Kur'an-ı Kerim'e göre şefaat var mı? Zümer, 39/43, 44 ve Bakara, 2/255. âyetler bağlamında şefaat etme izni hakkında bilgi verir misiniz?

Tarih: 07.08.2006 - 11:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

Zümer sûresinin 43 ve 44. âyetlerinde şefaatin sadece Allah'ta olduğu yazılıdır.Ama Bakara sûresi 255'de ise "Allah'ın izin verdiğinden başkası şefaat edemez" der. Yani başkaları da şefaat edebiliyor. Bunun açıklaması ne olabilir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Âyetler arasında çelişki yoktur. Her ikisinde de şefaatin Allah'ın iznine bağlı olduğu, Allah'ın dışında putlar vb. gibi şeylerden yardım ve şefaat beklenemeyeceği vurgulanmıştır. Bilindiği gibi müşrikler putları, Allah ile insanlar arasında bir aracı ve şefaatçi olarak kabul ediyorlardı. Halbuki Allah putlara şefaat etme izni vermemiştir. Âyetin açıkladığı budur. Bu mana Bakara sûresinde açık bir şekilde açıklanmıştır.

Zümer suresinde ilgili âyetlerin açıklaması şöyledir:

Bütün bu uyarılara karşı müşriklerin yegane tutundukları tutamak şefaat davası olduğu için buyuruluyor ki: Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? Allah'a karşı yalan söyleyen,

"Biz onlara ancak bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." (Zümer, 39/3)

diyen, Allah çocuk edindi diyen o müşriklere

"De ki: Onlar hiçbir şeye güç yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi (böyle yapacaksınız)?" (Zümer, 39/43)

Bu önce putların şefaati davasını iptaldir. Diğerleri hakkında da şöyle buyuruluyor: Bütün şefaat Allah içindir. Onun da sahibi O'dur. O'nun izni olmaksızın huzurunda kimse şefaat edemez. Şefaat izni verilenler de hep O'nun rızasını düşünerek şefaat edebilirler. Çünkü "Göklerin ve yerin mülkü O'nundur..."

Şefaat dediğimiz hadiseyi, Cenab-ı Hak Peygamberimize  (asm) başta olmak üzere tüm enbiyaya, melaikeye, Allah’ın sevgili kulları olan velilere, şehitlere ve küçük yaşta vefat eden masum çocuklara vermiştir.

Fakat şefaat denilince, Allah’ın cennete koymak istediği kişileri Allah’ın sevdiği kişilerin eliyle ve şefaatiyle yaptırmak irade eder. Burada Allah’ın istemediği ve sevmediği veya kurtulmaya hak kazanamayan kişileri hiç kimse yine kurtaramayacaktır.

Dolayısıyla şefaate hak kazanan kişilerin yine Allah’ın rızasını kazanan kişilerdir. Yoksa kafir ve müşrik gibi dünyada Allah’ı razı etmemiş kişiler şefaate istihkak kesp etmeyecektir.

Bakara suresindeki ilgili âyetin açıklaması:

KAYYUM kıyamdan «fey'ul» vezninde (kalıbında) bir sıgai mübalağadır ki, kendi kaim ve diğerlerini mükim ve mukavvim demektir. Ve bunda kıyamı eşyanın kıyamı ilâhîde fanî olduğuna lâfzan dahi bir îma vardır. İbni Sina bunun vacibü-l vücud mefhumuna müsavi olduğunu söylemiş ise de bunda vacibü-l vücud mefhumunun kendinden başka lâzımı olan mucid ve müdebbiri, kül gibi diğer kemal mefhumlarının hepsi de mantıkan dahildir. Âyetin maba'di bunun beyanıdır. Ve bu isimlerin ismi a'zam olduğu da söylenmiştir. O öyle bir hayyi kayyumdur ki (لَا تَاْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ) onu ne gaflet basar, ne uyku, daima alîm, daima habîrdir. (لَهُ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ) Semavat-ü Arzda: yukarılarda, aşağıda ne varsa onun, görünür görünmez bütün mükevvenat onun mülkidir, ılleti kül o, gayei kül o, maliki kül o, Allahın milki olan bu mahlûkattan

(مَنْ ذَا الَّذى يَشْفَعُ عِنْدَهُ اِلَّا بِاِذْنِه) kimin haddi ki Allah'ın izni olmaksızın huzurı kibriyada şefaat edebilsin, bu halde hangi budaladır ki Allah'ın emri olmadan bunların birinden şefaat dilenebilsin. Çünkü (يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْديهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ) Allah yukarıların aşağıların, önlerindekini ve arkalarındakini, geçmişlerini, geleceklerini, bildiklerini ve bilmediklerini bilir, onun ilminden gizli hiç bir şey yoktur. (وَلَا يُحيطُونَ بِشَىْءٍ مِنْ عِلْمِه) bunlar ise onun ma'lûmatından hiç birini ihata edemezler (اِلَّا بِمَا شَاءَ) ancak dilediği kadarını kavrayabilirler. 

Binaenaleyh bizzat onun izn-ü emri olmadıkça, herkes başından korkmadan nasıl şefaate kalkabilir. Herhangi bir şeyde velev cüz'î bir tasarrufa kimin salâhiyeti olabilir, meğer ki onun izn-ü emrini almış sevgililerinden olsun.

Ma'lûm ki şefaat hurmetli birinin madununda bir diğeri hisabına reca ve niyaz ile yardım ederek ona inzımam etmesi demektir ki bu bir meçhulü i'lâm veya bir arzuyu izhar ile bir tesahub manasını tazammun eder. Bunu da kendini ve haysiyyetini bilen ve meşfua meşfu' minhten ziyade bir alâkası bulunan ve mazarrat celbetmiyeceğinden emin olan kimseler yapabilir. Halbuki mülki ilâhî olan şu mahlûkattan herhangi birine Allah'dan ziyade tesahub etmeğe ve ona bilgiçlik satmıya ve ilerisini gerisini temamen idrak etmeden ve önünü ardını saymadan huzurı ilâhîde kendine bir paye verib de şefaate kalkışmak gerek şefi' ve gerek meşfu' için ne kadar tehlükelidir.

Eğer Allah bildirmemiş ise şefaat edecek olanın hali şefaat edilecek olandan daha ziyade endişeye şayan olmadığı nereden ma'lûm olur. Bu hâl içinde velevse Melâike ve Enbiyadan olsun kimdir o, ki izn-ü ıkdarı ilâhî olmadan önünü ardını saymayıb Allah'ın kullarına Allah'dan ziyade tesahub etmek salâhiyetini kendinde görsün de şefaate cür'et edebilsin. Meğer ki Cenabı Hak dilesin, hususî veya umumî şefaate iradei ilâhiye sadır olsun da kendilerine bildirilmiş bulunsun.

Demek ki, kibriyayi ilâhîden şefaat umulamaz değildir, fakat o da herkesten evvel onun kendi yedindedir. Ve onun izn-ü emrile cereyan edebilir. O zaman babı şefaat açılır ve şefaate me'zun olanlar kendi dilediklerine değil yine Allah'ın dilediklerine şefaat imkânını bulabilir. Bundan anlaşılır ki evvelâ hak tanımıyan Allah düşmanlarının kendilerine şefaat etmesi melhuz bir Allah dostu bulabilmelerine, kezalik müşriklerin putları gibi ilim şanından olmıyanların şefi' olabilmelerine asla ihtimal yoktur, sonra me'zun olabilecek her şefiin hududı şefaati de indi ilâhîdeki derecesi ve o nisbette mazhar olabileceği izn-ü ıkdarın şumulile mütenasib olabilecektir. Binaenaleyh evvel-ü ahır izin çıktığı zaman, en umumî surette sahib şefaat balâda makamatı mürselîn hakkındaki beyanı ilâhîden müsteban olduğu üzere, hepsinin fevkında sahib derecat olan efdali rüsül olabilecektir, bu babdaki nüsusa nazaran Cenab-ı Allah ona şefaat için istizan salâhiyetini de bahşetmiş ve en yüksek makamı risalet makamı şefaati uzmâ olmuştur.

(bk. Elmalılı M. Hamdi YAZIR, Hak Dini Kur'an Dili)

İlave bilgi için tıklayınız:

- Hesap gününde mizanında kötülükleri ağır gelen mümin kişi, şefaate nail olabilir mi?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun