Araf Suresi 142. ayette “Musa'ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilâve ettik.” denilmektedir. Neden önce otuz, sonra on eklenerek kırk güne çıkarılmış?

Tarih: 22.05.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Musa (aleyhisselam), Mısır'da iken İsrailoğulları'na, Allah düşmanlarını helâk ederse kendilerine bir kitap getireceğini vaad etmiş ve Firavun helâk olunca Musa, o vaad olunan kitabı Allah'tan niyaz eylemiş, Allah Teâlâ da otuz gün oruç tutmasını emreylemiş idi. Oruç tutacağ ay Zilka'de idi ve Zilhicce'den tutulacak on günle kırk güne erişiyordu. Öyle anlaşılıyor ki, ilk otuz gün tutulan oruçla ve daha başka Allah'a yaklaştırıcı ibadetlerle bir özel arınma ve bir riyazat olmuş ve sonraki o günde de Tevrat'ın nüzulü ve kelâm olayı meydana gelmiştir. (Elmalılı, Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

Bu konuda değişik yorumlar da yapılmıştır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

a. Hz. Musa (as) zilkade ayında otuz gün oruç tutmakla emrolundu. Otuz günü tamamladıktan sonra, ağzının kokusunun iyi olmadığını düşünerek, ağzını misvakla temizledi. Ancak, bu temizlikle oruçtan dolayı var olan güzel kokusu bozuldu ve melekler de bundan şikayetçi oldular. Bunun üzerine Allah, -nezd-i uluhiyetinde oruçlu kimsenin ağzından gelen kokunun miskten daha güzel olduğunu hatırlattıktan sonra- on gün daha oruç tutmasını emretti. Böylece kırk gün oruç tutmuş oldu.

b. Allah, Musa (as)’ı huzuruna almadan önce otuz gün oruç tutmasını ve bu zaman diliminde daha fazla salih amel işlemesini emretti. Bunu bitirdikten sonra, kendisine Tevrat’ı vahiy etti ve onunla tekellüm buyurdu. Bu süre on gün de tamamlandı. Bu iki farklı zaman dilimine işaret etmek için, otuz ve on gün süresi ayrı olarak ifade edilmiştir.

c. Hz. Musa (as), Allah’ın emri doğrultusunda oruç ve daha sıkı ibadetle geçirdiği otuz gün süresini tamamladıktan sonra, Allah’ın manevî huzuruna varmak üzere Tur-i Sina’ya çıktı. Kalan on günü de orada hususî ibadet ve oruçla geçirecekti. Ancak Allah tarafından kendisine Samirî fitnesi ve kavminin buzağıya taptıkları haberi verilince -kırk günlük süresini tamamlamadan- kavminin yanına geri döndü. Ardından bu süreyi tamamlamak üzere on günlük bir süre için yeniden Tur-i Sina’ya çıktı. Bu iki farklı çıkışa işaret etmek üzere, otuz ve on günlük süreler ayrı olarak belirtilmiştir.

d. Allah, Musa’yı huzuruna alacağına dair iki defa vaat etmiş olabilir. Bunlardan vaat edilen otuz günlük süreden sonra Hz. Musa tek başına Tur-i Sina’ya çıktı. İkinci vaat da yer alan on günlük sürede ise, kavminin seçkin adamlarıyla birlikte çıktı. Bu ayrı çıkış olaylarına işaret etmek için, kırk günlük süre, otuz ve on günlük parçalar olarak ifade edilmiştir.(bk. Razî, ilgili ayetin tefsiri).

e. Allah, fazla sıkıcı olmasın diye, Hz. Musa’ya otuz gün süreyle -hususî ibadelerle- münacatta bulunmasını emretti. Fakat, Hz. Musa, bu otuz günlük sürede kazandığı manevî mertebelerden ötürü, daha çok hususî münacat yapmaya rağbet gösterdi. Bunun üzerine Allah da onun bu arzusunu yerine getirmek üzere on günlük daha bir münacat süresini verdi. Bu sebeple, bu sayılar farklı verilmiştir.(bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri).

Bu kırk günün gündüzleri de dahil bulunduğu halde, ayette yalnızca “leyleten-gece” buyurulması, gök ayının geceden başlaması ve bundan dolayı da kırk gece hesabıyla tamam olması hikmetine bağlı olduğunu tefsir âlimleri beyan etmişlerdir.

Bundan özellikle şunu anlayabiliriz ki, Allah ehlinin, büyük bir aydınlığa ve tecelli sabahına erebilmeleri için geceler kadar karanlık ıstırap saatleri ile çile doldurmaları gerekmektedir. İlâhî feyizler daha ziyade geceleri vaki olur. Ve bütün başarı sabahları, ıstırap gecelerinin seherlerini izleyerek meydana çıkar. Hz. Musa'nın bu çilesinde kırk, sanki tek başına tam bir gece, son on da onun seher vakti gibidir. Bu seherin fecr-i sadık (doğru sabah) saatlerini andıran sonlarına doğru Hz. Musa (as), Allah Teâlâ'nın kelâmına mazhar olmuş ve şu tecelliye ermiştir: “Vakta ki Musa, kardeşini yerine halef bırakıp mîkatımıza, tayin ettiğimiz özel vakitte geldi ve Rabb'i kelâmıyle onu muradına erdirdi. Meleklere olan kelâmı gibi aracısız fakat perde arkasından ona söz söyledi; "onu, özel konuşmak için yaklaştırdık."(Meryem, 19/52). (bk. Elmalılı, Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun