İmam Şafii, ehl-i hadis midir yoksa ehl-i rey midir?

Soru Detayı

- Ahmed bin Hanbel in görüşünde "biz onları onlarda bizleri tenkid ederlerdi ta Şafii gelene kadar o geldi bizi kaynaştırdı" bundan yola çıkarak İmam-ı Şafii ehli hadis ve ehli rey i birleştirmiş midir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu soruya kısa ve öz bir cevap verebilmek için konunun biraz açıklanması gerekmektedir.

"Ehl" sahip ve taraftar anlamlarına geldiğinden "Ehl-i hadis" hadis ehli, taraftarı, hadisçi; "Ehl-i rey" de, rey (yani ictihad) taraftarı, yanlısı demek olur.

Fıkıh literatüründe ise, insanların problemlerini halledip, dini hükümlerini bildirmede içtihada ve şahsi görüşe başvurmaktan sakınıp, bunda daha çok hadislerle yetinme yolunu tercih eden İslam alimlerine "Ehl-i hadis"; hadisi kabul etmekle beraber, insanların problemlerini çözmede şahsi görüş ve içtihatlarını da kullanan İslam alimlerine de "Ehl-i rey" tabiri kullanıla gelmiştir. 

Fıkıh tarihinde Hicaz Mektebi genellikle ehl-i hadisin temsilcileri, Irak Mektebi de ehl-i reyin temsilcileri olarak görülmüş, birincilerin imamı olarak İmam Malik, ikincilerin imamı olarak da İmam Ebu Hanife kabul edilmiştir.

Bu genel bir bakış açısıdır. Yoksa, İmam Malik, rey ve içtihat kullandığı gibi, Ebu Hanife de hadis kullanmıştır.

Ayrıca bu mektepleşme onlarla kalmamış, daha sonralara doğru devam etmiştir. Ama bu ayrılma tabiidir. Çünkü insanların karakterleri ile de alakalıdır ve ta sahabeye dayanır.

Mesela Muaz bin Cebel, Kitap ve sünnetle halledemeyeceği problemleri içtihadıyla (reyi ile) çözeceğini söylediğinde Resulullah'tan takdir görmüştür:

Peygamber Efendimiz (asm) Hz. Muâz'a, Yemen'de ne ile hükmedeceğini sormuş; Muaz, "Allah'ın Kitabı ile!.." cevabını vermiştir.

Hz. Peygamber (asm), "Allah'ın Kitabında bir hüküm bulamazsan?" buyurunca; "Rasulünün sünnetiyle!.." demiştir.

"Onda da bulamazsan?" sorusuna ise Muaz, "Reyimle ictihad ederim!.." cevabını vermiştir. Bunun üzerine Allah Rasulü (asm) şöyle buyurmuştur:

"Rasulünün elçisini, Peygamberinin razı olduğu şekilde muvaffak kılan Allah'a hamd olsun!.." (Tirmizi, Ahkâm, 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V / 230, 236, 242; Şafii, el-Ümm, VII/273)

Hz. Ömer, Ebu Musa el-Eşarı'ye: "Kitap ve sünnette bulunmayan meselelerde gönlüne (vicdanına ve reyine) kulak ver ve onları benzerlerine kıyasla." diye emir vererek, reyin kullanılma yeri ve konularında susmayı veya görüş beyan etmeyi tercih edenler de vardır.

Bu durum, işaret ettiğimiz gibi, biraz da kişilerin mizacıyla, mesuliyet ve görev yüklenip yüklenmemeleriyle alakalıdır. Mesuliyet yokken görüş beyan etmekten sakınan birisi, mesuliyet yüklenince buna mecbur kalabilir.

Aslında reysiz bir hadisçiliğin ve hadissiz bir reyciliğin olması da düşünülemez. Çünkü "rey" (ictihad) geniş anlamıyla hem nassı anlamayı, hem kıyas yapmayı, hem de nasların öyle ya da böyle delaleti olmayan yeni problemlere, şeriatın ruhuna uygun hükümler istinbat etmeyi içine alır.

