzel yol açıktır:
Yalana ve hileye başvurmadan, başkasının hakkına riayet ederek, bize ayrılan yerde ve bize tanınan imkanlar içerisinde ibadetimizi yapalım.
Böylece hem yalan ve hileden uzak durmuş hem kul hakkını gözetmiş hem de ibadet için ayırdığımız bütün zamanı değerlendirmiş oluruz. Üstelik daha çok sevap kazanıp kazanmadığımızı da Allah’a bırakmış oluruz.
Çünkü sevabı belirleyen yalnızca bizim hesabımız değildir; sevabı verecek olan Allah’tır. Bize düşen ise O’nun rızasını aramak, samimi olmak ve kullarının hakkına riayet etmektir.
Görevlileri kandırmak mümkün olabilir; fakat Ev Sahibinin bizi görmediğini düşünmeyin. Allah Teâlâ her şeyi görmektedir.
Nafile tavafın sevabını kazanmak isterken yalan, hile ve kul hakkı ile sevabınızı zedelemeyin.
“Daha çok ibadet edeyim” derken başka bir Müslümanın ibadetini zorlaştırmayalım. Kâbe’nin yanında yapılan tavaf kadar, o tavafı hangi ahlakla yaptığımız da önemlidir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet