Bazı hadisler Necm suresi 3. ve 4. ayetler ile çelişmiyor mu?

Tarih: 14.04.2019 - 20:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bu hadisler Necm 3-4 ile çelişmiyor mu?
​- Necm 3’e göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hiçbir sözü nefsinden değildir. Lakin ilk hadiste kendine ait görüşlerinin de olduğu bilgisi vardır.
- Necm 4’e göre Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in her sözü vahiydir. Lakin her iki hadiste de Peygamber Efendimiz (asm)’in yanılabileceği bilgisi yer almaktadır. Her sözü vahiyse nasıl yanılabilir?
- Necm 4’te bahsedilenin sadece Kuran olma ihtimali daha mantıklı değil midir?
“Ben ancak bir insanım, size dininizle ilgili bir şey emredersem onu alın, kendi görüşüme göre bir şey emredersem (unutmayın ki) ben ancak bir insanım." (Müslim, Fedail,140)
“Siz bana kiminiz davacı, kiminiz davalı olarak gelirsiniz. Olur ki, bazınız davasını daha güzel anlatır, ben de (haksız olduğu halde) onun lehine hüküm veririm. İşte kime bu şekilde kardeşinin hakkından verirsem bilsin ki, ona ateşten bir parça vermiş olurum.” (Buharî, Mezalim, 16, Şehâdât, 27)

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Necm suresi 3. ayette yer alan “Hevadan konuşmaz” mealindeki ifadeden maksat, nefsinin heva ve hevesine uyarak konuşmaz demektir. Asıl manası "muhabbet" olan "heva" kavramı, Kuran’da "düşük, yere düşüren, sukut ettiren nefs-i emmarenin arzu ve istekleri" manasında kullanılmıştır.

Burada üç kavram kullanılmıştır: dalalet, ğivayet ve heva.

Dalalet eğri yolda olmak; ğivayet / ğayy, doğru yoldan sapmak; heva ise, bol keseden atmak manasına gelir.

Dalalet ve ğivayetin mazi / geçmiş zaman kipiyle, heva ile konuşmamayı muzari / müstakbel sigasıyla zikredilmesi şuna işarettir:

Hz. Muhammed (asm), çocukluğunda hiçbir eğri yolda bulunmamış ve hiçbir doğru yoldan da sapmamıştı. Siz (ey müşrikler!) sahibinizin / arkadaşınızın bu durumunu çok iyi bilirsiniz. İşte bu arkadaşınız şimdi de bol keseden atmaz, nefsinin istekleri doğrultusunda söz söylemez.

Sizin iddia ettiğiniz gibi, o bir şair değil, şiir söylemez, bir kâhin de değil, kehanetle konuşmaz. Onun bütün konuştuğu şeyler, kendisine gönderilen vahiydir.

Burada birkaç noktaya kısaca temas etmekte fayda vardır:

a) “Hevadan konuşmaz” mealindeki ifadeden maksat, “yalnız vahiy ile konuşur” anlamına gelmez. Yukarıda açıklandığı üzere, bu ifade müşriklerin onu "şair ve kâhin" olarak nitelemelerine bir cevaptır; O boş konuşmaz, çünkü ancak şair ve kâhin olanlar boş konuşur.

b) “O ancak ona vahiy edilen bir vahiydir” mealindeki 4. ayetin bu ifadesinin başında yer alan "O" zamiri, ya Kur'an’a veya Hz. Peygambere (asm)’in sözlerine racidir. Kur'an’a ait olduğu kabul edilirse mana açık olur. Yani; Resulün konuştuğu şey ne bir şiir ne de bir kehanettir, O Allah’tan gelen bir vahiydir.

Şayet bu zamir Hz. Peygamber (asm)’in sözlerine ait olursa, bu takdirde ayetin manası şöyle olur: “Onun / Muhammed (asm)’in (Kur'an diye ilan ettiği) sözler, yalnız Allah tarafından ona vahiy edilenlerdir. Mesele, yine Kur'anla alakalıdır.

c) Bu ayette yer alan “vahiy” kavramı Kur'an’ın dışındaki nebevi sözleri de içine alacak şekilde hem bilinen sarih vahiy hem de zımni vahiy olan ilham manasına alınsa bile, bazı müfessirlerin dediği gibi, "Hz. Peygamber (asm)’in hiç içtihatta bulunmamış olduğu" manasını çıkarmak isabetli değildir. Zira bu husus, bizzat ayetler ile da sabittir. Aşağıda meali verilen ayetler bu konuya birer misal olabilir:

“Resulüm! Allah’ın sana helal kıldığı şeyleri ne diye kendine haram kılıyorsun.” (Tahrim, 66/1)

(Resulüm!) Allah seni affetsin, neden onlara / münafıklara izin verdin...” (Tevbe, 9/43)

“Eğer Allah’ın daha önce verilmiş bir hükmü olmasaydı, aldığınız şey (fidye)den dolayı size büyük bir azap dokunurdu.” (Enfal, 8/68)

Bu ayetler ve Abese, 80/1-10. ayetleri de Hz. Peygamber (asm)’in içtihat ettiğinin açık belgesidir.

Demek ki, ilgili ayette söz konusu olan vahiy ve ilham, Kur'an’la alakalıdır.

Kur'an hem lafız hem mana itibariyle vahiy olduğuna göre, ayette yer alan “O ancak ona vahiy edilen bir vahiydir.” mealindeki ifadede yalnız Kur’an söz konusu ise, bunda bir kapalılık yoktur.

Şayet Hz. Peygamber (asm)’e ilham edilen şey manasında ise, bu ilham da yalnız Kur'an’ın yorumu manasında anlamak gerekir. Buna göre, Hz. Peygamber (asm)’in içtihatlarının olmadığı anlamı çıkmaz. Allah’ın verdiği ilhamla yapılan yorumları da elbette yanılmaz. Ancak Hz. Peygamber (asm)’in ilhama mazhar olmayan içtihatlarında bir beşer olarak yanılması mümkündür ve vakidir.

- Bu konuda asrın müceddidi ve mürşidi Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadeleri dikkat çekici bir irşattır:

“Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hem beşerdir, beşeriyet itibariyle beşer gibi muamele eder; hem Resuldür, risalet itibariyle Cenab-ı Hakk'ın tercümanıdır, elçisidir. Risaleti, vahye istinad eder. Vahiy iki kısımdır:"

"Biri: 'Vahy-i sarihî'dir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdahalesi yoktur. Kur'an ve bazı ehadîs-i kudsiye gibi..."

"İkinci Kısım: 'Vahy-i zımnî'dir. Şu kısmın mücmel ve hülâsası, vahye ve ilhama istinad eder; fakat tafsilâtı ve tasviratı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a aittir. O vahiyden gelen mücmel hâdiseyi tafsil ve tasvirde, Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm bazan yine ilhama ya vahye istinad edip beyan eder veyahut kendi ferasetiyle beyan eder. Ve kendi içtihadıyla yaptığı tafsilât ve tasviratı, ya vazife-i risalet noktasında ulvî kuvve-i kudsiye ile beyan eder veyahut örf ve âdet ve efkâr-ı âmme seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyan eder."

"İşte her hadîste (yer alan bilgilerin) bütün tafsilâtına, vahy-i mahz noktasıyla bakılmaz. Beşeriyetin muktezası olan efkâr ve muamelâtında, risaletin ulvî âsârı aranılmaz."

"Madem bazı hâdiseler mücmel olarak mutlak bir surette ona vahyen gelir, o da kendi ferasetiyle ve tearüf-ü umumî cihetiyle tasvir eder. Şu tasvirdeki müteşabihata ve müşkilâta bazan tefsir lâzım geliyor, hattâ tabir lâzım geliyor. Çünki bazı hakikatlar var ki, temsil ile fehme takrib edilir. Nasılki bir vakit huzur-u Nebevîde derince bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: 'Şu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp, şimdi Cehennem'in dibine düşmüş bir taşın gürültüsüdür.' Bir saat sonra cevab geldi ki: 'Yetmiş yaşına giren meşhur bir münafık  ölüp, Cehennem'e gitti.' Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ın belig bir temsil ile beyan ettiği hâdisenin tevilini gösterdi.” (bk. Mektubat, s. 93-94)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun