İradenin Ölümü: Yeis, Ümitsizseniz, Ümit Sizsiniz

İnsanlar dünya hayatına eşit şartlarda, gerekli donanıma sahip olarak gönderilirler. Hepsinin görmek için, göze ihtiyacı olduğu gibi, güneşe de ihtiyaçları vardır.

Bir nezle mikrobu için çoban ile padişahın farkı yoktur. İkisini de hasta edebilir.

Dünyaya gerekli donanımla gönderilen insan, kendisine takılan cihazı kullanmaz, yâda yanlış kullanırsa sıkıntısını peşin olarak çekecektir. Bir arabada her cihazın lüzumu gibi, insanlarda da mevcut olan her cihazın ve duygunun önemi vardır. Mesela, korku duygusu arabadaki fren sistemi gibidir. Fireni olmayan arabayı bekleyen tehlikeler, korkusuz insanları da bekler. Birde arabada "GAZ PEDALI" vardır. Ayağınızı kaldırdığınızda yavaşlama başlar ve yerinde durmak kaçınılmaz olur. İnsanın gaz pedalı ÜMİT duygusudur. Ümit; İyi ve faydalı bir şeyin gerçekleşeceği beklentisi ve inancı taşımaktır. Güven duygusunun kaynağıdır. Üç zaman diliminden geçmiş zaman elimizden çıktığına ve şimdiki zaman da elimizden çıkmak üzere olduğuna göre, ancak gelecek zaman hakkında ümitler taşıyabiliriz. Çiftçi, ektiği tohumdan ne kadar verim alacağını bilemez ve diktiğimiz ağacın meyve verip veremeyeceğini bilemeyiz. Zira bir bela ve musibet engel olabilir.

Ama çiftçi olsun, öğrenci olsun, anne olsun, hemen herkes yaptığı işi, ümitle, yani “BİRŞEYLER UMARAK” yapmaktadır. İşlerimizi ümitle yapar, hedeflerimize doğru ümitle yol alırız. Ümitsizlik iradenin felç olması demektir. Teknik direktör futbol sahasına ölüleri sürmez, çünkü ölüden hiç bir ümidi yoktur. Ölü insanın yapacağı hiç bir hareket olamaz. Ümitsiz insanda da ölü gibi pasifize bir durum görülür. Ümitsizlik hissi için Bediüzzaman’ın "Kanser gibi bir hastalıktır" demesi ibret vericidir.

“Her şeyimi bir yangında kaybettim” diyen birine, bilge bir zat “bende sandım ki sen ümidini kaybetmişsin. Ümit ile her şeyi kazanabilirsin ama kork ki ümidin giderse asıl o zaman bitersin” demiştir. Gözümüzü, kapadığımızda bile rüya vasıtasıyla ya da hayal ile aydınlık bir dünyada yolculuğa devam ederken ümitsizlik karanlığında kendini bırakmak niye!

Rabb-i Rahim’in hitabına kulak verelim. bakın ne ferman ediyor.

- Allahın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez. (Yusuf, 87)

- İnsanlara bir nimet, bir bolluk tattırdığımızda onunla sevinip şımarırlar. Şayet kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir fenalık gelirse, hemen ümitsizliğe düşerler. (Rum, 36)

Bu ayetlerde ve daha başka ayetlerde ümitsizlik kâfirlerin bir sıfatı sayılmış, müminde olmaması gerektiği vurgulanmıştır. Çünkü mümin;

Bediüzzaman’ın değerlendirmesine göre hedefine yürürken önüne çıkan engeller karşısında “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin” ilahi sözünü kılıç gibi kullanmalı, ümitsizliğin başını kesmelidir. Bir hadis-i kutside "kulumun zannı üzereyim" buyuran Rabbimize itimat etmeli, rahmetini ittiham etmemeliyiz. Her şeyde bir hayır olduğunu düşünmeli "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır" (Arâf, 156) fermanını hatırlamalıyız.

MÜMİNLERİN SİGORTASI (Hasbünallahü ve ni’mel vekil)

Başımıza gelecek her türlü belâ ve musibete karşı Allah bize yeter. O, ne güzel dost ve ne güzel bir vekildir “Hasbünallahü ve ni’mel vekil” diyen bir insan, Allah’a sığınır ve “Müminlere yardım etmek, bizim üzerimize hak olmuştur”(Rum, 47) ayetini hatırlar, hadiselerin dağ gibi dalgaları da olsa engellere takılmadan yürür gider. Olayları hayra yorar, hayata iyi yönden bakar "Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır" rahatlığına ulaşır.

ÜMİTSİZSENİZ, ÜMİT SİZSİNİZ

Aslında bizi üzen yaşadığımız olaylar değil, olayları değerlendirme şeklimizdir. Bunun başlıca sebebi, bakış açımızdaki yanlışlığın bizi ümitsizlik bataklığına sürüklemesidir. Mesela, insanlara, en sevimsiz görünen ÖLÜM hadisesini düşünelim. Ölüm ve ötesini bir yokluk görmeyen, “yoktan var eden, elbette tekrar yaratır” diye değerlendiren, yüce yaratıcının affını, merhametini düşünüp geçmişinde yaptığı hatalardan dolayı tövbe ile temizlenen, yapacağı ibadetler ve hayırlarla da öteye hazırlık yapan bir insan, ölüme ve ötesine (mahşere, hesap gününe) ÜMİTLE bakar. Hayata da yapamadıklarını yapma fırsatını bulmuş sevinciyle aşk ile sarılır. Bakış açısı yanlış olan bir insan ise; hayatının neticesini düşünmek istemez. Sarhoşlukla ya da eğlencelerle kendini avutmak ister, kendiyle hesaplaşmaz, muhasebeden kaçar. Tıpkı deve kuşu gibi başını kuma sokar ki avcı onu görmesin, ama koca gövdesi dışarıdadır. Yine de avcıya hedeftir, sarhoşlukla ölümü düşünmemekle başımızı kuma soksak bile, ecel yine de bizi görüyor. Bizim eceli unutmamız, kabre ters yürümeye benzer. Arkamızı dönsek de geri geri herkes gibi oraya doğru yürümekteyiz. Ümitsiz isek, bakış açınızı düzeltmeli ve sorumluluklarımızı yerine getirerek ölümü ümitle düşünmeliyiz. O zaman herkes gibi gideceğimiz kabre korkarak değil gülerek (ÜMİTLE) bakmaya başlarız…

Sonuca ulaşmada acelecilik, tarihten ders alamama, bilgisizlik, doğru olmamak, çalışmamak gibi vasıflar da, netice itibariyle kişiyi ümitsizlik çukuruna düşüren sebeplerdendir.

Ümitsizlik şeytandan olduğuna göre, ümitsizce konuşmak şeytanın sözcülüğünü yapmak gibidir. Peygamber Efendimiz: “Bütün insanlar bozuldu, iyi insan kalmadı diyen görürseniz, bilin ki asıl bozulan odur” buyurmuştur. Çünkü herkes kendi gözlüğünden bakar, kırmızı gözlükle her taraf kırmızı görülür, ama kırmızı olan gözlüktür, eşya değildir.

YE’S MÂNİ’İ HER KEMALDİR

Her güzel hedefe ulaşmanın engeli, ümitsizliktir. İlimde, sanatta, ticarette ve her alanda zirveye ulaşmanın önündeki engellerin korkusuyla bir şey yaptırmayan ümitsizliktir. Depresyonun davetçisi ümitsizlik halinin kişiyi kaplamasıdır. Hastalıkla mücadelede ümit var olan insanlar çabuk iyileşirken, ümitsiz birinin ise hastalığıyla mücadelesi zorlaşır, hastalığın artışına sebep olur. Toplumda her bela sonrasında teselli için “ÜMİDİNİ YİTİRME” denilmesi manidardır…

Vazifesini yapmayanlarda ümitsizlik görülür. Mesela: Odun - kömür ile kışa, ders çalışmak ile sınava hazırlananlar; kışa da, sınava da düşmanlık etmezler. Anın istediğini yapanlar, geleceğe korkuyla değil ümitle bakarlar. Kış ta, sınav da sorgulamanın adıdır. Ümitle bakmak O anı değerlendirmenin mükâfatının ilk işaretleridir…

Yaratılan mevcudatı yokluk karanlığında bırakmayan, ayetin ifadesi ile “üç karanlıktan çıkaran”(Zümer, 6) ve imansızlık karanlığında bırakmayan Rabbimiz elbette ümitsizlik karanlığında kalmamıza da razı olmaz.

Allah’ın izni dışında bir yaprağın düşmediği bir dünyada, elbette her olayda, başımıza gelen her şeyde, bizi gören, gözeten biri var diye bilmeli ümitsizliğe kapılmamalıyız.

Her binanın yangın merdiveni vardır, kanunen olmalıdır da. Acil çıkış yerleri insanlara ümit verir, tehlikeli zamanlarda o yollar bir ümit kapısıdır. Aynen öyle de, başımıza gelen ya da karşılaştığımız her zorlukta da çıkış kapıları, yolları vardır. Fakat bu yolları bilmezsek ümitsizliğin kollarında ezilir dururuz.

Varlık günü ile darlık günü bir olanlar ümitsizliğe düşerler mi?

İPİNİZ UZUNSA KUYUNUN DERİNLİĞİ ÖNEMLİ DEĞİLDİR. Sizde ümidinizi toparlayın, her zorluğun üstesinden gelebilirsiniz. Külfetsiz, zahmetsiz, nimet olur mu?
Allah (c.c) “Kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemiyor.” (Bakara, 286) buyuruyorsa, ümidin tükenişi nedendir…

Belirli odaklar Müslümanların ümitsizliğe düştüğü anın, asıl işlerinin biteceği an olduğunun farkındalar ve daima ümitsizlik veren sahneleri medyada göstermektedirler.

Cahiliye asrında tek başına olmasına rağmen ümitsizliğe düşmeyen Peygamber efendimiz (a.s.m), Medine’ye hicret ettiğinde kendilerini takip eden düşmanlara karşı mağaraya sığındığında Hz Ebubekir’e (r.a) “Korkma, Allah bizimle beraberdir” ümidini verirken ve hep ÜMİT NAĞMELERİ SESLENDİRİRKEN…

Hz Yunus (a.s), sebeplerin dibe vurduğu, hiçbir şeyin yardımının mümkün olmadığı balığın karnında bile ona el açarak ümit beklerken…

Bediüzzaman dini bir eserin okunmasının yasak edildiği, ezanların okunmadığı zamanlarda karanlıkları yaran ifadelerle: “Evet, ümit var olunuz; şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada, İslam’ın sadası olacaktır!” diyerek bize ümit verirken, bizlere ne oluyor ki ümitsizliğe düşelim…

Ye’s hastalığına ümit ilacı sürelim.

Büyük insanlar, ümitsizliğe düşüren her şeyden sakınılması gerektiğini belirtmişlerdir.

Her felaket bir saadetin habercisi ise, artık bir asırdır felakete düşen Müslümanlara müjde. Zamanın çarkları İslam lehine dönüyor. “Ümitvar olunuz şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada, İslam’ın sadası olacaktır”

Mehmet Akif de ye'se acı bir ölüm nazarıyla bakar:

“Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak
Alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak.”
“Gamı-tasayı bırak, iraden canlı ise!
Ümit kaynağı ol, olabilirsen herkese!”

Son olarak, Bediüzzaman’ın ümitsizlik ile ilgili orijinal tespitlerini istifadenize arz ediyoruz.

Yeisin (ümitsizliğin) yayılması, (Ümitsizlik Müslümanların kalbine yerleşen çok dehşetli bir hastalıktır, Batılıların Müslümanları sömürge altına almalarında önemli bir etkendir. Aynı zamanda insanları kendi menfaatlerini düşünmeye sevk ederek yüksek ahlâkı öldürür.) (Tarihçe-i Hayat)
Bediüzzaman, ye'si bir ölüm sebebi olarak görür ve Mesnevî'sinde, dört büyük hastalığı sıraladığı bir yerde onu birinci hastalık olarak zikreder. Ona göre “İnsanları canlandıran emeldir, öldüren yeistir ve yeis, mâni-i herkemâldir.”

Yeisle insan, başkasının lâkaytlığını ve fütûrunu kendi tembelliğine özür zannedip neme lâzım der, “Herkes benim gibi berbattır” diye şehamet-i imaniyeyi terk edip hizmet-i İslâmiyeyi yapmıyor.

Yeis, saadetin muharribidir; saadetler ise, ümitle yoğrulmuştur.

10519 kez okundu

Yorumlar