Buna göre ehl-i hadis de reyin en azından iki ucuyla alâkalı demektir. Kala kala bir ucu kalmış olur ki, işte ehl-i reyi, ehl-i hadisten ayıran da reyin o bir ucunda ehl-i hadise göre daha cesur olmaları ve onu öbürlerinden daha çok kullanmış olmalarıdır.

Vakıa Irak Mektebi olarak bilinen ehl-i rey hadisi diğerlerinden daha az kullanmışlardır. Ama bunun makul sebepleri vardır: 

1. O bölgede her ne hikmetse İbn Mesud gibi reye çokça başvuran sahabe üstatlık etmiş ve oradaki fıkıhçılar bu cesareti onlardan almışlardır.

2. Irak bölgesi tabii olarak, sünnet malzemesi konusunda Hicaz bölgesinden fakirdir. Çünkü sünnetin nâkilleri olan sahabe ve tabiinin çoğu Hicaz bölgesindedir. Ama buna rağmen Iraklılar da problemlerini halletmek ve hadislerin bıraktığı boşluğu içtihatla (rey) doldurmak zorunda idiler.

3. Irak, sapık mezheplerin ve batıl dinlerin çokça bulunduğu ve herkesin kendi görüşünü destekleyen hadisler uydurduğu karışık bir bölgedir. Bu yüzden orada hadis çok ince eleklerden geçirilerek alınmış ve bu arada belki de gerçekten Resulullahın sözleri olan hadisler dahi, kesin kanaat oluşmadığı için terk edilmiştir.

Yoksa sabit sünnetle amel etmekte her iki mektep de ittifak halindedir.

Kaldı ki, İmam Malik de pek çok rivayeti bazı sabit kurallara ve kesin esaslara uymadıkları için kabul etmemiştir.

4. Irak bölgesinin örfi ve yaşayış biçimi farklı idi. Hüküm vermede örfe de itibar etme gereği orada içtihadın çoğalmasına sebep oldu.

5. Reyi fazla kullanıp bunda maharet kazanmak Iraklıları "Farazi fıkıh" denen bir uygulamaya götürdü ve olmamış meseleleri de olması ihtimaline binaen hükme bağladıklarından rey ürünü görüşler çoğaldı. Bu da birçok konunun daha meydana gelmeden hükmü bilinmiş oldu.

Görüleceği üzere ortaya çıkan sonuç sudur:

Ehl-i rey ve ehl-i hadis, hadis yerine reyi kabul edenler çok ya da daha az kullanabilenler demektir.

Keza ehli hadis de reyi kabul etmeyenler demek değildir. Ehl-i rey sünnetle halledemedikleri konuları kıyası hafi ya da istihsanla halletme yoluna giderken, ehl-i hadis de istislah ve Medine ehlinin örfiyle halletmeye çalışmışlardır.

İsimleri değişik olsa da bu metotlar netice itibari ile reydir ve aynı kapıya çıkarlar.

Zaten ehli hadisin önderleri olan meşhur yedi Medine fakihinin beşi reycilikleriyle tanınırlar.

Daha sonraları Ebu Hanife'nin talebeleri olan İmameyn daha çok hadis mütalaa imkanına sahip olmuşlar ve hadisi malzeme olarak daha çok kullanmışlardır.

Bu arada ehl-i hadis de -hadisler sabit, olaylar çoğalmakta olduğu için- reyi daha çok kullanır olmuşlardır.

İmam Şafii ise, her iki mektepten etkilendiği için, bir bakıma bu iki eğilimin bileşkesi olmuş ve her iki malzemeyi de eşit derecede kullanmıştır, denilebilir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Ehl-i rey ve ehl-i hadis arasında fikri çatışma olduğu söyleniyor; bu ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
3.123 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun