Bir erkek, başını örtmeyen, namazını kılmayan eşini, hadiste geçen tabirle eliyle düzeltemez mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Konuyla ilgili rivayet şudur:

“Bir çirkinlik gördüğünüzde gücünüz yetiyorsa elinizle, yetmiyorsa dilinizle düzeltin, ona da yetmiyorsa içinizden –o eyleme- buğz edin. Buğz etmek imanın en zayıf mertebesidir." (Müslim, İman 78; Ebu Davut, Salat, 232)

Bu konuyu birkaç madde halinde açıklamaya çalışacağız:

- Alimlerimize göre,  hadiste geçen “çirkinliğe el / güçle müdahale etmek” şahısların değil, elinde mutlak gücü olan devletin işidir. Çünkü, bu tür olaylara fertler kendi başlarına müdahale ettikleri takdirde, toplumda kargaşa olur. Devletin icraatına gösterilen tahammül, fertlere gösterilmez.

- Her hadisi kendi bağlamında değerlendirmek gerekir. Söz konusu hadiste ifade edilen hükümler, başka ayet ve hadislerde gösterilen hükümlerle sınırlandırılmıştır. Örneğin, “Anne-babanıza of demeyin” ayetiyle ebeveynler bu hükmün dışında bırakılmıştır. Bir evlat marufu emir, münkeri nehiy etmek çerçevesinde, başka insanlara karşı göstereceği sert ifadeleri, anne-babasına karşı  gösteremez. Bir hanım kocasına karşı, bir öğrenci hocasına karşı aynı tavrı takınamaz. Demek ki istisnalar olabilir.(Gazalî, İhya,2/314)..

- Bir nasihatte fayda umulmuyorsa, nasihatin neticesi bilakis olumsuz netice doğuracaksa, o takdirde iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma gereği ortadan kalkar.

- Asıl olan Allah’ın emirlerine muhalif hareket eden kimse üzerinde kalıcı bir etki meydana getirmektir. Herkes biliyor ki, kalıcı etki zorlama ile değil, ikna ile hasıl olur. Elbette devlet kendi işini güç kullanarak da yapar. Fakat fertlere düşen kalpleri fethetmektir. Bu da ilim, irfan, yumuşak söz, samimi şefkat, nefsanî arzulardan ve gururdan uzak bir tavırla mümkündür. “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” mealindeki hadisten çıkaracağımız önemli dersler vardır.

- Aile içerisinde dini görevlerini yerine getirmeyen eşine zorla yaptırım uygulamak –kanaatimizce- olumlu sonuçlara götürmez. Namaz kılmak, başörtüsünü takmaktan çok daha önemli bir emirdir. Kur’an’da Hz. Pegamber (a.s.m)’e ailesini namaz kılmaya çağırmasını talep ederken, zor kullanmasını öğütlememektedir. İlgili ayetin meali şöyledir:

“Resulüm! Ailene namaz kılmalarını emret, kendin de namaza devam et.”(Ta Ha, 20/132).

Bu ayetin nüzulünden sonra Hz. Peygamber (a.s.m) aylarca Hz. Ali  ve Hz. Fatıma’nın (r.anhuma) evlerine giderek onları namaz kılmaya / namaza devam etmeye davet etmiştir. (Râzî, ilgili ayetin tefsiri).

- Sonuç olarak, diyebiliriz ki, bu asırdaki insanların durumunu  çok iyi bilmek gerekir. Adeta bir Mekke devri kadar islamî bilgilere, imanlarını takviyeye muhtaç olan bu günkü insanları toleranslı, ama sabırla gerçekleri -tiksindirmeden- hatırlatmayı büyük bir ferasetle öğretmek gerekir. Hz. Ali (ra)’nin “İslam’ı öyle anlatın ki, Allah ve Resulü yalanlanmasın.” altın tavsiyesini rehber edinmek lazımdır. Bunun anlamı şudur:

“Her dediğin doğru olmalı, ama her doğruyu her yerde söyleme hakkına sahip değilsin.”

“Medenilere galebe çalmak, söz anlamayan vahşiler / bedeviler gibi icbar ile değil, ikna iledir.”

Çünkü mühim olan üzüm yemektir, bağcıyı dövmek değildir. 

Müslümanların bir vazifesi de tebliğdir. Her Müslüman bilgisi nisbetinde hak din olan İslamı anlatmalıdır. Anlatacağı kişi eşi, çocuğu veya veya bir başkası olabilir. Bu konuda bir sınırlama yoktur.

Şunu da unutmamalıyız ki bizim vazifemiz sadece tebliğdir. Halimizle ve dilimizle anlatmaktır.  Neticeyi veren ise Allah'tır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Bir yanlışlık gördüğümüzde düzeltmezsek günaha girer miyiz?..

Tebliğ ve Peygamberimiz (asv)'in tebliğ metodu hakkında bilgi verir misiniz?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun