Aksiyolojik önermelerden olgusal önermelerin çıkarılamamasının nedenlerini anlatır mısınız? 

Tarih: 12.09.2021 - 19:41 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Ne tür mantık hatası yapılmış olur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

"Aksiyolojik Önerme" deney ve gözlemden bağımsız olarak, kabul edilen değerlere ya da ahlaka ait tümdengelimli önermelerdir.

"Olgusal önermeler" ise gözlemden elde edilen sonuçlara dayalıdırlar.

İlki ahlaki yargılar için temellendirici olarak kullanılırken, ikincisi bilimsel önermeler iççin kullanılır.

İslam’a dayalı rasyonalite Cenab-ı Allah’ın varlığı konusunda her iki önerme biçimini de kullanır. Zira temelde her iki akıl yürütme biçimi de insan zihnine aittir ve insanın bütünselliğini varoluşsal anlamda kategorik olarak ayırmaz. Ayrım biçimsel olarak gerçekleşir.

Ahlaki yargıların evrendeki iş ve oluşlardan bağımsız olarak geliştiği söylenemeyeceği gibi, bilimsel argümanların bilimcilerin paradigmatik yönelimlerinden bağımsızlığı olamaz.

Basitçe canlı bireylerde ve türlerde gözlemlenen rızıklanmak, yavrulara gösterilen ayrıcalıklı davranış ve esirgeme, kendi türsel alanı ile sınırlı olmak, gibi iyilik algısı altında sıralanabilen pek çok olgu, kavramsal anlamda dayanışma, paylaşma yardımda bulunma, ölçülülük gibi pek çok aksiyolojik değerin kökenini oluşturur. Yine dünyada gözlemlenen tüm türlerde görülen uyum, düzen, renklilik, şekilli biçimsellik gibi pek çok olgu da estetik güzellik değerinin bilinç altı kökenini ifade eder.

Öte yandan vahşilik, parçalayıcılık, sınır tanımamak, tahrip edici olmak gibi pek çok gözlemsel olgu da kötülük gibi negatif değerlerin temelini oluşturur.

Bilimsel argümanlar ise kendilerini temsil eden bilim insanlarının ve camialarının dönemsel, tarihsel paradigmalarını yansıtır. Aristoteles, Öklides, Newton, Einstein gibi bilim insanlarının ve ortaya konulan bilimsel teorilerin salt nesnellikleri değil zamansal geçerlilikleri vardır.

O halde bu aksiyolojik ve olgusal ayrımı kategorik olarak anlam ifade etse bile varoluşsal bağlamda geçersizdir. Bu ayrımın en önemli nedeni, İslam haricindeki dinlerin mevcut kaynaklarının evrenden ve insan yaşamının psiko-sosyal gerçekliğinden uzakta oluşudur.

Dolayısı ile ilahiyat konuları bütünüyle ruha ait olarak değerlendirilirken, bilime ait konular ise düşkün olarak kabul edilen maddeye atfedilerek ayrılmıştır.

Oysa Kur'an-ı Kerim açıkladığı itikad ile ilgili hususları sürekli olarak kainattaki olgusal gerçeklikle bir araya getirdiği gibi, kainattaki gözlemlenen olayları insanın içsel dünyasına da sürekli bağlar. İnsanın bütünsel mahiyetine zarar vermeksizin onu muhatap alır:

Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgârları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Bakara, 2/164)

Allah'ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki o, ölüleri de elbette diriltecektir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. (Rum, 30/50)

Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır. (Rum, 30/21)

Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır. (Rum, 30/22)

Geceleyin uyumanız ve gündüzün onun lütfundan istemeniz de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır. (Rum, 30/23)

Korku ve ümit kaynağı olarak şimşeği size göstermesi, gökten yağmur indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesi, onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için elbette ibretler vardır. (Rum, 30/24)

Emriyle göğün ve yerin (kendi düzenlerinde) durması da onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Sonra sizi yerden (kalkmaya) bir çağırdı mı, bir de bakarsınız ki (dirilmiş olarak) çıkıyorsunuz. (Rum, 30/25)

Ardından nutfeyi (döllenmiş yumurtayı) alakaya (rahimde asılıp beslenen embriyoya) çeviriyor, alakayı şekilsiz et (görünümünde) yapıyor, bu etten kemikler yaratıyor, daha sonra da kemiklere adale giydiriyoruz; nihayet onu bambaşka bir varlık halinde inşa ediyoruz. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah çok yücedir. (Müminun, 23714)

De ki: Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin. Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin. (Al-i İmran, 3/26-27)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 43
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun