Cenazenin musiki / marş veya tekbir eşliğinde taşınması

"İstemem nakl-i cenâzemde çeleng-ü âhenk
Debdebeyle gidilir sâha değildir makber
Orası medhalidir bârigeh-i Mevlâ'nın
Kapısından içeri aczile girmek ister."

Yukarıdaki dörtlük mütefekkir, mutasavvıf, şair Tâhirülmevlevî'ye aittir. “Cenazemi taşırken çelenk ve musiki istemem. Kabristan gürültü ve gösteriş yaparak gidilecek bir saha değildir. Orası Mevlâ'nın Huzuru'na giriştir. Kapısından içeri boynu bükük girmek gerekir.” diyor.

Herhangi bir müminin cenaze namazı kılındıktan sonra, onu kabre kadar taşımak vazifesi vardır. Bir de taşımaya iştirak etmeyenlerin cenazeyi görünce ayağa kalkıp kalkmamaları mevzûu münakâşa edilmiştir.

Önce hadîslere bakalım:

a) İlgili hadislere göre, Müslümanların birbiri üzerindeki haklarından biri de cenazeyi taşımak ve defnetmektir.

b) Ebû Hureyre'nin rivâyet ettiğine göre Rasûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Namaz kılınıncaya kadar cenazenin yanında bulunana bir kırât; defnedilinceye kadar hazır bulunana iki kırât ecir vardır.” "İki kırât nedir?" diye sorulunca, “İki büyük dağ gibidir.”

Hadisleri yorumlayan İbn Kudâme'ye göre cenazeye katılmanın üç derecesi vardır:

Birincisi, namaz kılıp ayrılmaktır.

İkincisi, defnedilinceye kadar hizmetlere katılmaktır.

Üçüncüsü, definden sonra da kabrin başında bir müddet bekleyip duâ ve istiğfar ile meşgul olmaktır.

Cenazeyi kabre götürenlerin ölümü, âhireti ve Allah'ı düşünmeleri, sükûneti muhafaza etmeleri, dünyevî meseleleri konuşmamaları, gülmemeleri bu vazifenin âdâbı cümlesindendir.

Cenazenin dört tarafından kırk adım taşımak teşvik edilmiştir.

Bu esnada bağırıp çağırmak, sesli olarak tekbir getirmek ve zikir yapmak, çalgı ve çelenk bid'attır, menedilmiştir. Cenaze kabre indirilinceye kadar -bazı müctehidlere göre omuzlardan yere indirilinceye kadar- oturmak mekrûhtur.

Cenazeyi görünce ayağa kalkma meselesine gelince:

Sahih hadîslere göre Nebiyy-i Ekrem'in (s.a.v) cenaze görünce ayağa kalktığı, etrafındakilere de "Kalkın!.." dediği rivayet edilmiş; hatta bir defasında, “Bu Yahudi ölüsüdür?..” demişler; “O da bir şahıs (veya hayat) değil midir?” cevabını vermiştir.

Gene sahih hadîslerde Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) kalkmayı terkettiği rivâyet edilmiştir.

Bu karşılıklı rivâyetleri yorumlayan alimlerden bir kısmı “Kalkmak önce mendûp iken sonra neshedilmiştir, cenazeye kalkılmaz.” demişlerdir.

Ebû Hanife böyle diyenler arasındadır.

Bazıları "kalkmak veya kalkmamak serbesttir" demiş, bazıları da "Kalkmak daha iyidir. Hz. Peygamber'in (s.a.v) oturması, sadece bunun caiz olduğunu bildirmek içindir." demişlerdir. Nevevî, İbn Hazm, Ebû İshâk eş-Şirâzî, kalkmayı tercih edenler arasındadır.

İhtiyaç olunca cenazeyi vasıta ile taşımak da caiz görülmüştür.

Okunma sayısı : 1.000+