Terör dini nasıl kullanıyor?

Terör ile din arasında ilişki kurup, terörden dini sorumlu tutanların bir kısmı, büyük acılara, korku ve yılgınlığa sebep olan terör olaylarını kullanarak dini yıpratmak, halkı dinden soğutmak, dine karşı olan davalarını güçlendirmek isteyebilirler.

Öte yandan terör kolay bir iş olmadığı, daima ölüm, yaralanma, yakalanıp ceza görme tehlikesi bulunduğu için, teröristi motive edecek, onu gerektiğinde ölüm pahasına eyleme sevk edecek araçlara ihtiyaç vardır ve bu araçlar dinden ibaret olmamakla beraber, aralarında din de vardır. Çünkü insanlar maddi menfaat, kin, ideoloji, siyasi çıkar gibi sebeplerle canı pahasına terör eylemlerine karışabildikleri gibi, samimi inançları sebebiyle de terör eylemleri yapıyorlar.

Sebep ve saik olarak din bahis konusu olduğunda, terörü yaptıranlar samimi dindarlar olmayabilir, onlar samimi dindarları kullanarak ve kendilerini de dindar göstererek amaçlarına ulaşmak isterler.

Samimi dindarlara gelince önemli soru şudur: Dinler ve özellikle İslam terörü teşvik etmek şöyle dursun, bu çeşit eylemlere izin verir mi?

Kesin cevap “Hayır, asla izin vermez.”den ibarettir.

Terörün amacı hedef kitleyi korkutmak, yıldırmak, direnci kırmak olduğu için terör suçlu-suçsuz, zalim-mazlum ayırmadan eylemini icra eder ve pek çok mazlumun, masumun can ve mal kaybına, ülkenin zarar görmesine sebep olur.

Mâide suresinin 32. ve devamındaki âyetler bir masumun öldürülmesini, bütün insanların öldürülmesi gibi değerlendirmiş ve bu eylemin ağır cezasını açıklamıştır. Üstelik bu ilâhî hükmün bütün hak (ilâhî, vahye dayanan) dinlerde mevcut olduğunu da güçlü bir şekilde ifade etmiştir.

Dini kullanan terör odakları kullandıkları gafilleri “Allah rızasına nail olmak ve cenneti hak etmek”le kandırıyorlar. Maksatlarına ulaşabilmek için de önce, terörün hedefi olan topluluk, şahıs ve devleti tekfir ediyorlar; yani kâfir, dinden çıkmış, din düşmanı olarak ilan ediyorlar. Psikolojik alt yapısı çeşitli sebeplerle müsait olan birilerini buluyor, din düşmanlarına ve / veya dinden çıkmışlara uygulayacakları terörün cihad olduğunu, yaşarlarsa kahraman, ölürlerse cennetlik olacaklarını telkin ediyorlar, “samimi” inanmış gafil ve cahiller de buna aldanarak cinayetlerini işliyorlar.

Bu noktada önemli soru da şudur:

Bir şahsı, topluluğu ve devleti kâfir ilan etmek dinde var mıdır? Ve kâfir olanların öldürülmeleri mi gerekir?

Bir kimse, “Ben dine inanmıyorum, Müslüman değilim, önce Müslümandım ama şimdi çıktım, artık onu kabul etmiyor ve inanmıyorum.” derse, dinden çıkmış olur. Yoksa başkalarının yakıştırması ve yaftalamasıyla dinden çıkmış olmaz.

Diyelim ki dinden çıkmış veya zaten Müslüman değilmiş, başka bir dine inanıyor veya dinsizmiş; bu takdirde sırf Müslüman olmadığı veya dinden çıktığı için o kimse (mürted, kâfir) ölümü hak eder mi?

İslam'a hiç girmemiş, Müslüman olmamış kimseler, Müslümanların dinlerine ve yurtlarına karşı savaş açarlarsa onlarla savaşılır, ölme ve öldürme pahasına din ve yurt savunulur, ama onlar barış içinde yaşamak ve ilişki kurmak isterlerse “iyilik ve adalet çerçevesinde” onlarla ilişki kurulur (bk. Mümtehine, 61/8-9).

Kendi iradesiyle ve beyanı ile dinden çıktığı (mürted olduğu) anlaşılanlara gelince; kadim fıkıhta bunların tövbeye davet edileceği, tövbe etmezlerse öldürüleceğine dair yorumlar, hükümler ve içtihatlar vardır; ancak buna karşılık mürtedler de Müslümanlara karşı savaş açmadıkça ve savaşanlara katılmadıkça öldürülemez yorumu da vardır.

Şunu kaydedelim ki, "mürted öldürülür" diyenlere göre dahi, bu yüzden masum (suçsuz, günahsız) insanlar öldürülemez, şu halde terör yapılamaz; bu teröre caiz diyen bir İslam âlimi de mevcut değildir.

 

1189 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun