Peygamberimiz (sav) ve mucizeleri

Aziz ve muhterem Müslümanlar!

Hutbemiz, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (sav) Allah Resulü olduğunu gösteren mucizelerine dairdir.

Şu kâinatın sahibi, insanların içinden her bakımdan en mükemmel ve kabiliyetli, en yüksek ahlâklı bir zât-ı âlîşan olan âhirzaman peygamberi Hz. Muhammed'i (sav) resul ve ebedî rehber yapıp âlemlere rahmet olarak göndermiştir.

40 yaşında kendisine risâlet vazifesi verilince, Allah'ın elçisi ebedî saadetin habercisi olduğunu haber vermiştir.

Bu büyük dâvaya delil istenilince Kur'ân-ı Kerîm gibi bir fermanı göstermiş, 1000 kadar mucize fevkalâde delillerle nübüvvetini ispat etmiştir.

O mucizeler o kadar kat'îdir ki, o zamanın inatçı kâfirleri dahi mucizelerin vuku ve vücutlarını inkâr edemediler.

Mucizeler peygamberin Allah elçisi olduğunu gösteren nişanlardır.

Peygamber olmayan mucize gösteremez. Başka insanlar ne kadar âlim ve akıllı da olsalar mucize göstermekten âcizdirler.

Mucize Allah tarafından O'nun dâvasına bir tasdiktir.

En büyük ve ebedî mucize olan Kur'ân'da "Muhammedü'r-Resûlullah", yâni "Muhammed Allah'ın Resulüdür. Her sözü ve hareketi doğrudur. O'na uyunuz! O'nu size rahmetimi müjdelemek ve azabımla korkutmak için şahit, rehber ve imam olarak ben gönderdim" buyurulmaktadır.

Sevgili Peygamberimiz (sav) risâletini ilân edip buyurmuş ki:

"Ben şu kâinat Halikının meb'ûsuyum. Delilim de şudur ki:
Müstemir âdetini (değişmeyen kanunlarını) benim duâ ve iltimasımla değiştirecek. İşte parmaklarıma bakınız! 5 musluklu bir çeşme gibi akıttırrıyor. Kamere bakınız! Bir parmağımın işaretiyle iki parça ediyor. Şu ağaca bakınız! Beni tasdik için yanıma geliyor, şehadet ediyor. Şu bir parça taama bakınız! İki üç adama ancak kâfi geldiği halde, işte 200 - 300 adamı tok ediyor."

Aziz mü'minler!

Resûl-i Ekrem'in (sav) bütün hareketleri doğruluğunu ve ciddiyetini ispat etmektedir.

Allah Resulü olduğunu ispat eden deliller binlercedir.

Bir kısım insanlar yalnız simasını görmekle "Şu simada yalan yok, şu yüzde hile olamaz!" diyerek îmana gelmişlerdir.

O'nun mucizeleri çok çeşitlidir. Risaleti umumî olduğu için envâ-ı kâinattan birer mucizeye mazhardır.

Sultan-ı kâinatın en büyük elçisi dünyaya teşrif edince herşey O'na "Merhaba! Hoşgeldin ey şanlı Nebî!" dediler.

Peygamberliğini ilân edip sonsuz bir hayat ve saadet müjdesi verince bütün mahlûkat O'nu alkışlamışlardır.

Pekçok mucizelerinden birkaç misal vermek gerekirse, en büyük ve ebedî mucizesi Kur'ân-ı Kerîm'dir.

14 asırdan beri kimse onun bir harfini değiştirememiştir. Allah'ın kitabı, Resûlü'nün ebedî mûcizesidir.

Dertlerin devası, hastalıkların şifası, her müşkilin hal çâresidir. Kur'ân'ı görüp îman etmeyen, akıl hastasıdır.

Bir defasında iki kişilik yemek üzerine duâ etti, 300 kişi yediler ve doydular. Hiç el sürülmemiş gibi kaldı.

Ordu susuz kaldığı bir günde 10 parmağından 10 musluk gibi su akmış, su ihtiyacı mu'cize olarak karşılanmıştır. Et ve kemikten su akmasına bir ordu şahit olmuştur.

Ağaç huzuruna gelip "Esselâmü aleyke yâ Resûlallah!" dedi, nübüvvetini tasdik eyledi.

Ağaçların, taşların tanıyıp itaat ettiği bir peygamberi tanımayan, itaat etmeyen insanlara yazıklar olsun!

Resûl-i Ekrem'in (sav) duâsıyla ve nefes-i mübârekiyle meydana gelen mucizelerinden birkaç misal vererek bu uzun dersi kısa keselim:

Uhud harbinde Katâde ibn-i Nu'mân'ın gözüne bir ok isabet etmiş, gözünü çıkarıp yüzünün üstüne indirmişti.

Resûl-i Ekrem (sav) mübarek şifalı eliyle onun gözünü aldı, eski yuvasına yerleştirdi.

İki gözünden en güzeli olarak hiçbirşey olmamış gibi şifa buldu.

Hayber gazâsmda Hz. Ali'yi (ra) bayraktar tâyin ettiği halde Aliyy-i Hayderî'nin gözleri hasta ve çok ağrıyordu. En tesirli bir göz ilacı gibi mübarek tükürüğünü gözüne sürdüğü dakikada şifa bularak hiçbirşey kalmadı.

Birgün huzura bir âmâ geldi. "Gözlerimin açılması için duâ et!" dedi.

Efendimiz ferman etti:

"Git, abdest al! İki rek'at namaz kıl! Sonra şöyle duâ et: Allahım! Habibin hürmetine, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Hz. Muhammed'in (sav) şefaatine sana teveccüh ediyorum! Gözlerimi aç!' de!"

O adam gitti, öyle yaptı, gözleri açıldı.

Bedir gazasında Muavviz İbn-i Afrâ'nın (ra) Ebû Cehil laîn tarafından bir eli kesilmişti.

Öteki eliyle elini tutup Resûl-i Ekrem'in (sav) yanına geldi.

Allah Resulü onun elini yerine yapıştırdı. İlaç olarak tükürüğünü ona sürdü. Birden şifa buldu, yine harbe gitti. Şehit oluncaya kadar harbetti.

Aliyyi'bni'l-Hakem'in Hendek gazasında ayağı kırıldı. Resûl-i Ekrem (sav) meshetti, dakikasında öyle şifâ buldu ki, atından inmedi.

Nakl-i sahihle Hz. İbn-i Abbas (ra) demiş ki:

"Resûl-i Ekrem'e (sav) mecnun bir çocuk getirildi. Mübarek elini onun göğsüne koydu. Birden çocuk istifra etti. İçinden küçük hıyar kadar siyah birşey çıktı. Çocuk şifa bulup gitti."

Dili var fakat konuşamayan büyükçe bir çocuk Resûl-i Ekrem'in (sav) yanına geldi. Efendimiz çocuğa sordu:

"Ben kimim?"

Hiç konuşmayan dilsiz çocuk, "Ente Resûlullah!" deyip konuşmaya başladı.

İşte bu misaller gibi yüzlerce misal 19. Mektup'ta, siyer ve hadis kitaplarında beyan edilmiştir.

Evet, çok musibetlere giriftar olan nev'-i beşere Resûl-i Ekrem'in (sav) mübarek eli Hekîm-i Lokman'ın bir eczahânesi gibi ve tükürüğü Hz. Hıdır'ın âb-ı hayat çeşmesi gibi ve nefesi Hz. îsâ'nın (as) nefesi gibi mededres ve şifaresan olmuştur.

Pekçok hasta, çocuk, akıl hastası, âmâ, dilsiz gelmiş; cümlesi şifa bulup gitmiştir.

Şifa bulmayan kalmamıştır.

Bizler de bu asrın Müslümanları olarak maddî ve manevî dertlerimize derman için O'na uyalım, sünnetine sarılalım, Allah Resulü'nün yolundan ve izinden ayrılmayalım.

Kategori:
7378 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun