Peygamberimiz doğruyu nasıl gizledi?
Peygamber Aleyhisselamın bir iz sürücüye suyun kenarındakiler diyerek dolaylı cevap verip oradan hemen uzaklaşıyordu iz sürücü anlamadan. Bir de düşmanların yerini değil kendi yerini söylüyordu. Bir savaş arefesinde bilgi toplamak için karşı tarafın yerini soruyordu. O hadisi aktarabilir misiniz, Arapçasıyla beraber.
Değerli kardeşimiz,
Bu olayda Resulullah (asm), Bedir öncesi keşif yaparken hem bilgi toplamış hem de kimliğini gizleyerek askerî tedbiri elden bırakmamıştır. Yaşlı adama “Biz sudanız.” diyerek doğru bir söz söylemiş, fakat ordusunu açık etmemiştir. Böylece hem doğruluk ilkesini korumuş hem de stratejik gizliliği sağlamıştır. Bu hadise, Peygamber Efendimizin basiretli, tedbirli ve hikmetli bir lider olduğunu göstermektedir.
İlgili rivayet şöyledir:
وقبل غزوة بدر قام رسول الله صلى الله عليه وسلم بنفسه بعملية الاستكشاف مع رفيقه أبي بكر الصديق رضي الله عنه
وبينما هما يتجولان حول معسكر مكة إذا هما بشيخ من العرب
فسأله رسول الله صلى الله عليه وسلم عن قريش وعن محمد وأصحابه ـ سأل عن الجيشين زيادة في التكتم ـ
ولكن الشيخ قال:
لا أخبركما حتى تخبراني ممن أنتما؟
فقال له رسول الله صلى الله عليه وسلم:
(إذا أخبرتنا أخبرناك)
قال: أو ذاك بذاك؟
قال: (نعم).
قال الشيخ:
فإنه بلغنى أن محمدًا وأصحابه خرجوا يوم كذا وكذا، فإن كان صدق الذي أخبرني فهم اليوم بمكان كذا وكذا ـ للمكان الذي به جيش المدينة.
وبلغنى أن قريشًا خرجوا يوم كذا وكذا، فإن كان صدق الذي أخبرني فهم اليوم بمكان كذا وكذا ـ للمكان الذي به جيش مكة.
ولما فرغ من خبره قال:
ممن أنتما؟
فقال له رسول الله صلى الله عليه وسلم:
(نحن من ماء)
ثم انصرف عنه، وبقى الشيخ يتفوه: ما من ماء؟ أمن ماء العراق؟
Peygamberimizin keşif faaliyeti
Bedir Gazvesi’nden önce, Allah Resulü aleyhissalatü vesselam, Hz. Ebu Bekir es-Sıddîk (radıyallahu anh) ile birlikte bizzat keşif yapmak üzere yola çıktı.
Mekke ordusunun konakladığı bölge civarında dolaşırken Araplardan yaşlı bir adamla karşılaştılar.
Resulullah (asm), gizliliği artırmak amacıyla hem Kureyş hakkında hem de “Muhammed ve ashabı” hakkında sorular sordu; yani iki ordu hakkında bilgi almak istedi.
Yaşlı adam şöyle dedi:
“Ben siz kimsiniz, nerelisiniz söylemedikçe size bilgi vermem.”
Bunun üzerine Resulullah (asm):
“Eğer bize haber verirsen, biz de sana kim olduğumuzu söyleriz.” buyurdu.
Adam:
“Yani bu ona karşılık mı olacak?” dedi.
Resulullah (asm):
“Evet.” buyurdu.
Bunun üzerine yaşlı adam şöyle konuştu:
“Bana ulaştığına göre Muhammed ve ashabı falan gün yola çıkmış. Eğer bu haberi getiren doğru söylediyse, bugün şu mevkidedirler.”
(Böylece Medine ordusunun bulunduğu yeri tarif etti.)
“Yine bana ulaştığına göre Kureyş de falan gün yola çıkmış. Eğer haberi getiren doğru söylediyse, bugün onlar da şu mevkidedirler.”
(Bu da Mekke ordusunun bulunduğu yerdi.)
Adam sözünü bitirince:
“Siz kimsiniz?” diye sordu.
Resulullah (asm) şöyle buyurdu:
“Biz sudanız.”
Sonra oradan ayrıldılar. Yaşlı adam ise kendi kendine mırıldanarak:
“Sudan mı? Hangi sudan? Irak suyundan mı?” demeye başladı. (1)
Bu ifadede Peygamber Efendimiz (asm), hem doğru bir söz söylemiş (insan sudan yaratılmıştır) hem de askerî gizliliği korumuştur. Bu, Arap belagatında “tevriye” denilen, doğru fakat farklı anlamlara açık bir ifade tarzına güzel bir örnektir.
Bu olayın hikmeti (arka planındaki bilgelik ve amaç) kısaca şudur:
Harp tedbiri ve gizlilik
Savaş ortamında bilgi güvenliği hayati öneme sahiptir. Peygamber Efendimiz (asm), ordunun kimliğini ve konumunu açık etmemek için tedbir almıştır. Bu, yalan söylemek değil; tevriye sanatıyla başka bir doğruyu söylemektir, stratejik gizliliktir. İslam’da savaşta tedbir almak meşrudur.
Doğru söyleyip açık vermemek
“Biz sudanız.” sözü hakikatte doğrudur (insan sudan yaratılmıştır). Ancak karşı tarafın aradığı kimlik bilgisini vermemektedir. Bu, tevriye denilen; doğru bir ifadeyle farklı anlam ihtimali bırakma yöntemidir. Yani hem doğruluk korunmuş hem güvenlik sağlanmıştır.
Peygamberimizin basireti
Bu olay, Resulullah’ın (asm) sadece manevî rehber değil, aynı zamanda tedbirli ve basiretli bir lider olduğunu gösterir. İslam’da tevekkül, tedbiri terk etmek değildir.
Amaç-vasıta dengesi
Amaç (ordunun korunması) meşru olduğu için, kullanılan yöntem de meşru bir çerçevede kalmıştır. Açık yalan yoktur; fakat gereksiz bilgi de verilmemiştir.
Özetle:
Bu olay, doğruluk ilkesini zedelemeden akıl, tedbir ve strateji kullanmanın güzel bir örneğidir.
Kaynak:
1) bk. Vâkıdî, el-Meğâzî, 1/26, 50-51; İbn-i Seyyidü’n-Nâs, Uyûnü’l-Eser, 1/248-249; İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n–Nebeviyye, 2/264-268; Taberî, Târîhu’l-Ümemve’l-Mülûk, 2/274-275; Mustafa Âsım KÖKSAL, İslâm Târihi, 3/303-309.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet