Tevbe ve istiğfar

Aziz ve muhterem Müslümanlar!

Hutbemiz tevbe ve istiğfara dairdir. Gafur ve Rahîm olan Rabbimize sayısız hamd ü senalar olsun ki, bize hidayet nurunu nasip etmiş. İman ve islâmla şereflendirmiş. Kalbimizi îman sarayına çevirmiş. Hayatımızı Kur'ân nurlarıyla aydınlatmış.

Mukaddes dinimiz islâmiyet bir İlahî hikmet eczahânesidir. Onda her derde deva, her hastalığa şifa olacak ilaçlar vardır.

Yüce kitabımız Kur'ân, muzdarip insanlara şifa, dertli insanlara kati bir devadır. Onu okuyan ve hakikatları anlayan, gerçek bir âlim olur. Ona sarılan sultan, ondan ayrılan iki cihanda rezil ve perişan olur.

Allah'ın kelâmı olan Kur'ân-ı Kerîm'de günah kirleriyle kirlenen hayatımızı tevbe ve istiğfar suyuyla temizlememiz emredilmektedir. Günahkâr kulların ilk müracaat edecekleri kapı, tevbe kapısıdır. Kıyamete kadar açıktır. Nebiler, veliler, Allah rızasını arayanlar, aradıklarını hep orada bulmuş, bizlere de o kapıyı göstermişlerdir.

Hatasız kul olmaz, bütün insanlar hata edebilir. İnsanın yaratılışında hayra, şerre, iyiye, kötüye müsait meyiller vardır. Herkeste bir nefs-i emmâre bulunur, insanı daima kötü şeylere sevkeder, kötü işleri yapmak ister.

İnsanın en büyük düşmanı şeytan, en zararlı düşmanı da nefistir. Nefsine mağlup olan insan, işin sonunun nereye varacağım düşünmez, hazır lezzete bakar, nefis ve şeytana uyar, günahlara girer. Her iki hayatını da berbat eder.

Anlaşılan odur ki, insanda birbirine zıt iki taraf vardır. Hem günah, hem de sevap işlemek meyli vardır. Günahı nefis, sevabı da ruh arzular, îman kuvvetli olursa ruha yardım olur. îman zayıf olursa nefse kuvvet gelir. Aklı ve ruhu mağlup eder.

Bir insanın îmanı ne kadar kuvvetli de olsa yine beşerdir, şaşar. Kusur ve günah işler. Mühim olan, sevaplı amellerin fazla olması, İslâmî hayatın asıl alınmasıdır.

Nefse mağlup olup işlenen günah ve kusurlar için derhal tevbe lâzımdır. Bir kul işlediği günahlara pişman olup gözyaşı döker, boynunu büker, tevbe kapısını çalan "Yâ Rab! Kapına geldim, kusurlarımı bildim, bir daha yapmamaya karar verdim, beni bağışlar diyerek yalvarırsa Tevvâb-ı Rahim tevbesini kabul eder. Allah çok tevbe eden kulunu sever. Kur'ân-ı Kerîm'de, "Ey mü'minler! Kalpten tevbe ederek Allah'a dönün ki, Rabbiniz kötülüklerinizi örtsün, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koysun!" Duyurulmaktadır.

Aziz mü'minler! "Accilû bi't-tevbeti kable'l-mevti." (Ölüm gelmeden önce tevbe etmekte acele ediniz!) hadîs-i şerifine kulak verip acele tevbe edelim, bâtıldan Hakk'a dönelim. Unutmayalım ki: "İşlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şüphe, kalp ve ruhumuzda yaralar açar. O yaralardan hâsıl olan vesveseler, şüpheler, ne'ûzu billah, mahall-i îman olan bâtın-ı kalbe ilişip imam zedeler ve îmanın tercümanı olan lisanın zevk-i ruhanîsine ilişip zikirden nefretkârâne uzaklaştırıp susturuyorlar.

Evet, günah kalbe işleyip siyahlandıra siyahlandıra tâ nur-ı îmanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Her günah içinde küfre giden bir yol vardır. O günah tevbe ve istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırıyor." Pek uzun olan ebedî hayatımızı tehdit ediyor.

Günahlar kulu Allah'tan uzaklaştırır. Samimî bir tevbe insanı Allah'a yaklaştırır. Aff-ı İlahîye mazhar eder.

En büyük düşmanımız olan "şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir. Tâ ki, istiğfar ve isti'aze yolunu kapasın! Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik eder, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin! Adetâ taksirattan takdis etsin!; Evet, şeytanı dinleyen bir nefis kusurunu görmek istemez. Görse de yüz tevil ile tevil ettirir. Nefisine nazar-ı rızâ ile baktığı için ayıbını görmez, ayıbım görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiâze etmez, [şeytana maskara olur. Hz. Yusuf Aleyhisselâm gibi bir peygamber-i âlî şan, 'Vemâ überriü nefsî innennefse leemmâretün bissûi illâ mâ rahime Rabbî" dediği halde, nasıl nefse itimat edilebilir? Nefsini ittiham eden kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden istiğfar eder. İstiğfar eden istiâze eder. İstiâze eden şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur, kusur olmaktan çıkar. İtiraf etse affa müstahak olur."

Resûl-i Ekrem Efendimiz (sav) saadetle buyuruyorlan "İnsan sevabından duyduğu sevinç kadar îman sahibi, günahından duyduğu üzüntü kadar da îmana maliktir."

Günahlarımızı asla küçük görmemeli, basit zannetmemeliyiz. Zira hadiste, "Devam edilen günah küçülmez, tevbe edilen günah da büyümez!" buyurulmuştur. Demek ki küçük görüp de devam edilen günah

büyür, büyük görüp de tevbe edilen günah küçülür, zararsız hale gelir. Çıkan küçük bir yangını hemen söndürürseniz, büyük felâketleri önlemiş olursunuz.

Aziz Müslümanlar! Allah'ın rahmetinden ümit kesilmez, ümit kesmek haramdır. Günahlara girmiş bir Müslüman kebâiri işlemekle kâfir olmaz, günahkâr olur, kirlenmiş olur. Yapılacak iş, tam bir tevbe edip geçmişini bir daha tekrar etmemek, temiz bir İslâmî hayata başlayıp mazisini temizlemektir. Namaz, oruç, zekât ve hac gibi bedenî ve malî ibadetleri kaza etmek; hak sahiplerine haklarını vermek veya helâlleşmek; hem Allah, hem de kul haklarım ödemek tevbenin kabulü için lüzumlu şartlardır.

Cenâb-ı Hak buyuruyor: "Ey Muhammedi De ki: Ey kendilerine kötülük edip israf eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz! Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar, çünkü O bağışlayandır, merhametlidir."

Ne yazık ki bâzı kimseler günahlarının çokluğunu, hatalarının büyüklüğünü düşünürler, tevbelerinin kabul olmayacağını, bir daha dönüş yapamayacaklarını zannederler. Bunları felâkete atan daha çok ümitsizlikleridir. Halbuki şirk ve küfürden başka Allah'ın affetmeyeceği günah, kabul etmeyeceği tevbe yoktur. Yeter ki günahkârlar samimî bir tevbe etsinler.

Sevgili Peygamberimiz (sav) emrediyor: "Ey insanlar! Allah'a tevbe ediniz! Zira ben günde O'na yüz kere tevbe ederim!"

Tam bir ihlâsla tevbe eden kulun daha önceden işlediği günahları da lütf-u İlahî ile sevaplara inkılâp eder.

Şunu da unutmayalım ki: Bütün hayatı isyan ve günah içinde geçen, "Sonra tevbe ederim!" düşüncesiyle tevbeyi geciktiren kimselerin ebedî hayadan tehlikededir.

Kur'ân'a kulak verelim: "Allah kötülüğü bilmeyerek işleyip de hemen tevbe edenlerin tevbesini kabul etmeyi taahhüt etmiştir. Allah işte onların tevbesini kabul eder. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir. Kötülükleri işleyip dururken ölüm kendisine geldiği zaman, 'Şimdi tevbe ettim!' diyenlerle kâfir olarak ölenlerin tevbeleri makbul değildir. İşte onlara acıklı azap hazırlamışızdır."

Tevbe etmekte acele davranıp şöyle yalvarırım: "Yâ Rab! Kusurumuzu affet, bizi kendine kul kabul et! Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl! Âmin!" diyelim, Rabbimizin sonsuz rahmetine sığınalım. O'nun rahmeti gazabından çoktur.

Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun