Neyi daha çok seviyoruz?

Tekâsür suresinde Allah Teâlâ mealen

“Dünyalıkları çoğaltma kaygısı ve kavgası sizi öylesine hükmü altına aldı ki, kabirlere gidip burada bile kimin aşireti çok yarışına girdiniz” (Tekâsür, 102/1-2)

buyuruyor.

Allah’ın has kulları, evliyâsı, O’nu ve Resulünü kendilerinden bile çok sevme saadetine erişmiş kâmil insanlar dünyalıkları çoğaltma peşinde koşmazlar, Allah onlara dünyalık verirse de buna bağlanmaz, biriktirip üstüne yatmaz, onu sevgilisinin rızası için nasıl gerekiyorsa öyle kullanırlar. Bu kulların mutluluğu fani, gelip geçici, ebediyete taşıma imkânı olmayan varlıklarla değil, insanı Allah sevgisine kavuşturan amellerle olur.

Hepimiz kendimizi hesaba çekmeliyiz, sorgulamalıyız, şu sorulara cevap bulmalıyız:

Ben gerçekten en çok neyi ve kimi seviyorum? Eğer sözde “Allah’ı ve Resulünü” ise bu sevgi için ne yapıyorum?

Ömrümün büyük bir kısmını kefenimin içine sığdıramayacağım dünyalık edinmek, onun peşinde koşmak ve onları sevmek, onlarla mutlu olmak şeklinde mi geçirdim, yoksa vazife icabı dünyalıklarla meşgul olsam bile gönlümü onlara bağlamamaya, mutluluğu Allah ve Resulullah sevgisinde aramaya muvaffak olabildim mi?

Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştu:

“Allah’ı ve beni kendinden, malından ve ailesinden daha fazla sevmeyen (gerçek ve halis) mümin olmaz”. 

Biz Allah’ı ve Resulünü kendimizden daha çok seviyor muyuz?

Eğer bu soruya cevabımız “Evet” ise ömrümüzü neyin peşinde tüketiyor, imkân ve servetimizi nasıl kazanıyor ve hangi sevgi uğruna harcıyoruz?

Bu soruları soralım ve sevgimizin hedefini dert edinelim; çünkü Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Peygamber’inden ve O’nun yolunda cihattan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu (kıyameti) gerçekleştirinceye kadar bekleyin. Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez. (Tevbe, 10/24)

“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” (Âl-i İmran, 3/31).

Allah Teâlâ’nın Peygamberimizi (s.a.v.) sevdiğini açıklaması ve bizim de bu kutsal sevgiye nail olabilmemiz için bir fırsat lütfetmesi ne büyük bir devlet, ne büyük bir nimet; demek ki, O’nun sevgilisinin yolunu izlersek, ahlakını özümsersek, ona özgü olmayan her hususta onun gibi olmaya çalışırsak Allah bizi de sevecektir.

Allah’ın Sevgilisinin terbiye ettiği sahabe içinde servet sahibi olanlar da vardı; ama Allah yolunda harcama teklifi gelince servetlerinin yarısını, önemli bir kısmını, tamamını derhal verirler, kimi ve neyi en çok sevdiklerini ispat ederlerdi.

Savaşta barışta onu korumak için canını, elini ayağını kaybetmiş birçok sahabe vardır.

Tasavvuf erbabına göre Allah Teâlâ, Peygamberimize olan sevgisi yüzünden başka şeyleri yaratmıştır; işte yaratılmış hiçbir şey yok iken Allah’ın, Peygamberimize olan sevgisi (hubb-i sırf) aynı zamanda “hakikat-i Muhammediyye”dir. Seyri sülukun amacı da o muhabbetten nasip almaktır.

Allah cümlemizi sevgide şirkten korusun vesselam.
 

446 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun