Böbreklerdeki Harika İşleyiş

Erzurum'da yeni taşındığım apartmanda bir gün beni hayrete düşüren bir manzarayla karşılaştım. Zemin kattaki daireye neredeyse bir kamyon dolusu koliyle serum gelmişti. Sonradan ev sahibesinin böbrek yetmezliği sebebiyle periton diyalizi yaparak hayatını devam ettirmek mecburiyetinde olduğunu öğrendim. Kendisine ablasının bir böbreği nakledilmiş; ancak vücut bunu reddetmiş.

Periton diyalizi, böbreklerin kanı temizleme görevini böbrek dışı yapmanın bir metodudur. Bilindiği üzere böbrek yetmezliği olan hastalar haftada üç-beş defa hastanelerde makineye bağlanarak kan temizleme işlemi yaptırırlar ki, buna diyaliz denir. Periton diyalizi ise, karın zarının (periton) kanı süzme görevinden istifade edilerek yapılan yarı sun'î bir işlemdir. Hastanın karnına delik açılarak karın boşluğuna serum verilir. Karın zarı (periton) vasıtasıyla kandan karın boşluğuna geçebilen ve aslında idrarla atılması gereken atık maddeler, önce dışarıdan karna verilen bu seruma karışır. Daha sonra bu verilen sıvılar kirlendikten sonra karından tekrar geri alınır ve kan bu suretle temizlenmiş olur. Karna ve kana mikrop bulaştırma riski olan bu metodu, iyi eğitim almış hastalar evlerinde kendi kendilerine uygulayabilmektedir. Hususiyle sürekli hastaneye gidemeyecek hâlsiz hastalarda uygulanmaktadır. Fakat yine de zaman zaman hastanede makineye bağlanmak da gerekmektedir.
Fizyoloji derslerinde anlatılan bir köpek deneyi vardır: Bilim adamları önce köpeklerin bir böbreklerinin yarısını ameliyatla çıkarırlar. Bu köpeklere çeşme suyu veya tuzlu su verdiklerinde köpeklerin tansiyonları normal kalır. Eğer köpekler tuzlu suyu idrarla atamasalar tansiyonlarının yükselmesi gerekirdi. Yani bir buçuk böbrek, köpek tuzlu su içse bile yeterli olabiliyordu. Bilim adamları daha sonra aynı köpeklerde deneyin ikinci safhasını yaparlar, köpeklerin sağlam böbreğini çıkarırlar ve köpekler yarım böbrekle kalır. Bu köpeklere çeşme suyu içirildiğinde tansiyon normal kalırken, tuzlu su içirildiğinde tansiyon iki kat yükselir. Bu deneyden çıkan neticenin de gösterdiği gibi, Yaratıcı böbreğin birini yedek vermiş. Herhalde canlıların tesadüfler neticesi ortaya çıktığını iddia eden evrim teorisi, bu yedek böbreği zor izah edebilir. Bu yedek organlar sayesinde böbrek hastalarına böbrek nakledilmesi imkânı da doğmuştur.

Böbrek damarlarındaki farklılık
Normalde böbrek dışındaki organ ve dokularda kalbden çıkan temiz kan damarları (arterler), küçük atardamarların (arteriyol) ardından kılcal damarlara sonra da küçük toplardamarlara(venül) ve büyük toplardamarlara (ven) ayrılır. Böbreklerde yukarıdaki damar sırası farklılık arz eder (Şekil-1). Bu onun kanı temizleme ve kandan idrar üretme görevi ile alâkalıdır. Böbreklerde temiz kan damarlarından(böbrek arteri) sonra küçük atardamarlar (1. arteriyol) daha sonra da kılcal damarlar (glomerular kılcal damar sistemi) gelir. Buraya kadar sıra normaldir. Ancak böbreklerde kılcal damardan sonra tekrar bir küçük atardamar (2. arteriyol), daha sonra tekrar bir kılcal damar (peritübüler kılcal damar sistemi) daha vardır. Bu ikinci kılcal damar sisteminden sonra da sırasıyla, bir küçük toplar damar (venül) ve büyük toplar damar (ven) gelmektedir (Şekil-2). Yani diğer vücut bölgelerinin aksine burada iki küçük atardamar ve iki kılcal damar sistemi mevcuttur.

Vücudun diğer kılcal damarlarında 17 mmHg basınç vardır; bu basınç, kılcal damarlardaki besin maddesi ve oksijenin dokuya verilmesi işlemi olan difüzyonda önemlidir. Böbreklerde ise, birinci kılcal damar yatağı iki küçük atardamar arasında bulunur ve 65 mmHg gibi yüksek bir basınca sahiptir. Bu yüksek basınç, kandan idrar oluşturacak sıvının süzülmesi için gereklidir. Aslında bilindiği üzere kılcal damarlar ince, hassas ve kırılgandır, yüksek basınç altında hemen yırtılır. Yaratılış mu'cizesi olarak böbrek kılcal damarları, bu yüksek basınca dayanıklıdır ve hayat boyu kanı bir elekten geçirip süzme ve idrar oluşturma özelliğiyle donatılmıştır. Bu yüksek basınca dayanıklı olmalarını sebepler plânında, ilk kılcal damar yatağının birbirlerine sarılı 50 civarında kılcal damarın üzüm salkımı şeklinde (glomerul) bir arada olmasına ve etraflarında onlara sağlamlık kazandıran bir muhafazanın (bowman kapsülü) bulunmasına bağlayabiliriz.

Böbreklerde, yukarıda zikredildiği üzere, ilk kılcal damar ağı, iki küçük atardamar arasında bulunur. Küçük atardamarlar, yoğun düz kas tabakası ihtiva eder. Âdeta iki küçük atardamar, bir kılcal damar ağını aralarına alıp sıkıştırarak süzülme işlemine yardım eder. Vücutta kan miktarı fazla olduğunda ve idrar miktarı da artırılmak gerektiğinde, ilk küçük atardamar genişletilmekte, ikinci küçük atardamar daraltılmakta; bu durumda kan iki küçük atardamar arasındaki kılcal damarlarda sıkışarak süzülme artmaktadır. Yıkanan çamaşırın iki ucundan tutup sıkarak suyunun çıkarılması gibi, iki küçük atardamar arasında sıkışmış böbrek glomerul kılcal damarlarından da kanın sıvı kısmı damarın dışına çıkarılmaktadır.

Kanın içindeki -hücreler ve büyük proteinler hâriç- sıvı ve diğer maddeler, daha sonra idrar hâline dönüşecek olan süzüntü sıvısına geçebilmektedir. Bir kısım ilâçlar da bu ilk süzülme işlemi ile kandan idrar sıvısına geçer. Bir günde böbreklerde süzülen sıvı miktarı 180 litredir. Eğer idrar oluşturmada iş sadece süzülme veya elekten geçirme olsaydı, günde 180 litre idrar çıkarılması gerekecekti. Bu sebepten iki küçük atardamardan sonra bir kılcal damar daha vardır. İkinci kılcal damar, süzüntünün bulunduğu böbrek tüplerinin etrafını sararak 180 litre sıvının 178,5 litresinin emilerek vücuda kazandırılmasını sağlamakta ve normal idrar miktarını günlük 1,5 litreye indirmektedir.

İkinci kılcal damar ağında, birinci kılcal damar ağının aksine basınç çok düşüktür. Düşük basınç sebebiyle, vücut için faydalı ve kıymetli maddeler, hususiyle aminoasitler, proteinler ve şeker (glikoz) bu ikinci kılcal damarlardan vücuda tekrar geri kazandırılır. Bu kıymetli besin maddelerinin tamamı geri emildiğinden sağlıklı kişilerin idrarında glikoz, protein ve aminoasitler bulunmaz. Bu konuda tam bir tasarruf prensibi işlemektedir. Eğer idrarda şeker veya protein bulunursa, bu hastalık mânâsına gelir. İdrarda şeker bulunması, şeker hastalığının en önemli delilidir. İdrarda protein bulunması ise, hususiyle böbrek yetmezliğine işaret eder. Ancak yazının başında bahsedilen periton diyalizi esnasında periton zarına süzülen maddeler direk dışarı atıldığından, vücuttan faydalı maddelerin kaybının önüne geçilememektedir. Komşumda da olduğu gibi, hasta çeşitli besin maddelerini, mineralleri ve vitaminleri diyaliz esnasında kaybetmekte ve bunların eksikliği neticesinde kronik zayıflık ve hâlsizlik ortaya çıkmaktadır.

Diyaliz hastalarında bir diğer problem de kandaki tuzun tam olarak vücuttan atılamaması neticesinde tansiyonun sürekli yüksek olmasıdır. Netice olarak diyaliz hastalarında yüksek tansiyon riski daha fazladır. Yüksek tansiyon ve onun sebep olduğu hayatî ve ölümcül durumlar dikkatle takip edilmelidir.

Vücut için gerekli maddeler geri emilirken, atılması elzem olan üre, kreatin gibi maddeler emilmeyerek vücuttan idrarla atılır. Bir de bu emilim esnasında kanda bazı maddelerin seviyelerini düzenleme fonksiyonu vardır. Meselâ sodyum, potasyum gibi maddeler, eğer vücutta fazla ise geri alınmaz. Ancak, bu maddelerin kan değerleri düşük ise, atılmaları engellenir.

İdrarla atılan bazı maddelerin miktarlarını belirlemede vazifeli hormonlar vardır. Meselâ vücut suyunun düzenlenmesinde çok sayıda hormon görev almakla birlikte ADH (anti diüretik hormon) vücudun ihtiyacına göre su geri emilimini sağlar. Vücut sıvılarında, hususiyetle kanda, su azalırsa hipotalamustan ADH üretimi artırılır. ADH üzerinden böbrek tüplerinden su geri emilimi artırılır, idrarda su kaybı ve idrar miktarı azaltılır. Tam tersine eğer vücutta su fazlalığı varsa, hipotalamus reseptörleri bu durumu algılar ve ADH salgısı azaltılır. Böbrek tüplerini saran kılcal damarlardaki kanda bulunan bazı ilâçlar ve zehirli maddeler de, idrar sıvısına burada geçirilir. Bütün bu görevler, bu kılcal damar ağında mükemmel işleyen bir otomatizma içinde gerçekleştirilir ve hiçbir aksama olmaz.

Vücudun diğer organ ve dokularında bir küçük atardamar ve bir kılcal damar varken, böbrek damarlarında ona verilmiş hassas görevlerin eksiksiz yerine getirilmesi için, iki küçük atardamar ile birbirinden farklı iki kılcal damarın varlığı, sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Sâni-i Kadîr'e işaret etmektedir. Hattâ böbrekte bile iki farklı kılcal damardan birinde yüksek basınç olup süzülme olması, diğerinde tam aksine düşük basınç olup geri emilimin bu yolla sağlanması ancak ikram-ı İlâhî ile olabilir. Burada diğer organlardan farklı olarak böbreğin görevine uygun olarak iki farklı kılcal damar ve küçük atardamar yaratılmıştır. Ancak birinci kılcal damar ile ikinci kılcal damar, birbirine tam zıt görevler yapmaktadır. Bu zıt göreve uygun düzenlemenin, tesadüfî mutasyonlar ile olması mümkün değildir. Aslında böbreklerde diğer organlara kıyasla iki adet yaratılan küçük atardamar da birbirine zıt görevler yapmaktadır. Birinci küçük atardamar genişletilirken, ikinci küçük atardamar daraltılarak daha fazla sıvının glomerul kılcal damarlarında hapsedilmesi sonucunda süzülme ve neticede de idrar miktarı artırılmaktadır. Aynı damarların birbirine zıt ancak göreve uygun vazifelerle donatılması tesadüflerin eseri olamaz. Bu durum her şeyi bilen, gören, tanzim eden bir Sâni-i Hakîm'in varlığını ilân eder.

( Prof.Dr.Ömer ARİFAĞAOĞLU)

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun